Bazı insanların kalbi o kadar incedir ki, kırıldığında sorumlu tutulamaz kimse. Üflesen yıkılacaktır, dokunsan çatlayacaktır zaten. Biri hoh! demiştir, iskambil kağıdı misali devrilmiştir o gönül, bir başkası azıcık sert koymuştur yumurta poşetini mutfak tezgahına ve kalbin içindeki öz saçılmıştır ortalığa…
Kendi artık bir işe yaramayacağı gibi, çevresini de kirletir…
Duygularımızın katışıksız, saf olmaması insanlarla ilişkilerimizde karşımıza çıkan en ciddi müşküllerden… Nefret ettiğimiz kişilerde hoşlandığımız yanlar görebiliyoruz, sevdiğimiz kimselerde de midemizi bulandıran yönler… Ruhumuzu yıpratan, bozan, gözlerimizin altında vaktinden evvel kırışıkları derinleştiren, yüzümüzden sıcak gülüşleri saklayıp gömen, içinde bulunduğumuz bu duygusal karmaşa…
Yapay cennetlerimiz var… Aslında o kadar basit, sıradan, renksiz hayatlar sürüyoruz ki… Kendimize toz kondurmuyoruz dışarıdan gelen müdahalelerde, lakin içten içe sürekli “kaçma”, “her şeye yeniden başlama”, “geçmişi unutma” peşindeyiz; çıkış arıyoruz… Savunma mekanizmalarımızın bastırmaya güç yetiremediği bir acziyetten başka bir şey değil bu durum; çıplak ruhumuzun orasını burasını ellerimizle kapatıyoruz utandığımızdan, ama kıçımız açıkta kalıyor, ne yazık ki farkındayız. Hayata yeni bir başlangıç yaparak, aslında kendimizi yüceltmek, üstümüze başımıza - içimize dışımıza bulaşmış, yetmezmiş gibi bir de sinmiş, en derinlerimize kadar ilişip oraya kök salmış fenalıklardan “bu defa” uzak durmak ve bir daha asla bizi alçaltan o çirkinliklere yaklaşmayacağımızı öngörüyoruz. Ümitsizliğimiz ise, bu hayalin imkansızlığından ileri geliyor. Her şey yeniden başlayabilir, hayat sıfırdan kurulabilir, ama daha evvel de bir yerde yazmıştım, “geçmiş, aslında geçmemiştir.”
Oscar Wilde’ın hatun kısmısı için söylediği enfes bir söz var: "Geçmişi olan kadının geleceği yoktur." Erkekleri neden etkisiz eleman olarak görmüş bilmiyorum, bu söz pekâlâ unisex şeklinde addedilebilir; eğer sürekli kafamızda dönüp duran bir çağrışım dünyamız varsa, yaşadıklarımız geçmişimizde kalmayıp sürekli bizi çimdikleten tecrübelerimizden ileri geliyor bu hal… Örneklendirelim: Bugün Beyoğlu-Mephisto’da kitap kokusunu içime çektim, Simurg’a geçmek için oradan ayrılacağım sırada, kapı ağzında bir kadına yol verdim, tam ben çıkacakken yaşlı bir adam belirdi, ona da müsaade ettim, hemen ardından genç bir çift belirdi, onları bekledim girsinler diye. Çıkmaya teşebbüs ettiğim anda kapı eşiğinde bir kız belirdi, kendi kendime “s*ktiğimin kapısından ben geçeceğim şimdi sen bekle bee” dedim, yol vereceğimi umup adım atmasıyla, benden oturaklı bir omuz yemesi bir oldu - ezip geçtim de denilebilir. Öncekilerden daha uzak değildi kapıya, ama ben daha evvel yol verip kibarlık yaptıklarımı düşündüm ve “yeter” dedim. Bütün bunlar bin bir, bin iki, bin üç, bin dört, bin beş, yani en fazla beş saniye içinde oldu. Kaba biri olsaydım, ilk kişiye de yol vermezdim, ama öncekilere yeterince nezaket gösterdiğimi düşünüp o kızı ezdim. Bu bir kapı ağzı tecrübesi. Belki kapıdan geçmeyi ötekilerden fazla hak ediyordu, ama artık bekleyecek durumda değildim ben, dört beş saniyelik deneyimim Mephisto’dan çıkmak için başka bir yol olmadığını gösterdi bana o sırada – arkamı dönüp kızdan özür bile dilemedim ayrıca.
Yazının başına dönelim: O kızın kalbini kırmış olamam, en fazla omzunu kırmışımdır o darp etme sırasında. Ama kendimi, kendi kalbimi kırdım işte, kapı eşiğinde yaşadığım anlamsız bekleme tecrübem, beni bir insana karşı duygusuz bir hoyratlıkla davranmaya itti. “Ayyy!” diye minik bir çığlık bile attı. O an umursamak gelmedi içimden.
