7 Kasım 2019 Perşembe

Pincher Martinimsigiller ya da Ölümü İnkar Üzerine...


Muhtemelen bir cenaze merasiminde en sinir bozucu iki şeye şahit oldum bugün.
İyi kalpli ve kibar bir centilmen olarak tanıdığım mevta uzun süren ıstıraplı bir hastalığın sonunda kurtuluş nev’inden ölümle tanışmış, acıları sona ermişti ve hemen herkes bu durumun şuurundaydı ama ölüm olgusunun karşı konulmaz çaresizliğini hissediyordu, bir kişi hariç. Amcam kelimenin tam manasıyla ‘sıra bana geldi, ben de öleceğim, ey vah ki ne ey vah, ben, ben ben’ travması içinde sinir krizi geçirmekle meşguldü cenaze ve sonrasında. Dünürü hakkın rahmetine kavuşmuştu belki, ama amcam musalla taşında kendini görüyordu kesinlikle, kabrine toprak atılan da kendi bedeniydi sonrasında. 85 yaşına kadar tanrıya kafa tutarsınız, ama yaşıtlarınız, arkadaşlarınız, tanıdıklarınız birer birer dünyayı terkederse, hastalıklarınız artık fokurdayan bir kazan gibi bir oradan bir buradan patlak vermeye başlarsa ölümsüz olmadığınız kafanıza dank eder; kişi henüz hayattayken bedeni çürümeye başlar ve içindeki ‘ben’ bunu nasıl kabul edemezse, amcam da düpedüz histerik bir hale büründü bugün, öylesine acınası bir haldeydi ki, ağlaya ağlaya kustu kustu, kustu mezarlıktan dönüşte, sonrasında geçirdiği titreme, daha doğrusu bedeninin rezilce zangırdaması görülmeye değerdi. İnsan bir yakınını kaybettiğinde her zaman vakur kalamaz, metanetini koruyamayabilir, çılgınca üzülür, yaşadığı yıkıma paralel, hatta aşırı tepkiler verebilir. Bundan bahsetmiyorum farkındaysanız. Amcamın yaşadığı ‘ey vah ki ne ey vah!’ çok başka bir şeydi ki, herkes bunun fakındaydı, zaten bu yüzden bu durumun utancını yaşayan ve muhtemelen cenaze sahiplerinden duydukları utançla amcamı apar topar cenaze evinden çıkartıp adam gibi taziyede bulunamayan eşi, oğlu ve kızı da aynı fikirdeydi.

İkinci sinir bozucu olay daha sıradan: Her cenazede bir ‘neşeli’ bulunur. Mevtanın yakınlarından da çekinmez, espriler, gülücükler, türlü geyiklerle keyifli bir piknik havası yaratır ortamda. İşin fenası beni çok sevdiğinden mi nedir, hep yanımdaydı, hep benle muhabbet etme, gülme, eğlenme, eğleşme isteğindeydi. Pasif de kalsam, kabalık edemeyeceğim biri, üstelik seviyorum da adamı. Keşke bu kadar münasebetsiz olmasaydı.


Bugün, another one bites the dust. Nur içinde yatsın, ‘o telaşta kimsenin uğraşmasını istemem’ diyerek üç sene önce mezarını almış, mezar taşına ismini de yazdırmış, ölüm tarihini boş bırakmış bir beyefendi gitti.

Bir O’na bak, bir buna.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!