Emeklilik hakkını kazanmak, bu arada ilk maaşımı da almış olmak hayal ettiğimin aksine üzerimde bir öfori yaratmadı, mutluluktan havaya uçarım zannederken ufak bir heyecan bile yaşamadım aslına bakarsanız. Buruk bir sevinç? Burukluk malum, başıma gelenlerden sonra bunca senenin ardından hala azıcık bile iyileşemeyen bir yara gibiyim; sevinç konusuna gelirsek eğer, sevinecek ne var Allahaşkına?
İçimde artan bir huzursuzluk var söz konusu aralar. Adını koyamıyorum. Bilmiyorum, ancak kaya sertliğinde, bıçak keskinliğinde hissediyorum şeklinde ifade edebilirim. Sanki damperinde tonlarca yük bulunan ve yokuş aşağı giderken frenleri boşalmış bir kamyonda sıkışıp kalmışım da bu korku dolu seyir sırasında aracın lastikleri de bir bir patlamaya başlamış gibi... Savrulmaların sonunda olacaklar beni ürkütüyor.
Tekinsiz bir bekleme bu. Bir şeyler olacak sanki. Tüylerim diken diken, gözleri bağlanmamış bir kurbanlık koyuna benzetiyorum kendimi.
Her zaman gamlı baykuş oldum, doğrudur. Ne var ki bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir derler, umarım tedirginliğim vehimden ibarettir sadece.
Cuma akşamı geç saatlerdi, e-devlet’e göz atıyordum, o sırada emeklilik başvurumun kabul edildiğini gördüm. Dün öğleden sonra telefonla sosyal güvenlik kurumunu aradım, maaş ve diğer detayları öğrenmek için. Henüz hesaplanmamış, zaman alırmış vs. Bu arada, görüşme sırasında güvenlik teyit bilgisi için hattın öbür ucundaki görevli çocuk sordu:
“Bilgilerinize ulaşabilmem için, lütfen hayatta olan amca sayınızı benimle paylaşır mısınız?”
Gülme tuttu beni birden. “Bir tanesini otuz yıldır görmüyorum, yolda görsem tanımam ama öldüğünü duymadım. İki.” dedim. Görüşmeyi yaptığım görevli de yanıtıma güldü. Verdiğim bilgiyi onayladı, sonra görüşmeye kaldığımız yerden devam ettik, neticelendirdik, kapattım telefonu.
Dün gece annem 01.15’te mesaj yazdı. “Amcan vefat etti.” Hemen aradım, amcam iki gün önce covid servisinden çıkartılıp yoğun bakıma alınmıştı. Başsağlığı dilemek istedim ona ve tabi babama. Babam yokmuş, duyar duymaz cenaze evine doğru yola çıkmış. Anneme amcamın eşinin, kızının, gelinin covid pozitif olduklarını, oğlunun da bana hafta içinde “test yaptırsam ben de pozitif çıkarım o yüzden şimdi başıma iş alamam, bu hastalarla birinin ilgilenmesi lazım” dediğini hatırlattım. Güya babamı uyarmış, gitme demiş ama babam dinlememiş.
Sabah tekrar konuştuk. Yoldalardı, bu defa cenaze evine babamla beraber annem de gidiyordu, babamın karanlık cehaletini ve beton misali idraksizliğini hala kabullenemediğim için kendime kızarım ama annemin de onunla beraber bu corona partisine dahil olacağını duyunca küçük dilimi yuttum, Havva da dehşete düştü. Neymiş efendim, “dün gece yakın zamanda açık kalp ameliyatı olan büyük kızı dahi gitmişmiş, zaten babam dün gece o evde o hastaların arasına girdikten sonra annem kendisini nasıl koruyabilirmiş, olan olmuşmuş.” Elalem ne der endişesinin bir milyonuncu kez akla ve muhakemeye karşı galip gelmesine bir başka örnek. Hepsi gerizekalı.
