12 Mart 2008 Çarşamba

Yol Üzerine... (veya "Bütün Yollar Roma'ya Çıkar")

Gece bir başkaydı, her zamankinden daha karanlık… Müstehzi bir gülüşle tüm karanlığını etrafa sermiş, dikkatle bakan gözlerimi buyur etmişti, hiçbir şey göstermeyeceğini fısıldayarak… Karanlığın örtüsü yanaklarımı yakan ayazla beraber saldırıyordu bana, korkunun çocukları zifir ve zemherir kol kola vermiş alay ediyorlardı benimle, bastığım yeri görmeden adımlamaya çalışıtığım bu dik bayırda… Neden bu yoldaydım, nereye çıkıyordu bu sarp yokuşun sonu, neredeydim ve nasıl buraya gelmiştim gibi soruların anlamı yoktu, zaten gözlerimi araladığımda kapalı olmalarıyla açık olmalarının hiçbir fark olmadığını “görmüştüm”, çünkü hiçbir şey göremiyordum… Hep burada mıydım ki, ne zamandan beri yürüyordum bu engebeli bayırda? Bu sorunun cevabı ‘Baş’ından beriyse, sanki her şey bu gece ‘baş’lamış gibiydi, eğer bu gecenin bir öncesi varsa, bu geceden evvel ben ne yapıyordum?
Başka bir yol yok muydu gideceğim yere? Peki ya gitmek zorunda mıyım? Çukurlarla, tümseklerle dolu bu yokuşun beni nereye götürdüğünü bilmeden yürürken, buna nazaran düzgün, meyilsiz bir zeminde yürümenin çok daha rahat olacağını düşüncesi var aklımda… ama ne fark edecek ki? Bu rüzgarsız ayazda zaten kızarmış olduğunu tahmin ettiğim burnumun ucunu dahi göremeyecek kadar siyah dünya, belki teptiğim yokuş birkaç adım sonra bitecek, düzlenecek yer… Peki nereye gidiyor bu yol? Bilmediğim bir yerden meçhule doğru yürüyorum, şuursuzca adımlıyorum, bir ışık, işaret olsa keşke… Hiç sevmem belirsizlikleri… Durmayı denesem mi? Durup anlamaya çalışmalı olan biteni… Aayy, yapamıyorum, çukurlara batar, tümseklere takılırken, ayaklarım burkulurken şaşılacak şey, canım yanmıyor, ama durmaya yeltendiğim anda nasıl da acı kapladı bedenimi… Vücudumu da göremiyorum, ne ayaklarımı, ne ellerimi - ama onlar yerli yerinde, bu karanlıkta görmeden var olduklarını bildiğim yegane nesne onlar. Ne kadar soğudu burası… Titreme aldı beni iyiden iyiye, feci halde üşüyorum bu rüzgarsız ayazda… Her zaman kendimi arayan, soran, mütecessis,bilmeden iş yapmayacak biri tanırdım, halbuki bu gece gözlerimi araladıktan sonra yaşadıklarımın yanında sorularım öyle kuru ve cansız ki… Birisi karanlığın ortasından çıkacak sanki, bekliyorum, bütün merakımı gidermesini… Yoksa tanımadığı bir yerde, bilmediği bir hedefe doğru yürüyecek insan mıyım ben? Belki az ötede beni bekleyen biri “CEEEEE, doğum günün kutlu olsun! ! ! ” diyecek… Tanıdık bir yer değil, ama aşinayım buraya bir yerlerden, dejavu olmasın bu duygu? Zaten kendi isteğimle de atmıyorum adımlarımı, sanırım hava soğuk diye durmaya niyet ettiğimde acı çektim, yürümek ısıtıyor insanı… Sanırım… Öyle sanıyorum… Başka ne olabilir ki…
Şurada bir ışık hüzmesi var!!! Yolumun üzerinde, en sonunda çok zayıf da olsa aydınlık bir nokta gördüm! Ne var orada? Daha hızlı yürüyebilsem çabucak varırdım, ama hem bundan süratli gidemiyorum, hem o da bana yaklaşıyor gibi… Belki bana sürpriz yapmasını beklediğim kişidir, doğum günüm veya işimle ilgili bir taltif hakkında… Evet, çok yaklaştım… Ne o? İnce, uzun, kıvrımlı bir silueti var sanki, bu ….. bir….. solucan mı? Bu da nereden çıktı şimdi? Birkaç taneler, bir değil- hayır çok daha fazla! İyi ama neden burada, yolumun üzerindeler, ve ben bunca yolu karanlık, soğuk demeden geride bırakıp ne arıyorum solucanların karşısında? Vücuduma ağırlık çöküyor ağır ağır, hiç sevmem bu mahlukları, ne zamandır yürüyüp bu noktada mı yorulacaktım yani? Kaskatı oldum, kımıldayamıyorum… hmmm, gözlerimi araladığımdan bu yana ilk defa koku almaya başladı burnum, hmmm, nereden geliyor şimdi bu ? Solucanların kokusu mu acaba? Daha çok toprak gibi, ıslak, nemli toprak kokusunu andırıyor…
Bir saniye neler oluyor! ! !