Bu karmaşık ve dağınık yazının bir ana fikri yok, ama olsaydı sanırım şuna benzerdi: İnsanlar hem mutsuzdur hem de tatminsiz, çünkü daima pişmanlık yaşarlar. “Hayatımda hiçbir şey için pişmanlık duymadım” diyenlere orta parmak yakışır, yalan söylüyorlardır. Bunun yanında tecrübe, aslında iyi bir şey değildir, çünkü “iyi” bir şey haline gelene kadar, yani rafine olana dek yaşadıklarımız/hissettiklerimiz aslında koca bir bok çukurundan ibaret… İş işten geçtikten sonra neye yarar deneyim…
Çok şey yaşayan, çok şey gören insanlar o nedenle mutlu değiller zaten.

Şimdi usta, bir karşılıklı bakışım modeli geliştirmek istiyorum ben burda. Sen o kızın hayatında ona kapıyı açtıktan sonra fırlayıp omzuna çarpan ayı olarak tam beş saniyelik bir yer işgal ediyorsun. Sonrasında o kız gidip kendisini Boğaz Köprüsü'nden atmıyor. Atsa bile aslında senin hamlen o güne kadar krıgınlıklar biriktirdiği bardağı taşıran son damla olur ki gene de aslında bir önemi yoktur. Ama o kız senin hayatında bu olayın edilgen, olaydan etkilenen kişisi olmasına rağmen tam bir yazılık yer işgal edebiliyor. Dediğim gibi bütün edilgenliğine rağmen. Şimdi burda bir sorun yok mu?
YanıtlaSilKarşılıklı bakışım modelinin ne olduğunu da sana bırakıyorum. O ne ya! :)
YanıtlaSilUlu Büyük Usta, yazıda bahsedilen kız ın yerinde bir teyze, bir hamile veya scarlett johansonn da olabilirdi, o kızın bakış açısından hadiseyi ele alacak olsaydım istiklal'de yürürken aldığı önceki omuz darbelerinden sonra benimkisini 'erkek hayvanlığı bağlamında omuz yeme tecrübesinin' bardağı taşıran son damlası olarak niteleyebilirdim belki.
YanıtlaSilBana ne o kızdan, görsem tanımam:) [Ayy! dese tanırım ama.)
Hayatımız, attığımız ve yediğimiz omuz darbeleri şeklinde özetlenebilir belki. Etken veya edilgen rollere göre "ayy!", veya "hay allah yapmasaydım keşke" lerle dolu uzun repliklerimiz var doğaçlama gelişen.
Karşılıklı bakışım modelin hakkında Safiye Ayla söylüyor senin için;
Niçin baktın bana öyle?
Derdin nedir, durma söyle
Durgunsun sular gibi
İçli duygular gibi
Gözlerinde sevdâ var
Derin uykular gibi
not: Yüce Usta, gecenin ikisinde elimde bira ile porno mu izlesem, bloga yazı mı yazsam dilemmasından ortaya bu saçma yazı çıktı, sorunları görmezden gel:-)
Virgilius, Gaykedi nin benim en son postuma yazdığı bir yorum var, bayıldım ben.. Aynını sana yazıyorum, uyuyor çünkü..
YanıtlaSil"öğrenilmiş çaresizlik...skandalll..."
:)
Yapma güzel abim..
talisman, doğrusu gaykedi'nin o yorumunu okuduğumda "bu adam söz konusu kavramı benim blogdaki yazıdan mı öğrendi de talisman'a yapıştırdı acaba?" diye düşünmedim değil :)
YanıtlaSilBana uyduğunu bilmesem kendime yazmazdım zaten:)
"dokunsalar ağlayacaktım, dokundular ağladım." işte bu benim. yeni başlangıçlar yapmak istiyorum. ama geçmişim olduğu için geleceğim de yok, aynen dediğin gibi. çok bedbahtım.
YanıtlaSildide, bu bir türk filmi repliği...
YanıtlaSil"çok bedbahtım", farklı bir ifadesi de "hiç mesut değilim."
(ben genelde ikincisini kullanırım, hem de sıklıkla.)
Elea’lı Parmenides (75 yaşındayken) çömezi Zenon ile Atina’yı ziyaret ettiğinde, o sırada 25'indeki Sokrates ile idealar dünyasını tartışırken Sokrates’e demiş ki: “Henüz gençsin, felsefenin eline düşmüş değilsin.”