Namaz ve mezarlık hakkındaki bilgileri aldım, cenaze evini es geçerek doğruca camiye gittim.
İmam tabutun başına geçti, rutin olduğu üzere cenaze namazını kıldırmadan önce cemaate dönüp sordu:
“Haklarınızı helal eder misiniz?”
Tabi ki ederim. O benim amcamdı, bana hiç fenalığı dokunmadı, ete kemiğe bürünmüş bir Tywin Lannister tiplemesi olarak ailesinin tüm fertlerini ömrü boyunca korudu, kolladı, şefkatle sarmaladı. Aile onun için her şeydi, tek şeydi. Bende hakkı çoktur. Yüksek sesle “ederiz” diyenlere eşlik etmekte tereddüt göstermedim.
İmam ardından ikinci soruya geçti:
“İyi bir insan ve salih bir müslüman olduğuna şehadet eder misiniz?”
Dudaklarımı kıpırdatmadım bile. Allah’ın huzurunda yalancı şahitlik yapacak kadar aklımı yitirmedim henüz. Doğrusunu isterseniz amcam ne iyi bir insandı, ne de gördüğüm kadarıyla salih bir müslümanın niteliklerini taşırdı. Hayatı boyunca hiç kimseye iyilik yaptığını zannetmiyorum. “Gülümsemek bile sadakadır” diyen Hz. Peygamber’e inat, bir kişiye dahi iyilik yaptığını, hayır adına bir eylemde bulunduğunu, ihtiyaç sahibi birine elini uzattığını sanmıyorum. Hobbes’un ‘doğal durum’undan fırlamış bir materyalist, bir bencil, mütekebbir, merhametten nasibini almamış gaddar biri oldu hep. Bu noktayı açmak lazım: Ailesine düşkün, korumacı ve akrabalarına bağlı biri eğer bunu ilkeden ve vicdandan bağımsız yapıyorsa bir sırtlanın yavrusuyla ilişkisinde ya da Ebu Cehil’in şahsında cahiliye araplarının asabiyet tutkusunda da bahsettiğim nokta pek ala görülebilir. İyi biri olduğunu söyleyemem amcamın. Salih bir müslüman olma meselesinde ise, elbette bu hususu dini pratik/ibadet çerçevesinde ele almıyorum, amcamın kalbini yarıp da içini de görmedim ama zerre miktarda inancı, imanı olduğu zannetmiyorum. Zan kelimesini kullandım. Doğrusunu Allah bilir.
İnşallah yanılıyorumdur ama maskemin altından dudaklarım görülmediği için “İyi bir insan ve salih bir müslüman olduğuna şehadet eder misiniz?” sorusunu cevapsız bıraktım. Böyle bir şeye şahit olmadım ki.
Cenaze namazı, defin.
Ardından tekrar herkes cenaze evine doğru yola çıktı. Ben de ayrıldım onlardan, Havva’nın beklediği evimize geçtim.
Artık herhangi bir çağrı merkezi görevlisi kimlik bilgilerinin teyidi için soracak olursa, “bildiğim kadarıyla hayatta olan tek bir amcam var” diyeceğim.
Not: İnsan eğer bir yakın akrabasının cenazesine giderken diline hiç sebepsiz yere Megadeth’in Prince of Darkness şarkısı ve hassaten
My kingdom corrupt with dissent
Your sins erupt by my intent
I loathe your prayer, I wallow in sin
Let the nightmare begin
bölümü takılıyorsa, bu işte Allah’ın parmağı vardır diye düşünülebilir. Allah rahmet eylesin.
Havva omicron’un etkisini üç dört günde atlattı, önce baş ağrıları sonra burun akıntısı azaldı, en nihayetinde üzerine çöken bitkinlik halinden de kurtuldu, geçti gitti. Testin negatif çıkmasını danıştığı doktor arkadaşları umursamadılar bile, çünkü bütün belirtiler omicron varyantını işaret ediyordu. Hatta içlerinde biri ‘iki gün sonra gene test yaptırırsan bu defa pozitif çıktığını göreceksin’ diye kesinlik içeren kanaat belirtmişti. Neyse çok şükür, aşılarının tam olmasının da rolü vardır mutlaka bu olumlu durumda, neticede (şimdilik) başından savmış oldu virüsü.