-Demek Geldin.
-Siz de kimsiniz? ! ? ! ? ! ? ! ? ! ? ! ? ! ?
-Ben Münker. Yanımdaki de Nekir.
-Tanıştığımıza memnun old….
-Acele etme memnun olmakta… Kısa bir sözlü sınavımız var.




(* Eski bir yazı olup, alttaki metnin sonrasına yakışacağını düşündüm.)

9 yorum:

  1. dünyadan virgilius a
    dünyadan virgilius a

    sınavı geçtiysen rüyama gir beyaz pelerinle...

    dedeme slm söylicem aracı oluver şu kula...

    YanıtlaSil
  2. geçen senenin soruları bende vardı, bilseydim veriridm.

    YanıtlaSil
  3. fish, ben yaşlı bir adamım, beyaz pelerinim olmaz, ak salak gider bana ancak. (Yüzüm de pek nursuzdur, idare et artık.)

    Gregor, katsayılarda değişiklik olmuş, devlet memurlarından puan kesiyorlarmış:-)

    YanıtlaSil
  4. nursuz olduğuna göre sınavı geçemedin demektir...

    olsun dedeme slm söle gene de...

    ikinize de ak sakal yakışır ama her sakakllı dedem olmuo işte...(alakasız yorum)

    YanıtlaSil
  5. Bir film vardı yıllar önce festivalde gece 12 den sonra seyretmiştim. Sanırım "Üç" tü adı, ordaki kısa filmlerden birini hatırlattı yazın..
    Bir kadın öldüğünü bilmiyorken sokaklarda dolaşıyor gece vakti ve yavaş yavaş uzuvlarının dağılıp parçalanmasına şahit oluyor. Önce parmakları, kolları vs vs.. Hayatımda ilk kez ölümden sonra olabileceklerden o film sayesinde korkmuştum.. Şimdi pek aklıma gelmez ama.. Getirmek istemem, ölüm fikrinin huzur verici tesellisini bozuyor çünkü.
    Talisman the Drama Queen..

    YanıtlaSil
  6. Aha film de buymuş:

    http://www.imdb.com/title/tt0324242/

    YanıtlaSil
  7. Talisman, beni kadınlar mahvetti, seni de festival filmleri :-)))

    YanıtlaSil
  8. Yoo yoo, kendimiz ettik, kendimiz bulduk.. Mahvoluyor olma duygusu bizi bir şekilde tatmin ediyor hepsi bu..
    Geyik Shrink Talisman :)

    YanıtlaSil
  9. We will never surrender, however we may never survive either...

    Bataklıkta neşe içinde "singin' in the rain"i söylüyorsun sen, ben de ölüdeniz plajındaki şezlonguma uzanıp "raining blood"ı söylerek eşlik ediyorum sana :-)))

    arada bir sıkılıp yer değiştiriyoruz:P

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!