Annecim bugün bana geldi, evi derleyip toparlamaya. Her ay temizlikçi kadın çağırıp dünyanın parasını elâleme vermek bana koyuyordu hani, randevu ile iki hafta sonraya ancak gün alabildiğim bir temizlikçinin aylık kazancının benimkine yakın olmasına zaten uyuzum. Anneme “sen ayda bir gelsene bana, hem oğlunun evini merak eder, görmek istersin, ayrıca sana yarı parasını veririm kadının” diyerek ayarttım onu. “Zaten bana arada para veriyorsun” gibi laflar etti başlarda, “ama annecim, bu parayı alnının teriyle kazanmış olacaksın, hak edeceksin, hayatın boyunca tükettin, babamı sömürdün, insanları kullandın, yedin içtin yattın ama artık kişisel devrimini yapma zamanın geldi, ben bir fırsat sunuyorum sana, ayrıca para gene aile içinde kalacak” yaklaşımıma öncelikle oturaklı bir küfürle cevap vermiş olsa da, “paranın aile içinde kalacak olduğu fikri” kafasına yattı canikomun.
İkinci gelişiydi, fakat sanırsam bugünkü ziyareti, son olacak. Çok üzerine gittim :-)
Akşam işten eve geldiğimde aramızda geçen konuşmalardan bazıları:
Ben: O gömlek neden ütülenmedi?
Anne: Bunlar yeni çıktı makineden, zaman yok ütülemeye.
B: İyi de ne yaptın akşama kadar? Ne zaman ütülenecek bu? En güzel gömleğim!
A: Bir daha ki gelişimde ütülerim artık. Veya ütület birine.
B: Ne demek ya ütület? Ne demek bir daha ki gelişim? Para alıyorsun sen bunun için.
A: Bana bak şerefsizlik yapma, valla para filan almam. Sinirimi bozma benim.
B: Sen bilirsin ama sonra kazık kadar adam oldu hala evini bana temizletiyor dersin.
A: Derim tabii.
B: O yüzden para alacaksın.
A: Para için burada değilim ben.
B: Ne diye geldin o zaman, manyak mısın sen kalktın evinden buraya?
A: Vallahi manyak lafı az gelir bana.
***
(Eski evinden getirip benim çirkin eski tüllerimin yerine taktığı güzel zarif tüller hakkında)
B: Anne! Bunlar hani iki üç santim kısaydı camdan?
A: Bana öyle gelmişti, ne bileyim…
B: Ulan bu tüller bir karış kısa! Ben ne yapacağım bu evde?
A: Güneşlikleri kapatırsın? Veya giyinik dolaşırsın... Zaten bu tülden fazla görünmez içerisi…
B: Saçmalama ya… Psikopatım ama teşhirci değilim. Nerde eski tüller?
A: Yatak odanda, dolabın yanındaki torbaya koydum.
B: Offf anne… Bir sürü iş çıkardın. Cumartesi takmam lazım onları yani.
A: Cumartesi günü kim gelecek ki sana?
B: Ne diyorsun anne?
A: Tamam ya bir şey demedim.
***
B: Anneannemin halısını özledin mi sen bakayım? Bak, ne güzel duruyor holde…
A: Bu da (salondaki) onun halısıydı. Hem de ben çocuktum o zaman.
B: Neee? Anne bu halı çok yeni görünüyor? Onun olduğunu bilmiyordum.
A: Deden bu halıyı getirmişti evimize, hem de ikinci el, inanabiliyor musun?
B: Doğru halı hakkında konuştuğumuza emin misin anne?
A: Elbette, hatta annem çok şüphe etmişti, acaba hırsızlık malı mı diye… O kadar güzeldi ve ucuzdu ikinci el olmasına rağmen.
B: Hadi ya.
A: Evet… Bu halı antika sayılır aslında… Düşünsene, çocuktum ve ikinci el olarak eve geldi.
B: İyi de hırsızlar neden halı çalsınlar ki?