Katı izolasyon sürecinde ben de kendisine kullanması tavsiye edilen vitamin desteklerini ve diğer ilaçları kullandım; deltadan bile bulaşıcı olan bu meretin ayrı yatak, ayrı wc, ayrı odalara rağmen bana uğramadığını düşünmek hayalcilik olur; maske takıp mutfağa gittiği çok oldu söz gelimi. Gene de bende herhangi bir semptom gözlemedik, halsizlik dışında. Ne var ki insan kendini azıcık dinlemeyegörsün, hemen kötü şeyler, hastalıklar bulur. İkimiz de benim asemptomatik olduğum görüşüne vardık ama bu da bilimsel değil tabi, öyle inanmayı ve bu konuyu kapatmayı tercih ettik.
Bu konu kapanmamayı tercih ediyor; seksen yaşlarını çoktan geride bırakmış amcam, yengem, ayrıca alt kat dairelerinde yaşayan oğlu ve gelini de hasta olmuşlar meğer, dün öğrendim. Üstelik günlerce hastaneye gitmemek için direnmiş, grip olduklarını düşünmüşler. En sonunda oğulları amcamı ve yengemi çarşamba günü ikna edebilmiş, hastaneye gitmişler, giderken amcam hala ‘içkim yok, sigaram yok, bizde hastalık olmaz’ deyip duruyormuş. Sonuç, ikisi de pozitif. Amcamı zaten hemen yatırmışlar hastaneye, yengemi de kendini izole et diye eve göndermişler. Amcamın hastanede dördüncü günü, dün akşam haberi oldu benim bu olanlardan. Çünkü hastalanmak ayıptır bu ailede. Bütün hastalıkların müsebbibini içki ve sigara olarak gördüklerinden bunlardan uzak durdukları için hastalanmayacaklarını düşünürler. Hasta birini duyduklarından da- hastalığın ne olduğu önemsiz- içki, sigara ya da sefih hayat koşullarından ötürü bu hale düştüğünü inanır ve ayıplarlar. Kendi başlarına gelirse şayet, bu defa utanırlar. Kendilerinin içki ve sigara tüketen ahlaksız bir hayat süren insanlar olarak görülecekleri zannına kapılır, bu nedenle tedavi ve nekahet sürecinde tekrar tekrar sigara ve içki kullanmayan, mutlu bir aile yaşantısına sahip olduklarını doktorlara veya hemşireler söylemekle yetinmez, geçmiş olsun diye arayan bizlere de bir milyonuncu kez hatırlatırlar. Cehalet at its best. Birinin kanser olması, ya sigaradan ya da içkidendir, birinin kalp krizi geçirmesi ya sigaradan ya da içkidendir. Tanıdıkları bir kimsenin sıtmaya yakalandığını duysalar asla anofel adındaki sivrisinekten bulaştığına ikna edilemezler, içki veya sigara geçmişine, özel hayatının hareketliliğine bağlarlar otomatik olarak. Evet, corona da öyle. Bu da içki veya sigara içenlerde görülür, uygunsuz bir hayat süren kişilerde rastlanır görüşlerine göre. Dün telefonda babamla görüntülü konuşurken haberim oldu olanlardan, babamın abisinin üç gündür hastanede yattığını üçüncü günün sonunda öğrenmesi tuhaf değil, bana söylerken de yüzünde ve ses tonunda üzüntü ve endişeden ziyade mahcubiyet ve çekingenlik sezdim, bu paragrafta anlattığım duygu duruma paralel şekilde. Çünkü babam da öyle. Aynı kafa. Az evvel görüştüğüm kızı anlattı, amcama hastanede kâh serum kâh oksijen verildiğini söyledi, aralarda fırsat bulur bulmaz doktor ve hemşirelere ‘ben iyiyim, sigaram içkim yok, 67 yıllık evliyim, evime gönderin beni’ diye çıkışıyormuş.