Bu cümleyi duymaktan nefret ettiğini biliyorum - sanma ki ben keyif almaktayım- ama; henüz çok gençsin dide... Hayatın eline düşmüş değilsin, düşmesen iyi edersin...
keşke porno izleyeseydin virgilius :P
YanıtlaSil( kısa ve öz yorum )
ayrıca omuzunu kırdığın kız da benim gibi kafana laptop fırlatmak isterse vay haline ...
geçmişi olup geleceği olmayan adamların önde gideni seniiiiiiiiii....
bir de şu açıdan bakalım =)
YanıtlaSildiyelim ki senin omuz attığın o kız, sado-mazo bir hayat anlayışını benimsemiş. belki de o "ayy!" ünlemi "ayy, nasıl bir omuzdu o aslan parçası! bir daha kütürdet de alem omuz görsün.." gibi bir anlama da geliyor olabilir =)
en azından böyle düşündükçe hayat çok daha kolay.. hayatın eline düşmeden etrafında koşturup nanik yapmak gibi bişi =)
gosalynmallard, Tecrübe kavramı üzerine basit bir örneklemeyi sado-mazoşist yaklaşımlarla süsleyerek bir de kainata nanik yapmayı tavsiye edecek kadar ileri gitmen, nanik atak krizlerinin akut değil kronik olduğuna dair sağlam bir ipucu sunuyor bizlere...:)
YanıtlaSil(Milletin yazıyı es geçip, kızın omzunda yarattığım çürüğe takılıp kalması da enteresan.)
Ayrıca hayatı yaşanır kılmak da ne demek? Hayatın zorlaşması ve içinden çıkılmaz bir hale gelmesi makbuldür :)
Bir arkadaşımın güzel bir sözüydü, "nevrozlar bizi insan yapıyor, yoksa ne farkımız kalırdı bitkilerden?"
hmm o zaman öncelikle böyle bir deneyimleme sürecinin bize ne faydası olduğunu düşünelim. yani sen yarın o kapıdan çıkarken 3 kişiyi de bekledikten sonra sıra o kıza geldiğinde bu sefer yol verecek misin? bence hayır.
YanıtlaSildemem o ki bence bu iyi huylu bi nevroz diil, beyin kemiren cinsten bir şey.
deneyimlerin pragmatik getitilerine değinecek olursak, ateşin elini yaktığını tecrübe eden bir çocuk bir daha uzak duracaktır ondan, veya bahse konu kız bir daha o kapıdan geçerken biraz daha dikkatli olacaktır kendisini koruma adına.
YanıtlaSilLakin müşkül olan şu ki, deneyimler zamana bağlı olarak unutulur: güven hissi söz gelimi böyle bir unutkanlık eseridir - yediğimiz onca kazığa rağmen gene de güveniriz birine. Bir ara odamın duvarına "güvenme" yazılı bir kağıt yapıştırmıştım söz gelimi. Ne oldu, kağıt da gitti, "genel güvensizlik" hissim de eridi zamanla - bir sonraki kazığa kadar. Katmerlenmiş tecrübe; akıllanmayan insanın geçmişine ait h,ç bir boka yaramayan bireysel bir şaheserdir. (allahım ben bu aralar tuhaf şeyler yazmaya başladım)
Bu arada fish'i atlamışım;
YanıtlaSil1- bana laptop fırlatma konusundaki hissiyatına saygı duymuyorum.
2- Porno konusunda böylesine provakatör tavırlar sergileyeceğini düşümezdim, uzaktan iyi bir kıza benziyorsun.
3- Geçmiş lanetli hayaletlerle doludur. Peri kızları ve kötü ruhlar hakkaında bakınız Kelt Edebiyatı.
virgilius;
YanıtlaSil-sana iyi bir kız olmadığımı defalarca söledim :P
-laptop fırlatma konusunda kesin kararlı değilim zaten...kıyamadım sana gene..
-keşke geçmişini silebilen bir butonun olsa...
İyi kızlar porno seyretmez yani hahahaha..
YanıtlaSilPeki iyi kızlar ..çar mı Virgilius? :))))
iyi kızların porno izlemeleri değil, porno provakatörlüğü yapmaları üzerine bir hemcinsine takılmakla yaptığım hatayı "iyi kızların porno izleme hakkına özgürlük!" haykırışlarının bahanesi haline getirdiğinin farkında mısın talisman?
YanıtlaSilallahaşkına, iyi kız var mı ki?
İyi adamın var olduğu kadar var.. Yani yok.
YanıtlaSilBirşey farkettin mi? Ben de senin kadar sexist im..Tamamen ters açılardan da olsa.. Yani dediğin alınganlığım onu gösteriyor.
Isn't that ironic?
Özeleştirilere doyamadım.. :))
Not: Sexist i senin gibi yanlış anlayan olmamasını umuyorum..
Benim morg salonumda kendi otopsini yapma talisman.
YanıtlaSilotur izle sadece:)
Vircilyus seskist bir yaklaşımnan karılara laf yetiştirmeye çalışmanı seyretmek çok güzeldi dimek istiyorum
YanıtlaSil