A: Bizim çocukluğumuzda hırsızlar sadece halı çalardı… Başka bir şey yoktu ki evden çalacak…
B: Hmm.. Annecim… Bu halıyı sen almalısın, ben holdeki ile idare ederim…
A: Yok canım… Senin artık o…
B:… (geçen gün halının üstüne bir şişe mariachi döktüğümü söylesem, işte o zaman kötü çocuk olurdum ben)
***
A: Bak ne buldum.
B: Ne? Neymiş o? Hııı…
A: Bilmem, ben sana sorayım. Kimin acaba?
B: Off anne ya, benim değil.
A: Senin olmadığını biliyorum. Erkeğe benziyorsun, en azından öyle biliyorum ben.
B: Annecim, Paranı al, temizliği yap, sonra git be kadın! Ahiret sualleri sorma lütfen.
A: Ne yapayım peki bunu?
B: Sütyen askısı ne yapılır hiçbir fikrim yok anne! At istersen.
A: Geçen gelişimde yoktu bu?
B: Geçen gelişinde temizlik yaptığına emin misin? O zaman verdiğim para haram olacak sanırım.
A: Hakikaten şerefsizsin sen ya. Nasıl pırıl pırıl yapmıştım evi nankör çocuk.
B: Evet anne, ben bir şerefsizim ama senin oğlunum.
A: Ben seni ne güzel yetiştirmiştim… Sonra bozuldun sen.
B: Bana ne… Ya sev ya terk et beni… Allah aşkına bıraksana şunu elinden!
***
B: Nasıl gideceksin eve sen?
A: Baban gelecek beni alacak.
B: Anne çok üzerime geliyorsun ama. Babamın ne zaman geleceği belli olmaz, Ben gönderirim seni. Yeter evi işgal ettiğin...
A: Yok canım, biraz dolaşırız onunla hem. Alış veriş de yaparız.
B: Dur ben arayayım babamı. (…) Alo?
Baba: Efendim oğlum?
B: Babaların babası, benim güzel babam, neredesin?
Baba: Güzel oğlum benim, Topkapı’dayım, birazdan senin evine gideceğim anneni almaya.
B: Yok baba gelme sakın, ben evdeyim, annemin işi bitti, ayrıca inanılmaz trafik var, girme o kalabalığa, değmez bu kadın için.
Baba: E nasıl gidecek?
B: Ben şoförü çağırırım, bırakır onu sizin eve. Gelme, ne olursun gelme. Durmasın burada, hem çok yoruldu, evine gitmeli.
Baba: O da gel demişti ama…
B: Dünyanın en iyi babası, geleceksin de ne olacak? seni alışverişe götürecek, bir sürü para harcayacaksın… Ne gerek var, zaten yollar berbat… Evine git sen, onu da yollarım şimdi.
Baba: Ya gelmezse eve? Kurtlar kapar filan…
B: Beraber kutlarız baba :) Sana kadın mı yok, buluruz bir analı-kızlı kendimize :)
Baba: Hahahahaha! Tamam o zaman, hadi görüşürüz.
B: Görüşürüz benim canım babam, ellerini öpüyorum... (…) Gel-me-ye-cek işte, Gelmiyor!!! Hahahaha!
A: Çok iğrençsin yaaa… Babana bulunur her zaman ama sana kız bulamayız valla… Manyak mı olmuşlar…
***
B: Telefonunu aldın mı? Anahtarını? Cüzdanını?
A: Hepsini aldım.
B: Dur sarılayım sana şöyle kocamannnn…
A: Sarıl, zaten inanmıyorum sana.
B: Beni seviyor musun?
A: Mecburen. Çaresiz…
B: Canımsın sen benim ya… Ne yaparım ben sensiz?
A: Yalancı.
B: Yalancının doğru sözü çok değerlidir ama :-)
A: Sen neden böyle oldun yaaa….
B: Bilmiyorum ama seni çok seviyorum ben… Mucks.