Aşılarını eksik de olsa yaptırmıştı, ama maske-mesafe gibi aşıdan da önemli tedbir tutumları salaklıktan başka bir şey değildi bu insanlar nezdinde.
Tabi ki acı çekmesini, ağrılı-ıstıraplı bir halde sürünmesi istemem. Elbette ki bunu dilemem.
Test negatif çıksa da, bütün belirtiler Havva'nın covid-19'a bulaştığı (yoksa covid-19'un Havva'ya bulaştığı mı demeliydim) yönünde. Omicron varyantının semptomları görülüyor sevgilimde, üç gündür sıkı bir izolasyon uyguluyoruz bu yüzden. İlk gün şiddetli başağrısının yanısıra halsizlik, bitmeyen bir burun akıntısı ve boğaz ağrısından şikayetçiydi, başağrısı dindi, burun akıntısı ve boğaz ağrısı da bitti sayılır. halsizlik de ilk güne nispeten azaldı ama tam manasıyla terketmedi dediğine göre. Çabuk yoruluyormuş. Test pozitif çıksaydı da ilaç verilmiyor artık, onun yerine vitamin yüklemesi ve istirahat öneriliyor. Zaten evden çalışıyordu, gene evden çalışmaya devam ediyor, yatakta 19 saat geçirme lüksü yok evimin direği zevcemin. Tabi bu arada evde ilan ettiğimiz OHAL koşullarına ne kadar ciddi bir şekilde riayet etmeye çalışsak da virüsün bana bulaşma olasılığı çok kuvvetli, ikimizin de aynı dönemde hasta olması kötü olur. O yüzden Havva'nın kullandığı vitaminleri ben de birebir alıyorum düzenli şekilde. Belki ben de hastayımdır ama belirti göstermeyen asemptomatik tiplerdenimdir, kim bilir?
En komiği anneler. "Sakınan göze çöp batarmış."
Bir oh olsun demedikleri kaldı. Öte yandan yemek gönderme yarışına girdiler. Rekabetleri ayrı bir eğlence konusu.
Aşılarımız tam, bir tomar para döküp bir torba vitamin aldık, günde bir avuç tablet yutuyoruz. Daha kötü olmadan geçer gider umarım bu meret.
2021 senesi de bitecek yakında. Hemen her yılın sonunda yaptığım gibi, geriye bakıp kısa bir özetini çıkarayım bende iz bırakan hususların.
Bu sene prediyabetik olduğum tescillendi; sabah ve akşam şeker ilacı kullanmak zorundalığım da öyle. Üstelik bir yıl içinde 14 kilo vermeme rağmen bu sağlık hamlesi metabolizmamda kayda değer bir düzelme yaratmadı, belki daha kötü olmamın önüne geçmiştir, orası başka. 14 kilo verince de tığ gibi olduğumu sanmayın, göbeğim görece küçüldü, belim azıcık inceldi o kadar. Baskülde 111kg çeken bir şişko iken şimdi 97kg’ye düştüm, gene şişkoyum, sadece daha az şişko. Olsun, bu gene de önemli bir hamle. Bu arada, yaz aylarında feci bir böbrek sorunu yaşadım, onca filme ve tahlile karşın net ve kesin bir teşhis koyamamıştı hekimler, en sonunda şiddetli bir idrar yolu enfeksiyonu deyip geçtiler; o süreçte günlerce ağrılar ve kaygılar beni rahat bırakmadı. Bir doktorun “işe yarar mı bilmiyorum ama bir deneyin” diye salık verdiği ilaç, her nasılsa işe yaradı ve düzeldim; çok şükür artık iyiyim, her işemeden sonra pantolonun fermuarını çekerken elhamdülillah demeyi de adet haline getirdim bu yüzden. İşeyebilmek büyük nimet valla.
Pandemi ile ilgili olarak ne yazayım, bu sene vakit geçirmeden aşılarımı yaptırdım; salgınla yaşam çerçevesinde iki yılı geride bırakıyoruz ve virüs takipte de olsa beni henüz yakalayamadı. Gene Allah’a şükretmemeyim de ne yapayım? Kendimi korumak adına temkin ve tedbir, hayatımın her adımında kendini gösteriyor ve çoğu kişi bu konuyu abarttığımı düşünmekte, ne derlerse desinler umurumda değil: Bu tutumum hastalanmaktan beni uzak tutuyor ya, önemli olan bu. Varsın benimle dalga geçsinler. Omicron adı verilen yeni mutasyon hakkında ise ilk gelen bilgiler çelişkili ama bir yandan da korkutucu, bakalım, zaman gösterecek olayların ne şekil alacağını. Ne yapıyorsam yapmaya devam edeceğim ben.
Bu sene yeryüzündeki en iyi arkadaşımla, biricik dostumla, biyolojik olmayan kardeşim diye bahsettiğim kişiyle, kısaca hayatımın 35 senesini kanka olarak geçirdiğim insanla tüm ilişkimi bitirdim. Evet, darbe ondan, en yakınımdan, tümüyle savunmasız olduğum, endişe etmediğim, hiç ummadığım birinden geldi; netice olarak kandırıldım, dolandırıldım, aldatıldım, aptal yerine kondum ve kendisi tarafından sikilip atıldım. Yüreğimdeki acıyı ve ruhumdaki öfkeyi ifade edemiyorum, şu anda tek hayal edebildiğim onun ölümü ve cenazesinde hoca cemaate dönüp sual ettiğinde “ben hakkımı helal etmiyorum” diye bağırmak.
Havva hala beni kapıya koymadı, evliliğimiz devam ediyor. İşten ayrıldı bu sene, freelance olarak devam ediyor ve evimin direği, ailemizin reisi, velinimetim benim. Hep diyorum ya hayatım en doğru kararıydı, bu kadına evlenme teklif etmek. Bana evet dediği güne şükürler olsun. Meleğim o benim.
KHK ile ihracım beşinci senesini geride bıraktı. Bir bok değilim, şöyle ifade etmek daha doğru; bok bile değilim KHK’dan sonra. Bu durum değişmiyor. Zamanın ilaç yerine geçmediği bir mesele sözünü ettiğim KHK olayı, ihraç, sıfırlanma hadisesi.
Bu sene geçen seneden fazla kitap okudum; okumalarımda içerik ve yön değişikliği bariz bir şekilde gösteriyor kendini: Artık kesinlikle kurgu, edebiyat filan almıyorum elime, istemiyorum, hazzetmiyorum. Aslına bakarsanız eskiden de bilgiye aç biriydim, bu tutum azalmak bir yana artarak gösteriyor kendini. Gene de benim gibi boş gezenin boş kalfası birinin daha çok kitap okuması gerekirdi, orası muhakkak.
Evet, bu yıl da bitti. Yandı bitti kül oldu. Sezen Aksu “Ne kadar söz varsa düne ait/Şimdi yeni şeyler söylemek lazım” diyor demesine, umurumda bile değil. Benim yol göstericim her daim Neyzen Tevfik'tir, O’nun rehber edinilesi sözlerini bin kere yeğlerim deniz feneri gibi:
"Feleğin uğradımsa vartasına,
Sıçayım ağzının ta ortasına,
bunu yazsın cihan da hartasına,
Kıta'at ü bihârını sikeyim!"
Kitaplığın bir rafını bile dolduramamışım bu sene. Ama ağır, ciddi, yorucu, hazmı zor kitaplar okuyorum ya, bir de bu açıdan ele alın, hemen eleştirmeye kalkmayın beni sevimli kuzucuklarım.