12 Haziran 2020 Cuma

Korona Günlerinde Maskenin Yarattığı Kaotik Duygular Üzerine...



Maske, kişinin başkaları ile arasına (sosyal denilen) belirli bir mesafe koymasının dışında salgına neden olan virüse karşı alabileceği yegâne önlem. Başkasının hapşırması, öksürmesi, sümüğü ya da ağzından konuşurken dahi çıkabilecek tükürük zerrecikleri bulaşmaya sebebiyet veriyor ve gerek hasta kişinin başkalarını kendisinden koruması, gerek sağlam kişinin kendisini ötekilerde olabilecek virüse karşı savunması için maske hayati bir önem taşıyor. Bir bariyer, bir zırh, bir engel mahiyetinde. Düşmana karşı biricik müdafaa hattı o maske.


Geçmişte maske/maskeli olmak üzerine yazılar yazmıştım, ayrıca bazı postlarda uzun uzun irdelemiştim bunları. (e.g.) O zamanlar daha ziyade maskeyi takanın açısından ele alıyordum konuyu, maskeli kişinin ötekilerle ilişkisine dair düşünüyordum meseleyi. Elias Canetti’nin dediği gibi, maske bir figür yaratır, maskenin işleyişi de dışa yöneliktir. Her şeyin başında kendisine bakan kişiye ‘ben gördüğüm kişiyim’ der, ‘bilmediğin şey benim arkamda.’ Arkasındaki bilinmezlik, yarattığı huzursuzlukla ve dehşet hissiyle paraleldir. Ardında gizem vardır. Daha önce de değindiğim gibi, Oscar Wilde’ın buyurduğu ‘maske, yüzdür’ ifadesini bu çerçevede ele almak gerek; çünkü gerçekte maskeyi takan, maskeyi taktığını ne kadar belli etmezse o ölçüde arkasındaki her şeyi karanlıkta bırakan, ifade ettiklerinden çok daha fazlasını saklayan bir hüviyet kazanır. Ne var ki bugün, Covid-19’dan kendisini/başkalarını korumak isteyen herkes gerçekten maske takmak zorunda ve işte olgular değişim geçiriyor burada. Maskeye ve onu takan kişiye bakışımızda, düşman, yani corona, o maskenin arkasındaymış gibi düşünüyoruz; aynı zamanda salgına neden olan virüsün bir tehdit olduğuna dair şüphemiz yokken maske arkasındaki kişinin bu virüsü taşıma ihtimali ve maskenin yarattığı bilinmezlik hali, maskenin bize sunduğu gizemle tedirginliğimiz arttırır. Maske, sanki ‘beni takan kişi eğer hastaysa onun yüzünden çıkartılma olasılığını aklına dahi getirme. Buna asla emin olamazsın. Tıpkı senin tam şu anda bu hastalığa maruz kalıp kalmadığını bilememen gibi- o nedenle iki kere düşünme o ihtimali, unutma artık ben, bu insanın yüzüyüm’ der bize. Yani bakış açımız ve meseleyi ele alış şeklimiz değişse de maskenin yarattığı olumsuz etki kesifleşiyor bile diyebiliriz.


Burada konu, insan simasında düğümleniyor. Yüz, her şeydir. Yüz kimliktir. Erkek ya da kadın fark etmez, yüz, o yüzün taşıdığı anlam ve ifade, bakan kişi açısından başka bir uzvun yerini dolduramayacağı kadar önceliklidir. Bir insana bakmak, onun yüzüne bakmak demektir çünkü. Yüzü çirkin olabilir, hatta vücudundaki en itici bölge de olabilir, bu hiçbir şeyi değiştirmez. Her insan bir simadan ibarettir. Bütün diğer organların varlıklarını bir görev/işleyiş üzerine tanımlarken yüzden bahsederken bunu yapamayız; eller kavramak ve iş yapmak içindir en basit ifadesiyle, ya da ayaklar yürümek, koşmak için dersek yanlış olmaz. Popo oturmaya yarar, kadınların memeleri çocuk emzirmeleri için erkeklerden farklıdır desem kim itiraz eder? Ama yüz, bu sayılan ve sayılmayan eylemlerin hiç biriyle ilgili değildir. Yüz, insanın kim olduğudur. Ehliyette, evlilik cüzdanında, açıköğretim sınav belgesinde ait olduğu kişinin yüzünün resmi vardır. Kate Upton gibi muhteşem göğüsleri de olsa bir kadının, pasaportundaki fotoğraf yüzüne aittir, bıngıl bıngıl memelerinin değil. Bir kadın Hugh Jackman’ın adını duyduğunda şüphesiz adi herifin kusursuz fiziğini de hayal eder, ama gözlerinin önüne ilk gelen doğal olarak o şerefsiz köpeğin iğrenç suratıdır. Çünkü o yüz, Hugh Jackman’dır. Karın ya da kanat kasları gibi adamın süsü değil. Örnekleri istediğiniz kadar çoğaltın, önemli olan yüzdür. Yüz, öylesine değerli ve hatta ilahidir ki, eski insanlar çocuklarını döven ebeveynlerine yüze vurmamalarını, çünkü Allahın isimlerinin yüzde tecelli ettiklerini söylerlerdi. Unutmayın ki cemal sözlükte yüz güzelliği anlamına geliyor, ayrıca tasavvuf terminolojisinde Allahın mutlak güzelliğinin de karşılığı.

*** Yazıya iki gün ara vermek zorunda kaldım, yukarıdaki paragrafa kadar yazdıktan sonra save etmiş ve kırılan dişimi çektirmek için randevu aldığım dişçiye gitmiştim, iki gün geçti, kanama durdu ama nasıl ağrı, nasıl rahatsızlık hissi, nasıl can sıkıntısı üretiyor çekilen azı dişinin oyuğu anlatamam. Acı eşiği düşük biriyim evet ama belki de canım başka insanlardan fazla yanıyordur, ne yapayım yani… off… Devam edelim yazmaya, her şey aklımdan çıkmış olsa da…***


Yukarıda Kate Upton, Hugh Jackman örneklerini verirken bilinçli olarak cinsel obje şeklinde arzulanan isimleri seçtim. Bunlar ve benzerleri, yani dışarıdan bakan kişinin cinsel tercihine göre erotik duygulanımı harekete geçirebilecek başkaları da aynı örneklemeye dahil edilebilir, Brad Pitt de olabilir o kişi, Scarlett Johansson da. Neticede isimler değişse de vurguladığım husustan sapma olmuyor, yani o kimseler yüzleriyle var oluyorlar imgelemimizde. Tuhaf ama aynı durum Kagney Linn Karter’da veya (sanırım) Rocco Siffredi için bile geçerli, bildiğin pornocular için dahi, ‘yüz’ şart. (POV türü porno filmler bu konuda iyice dikkat çekici.) Son planda, yüzü asitle yakılmış, parçalanmış ya da insanî nitelikleri yok edilmiş biri, tüm arzu edilebilir özelliğini yitiriyor. Fantezi kılığına büründürülmüş kimi nadir beraberlikler haricinde, cinsellik, yüze ihtiyaç duyuyor.


Maskenin ardında sakladığı, bize ulaşılmaz olduğunu fısıldayan cinsel istek aslına bakarsanız. Bu salgın günlerinde, havaların da ısınmasıyla birlikte sokakta gördüğüm çoğu kadının mini etek, şort, bluz derken –aylarca evlerinde kapalı kalmanın da yarattığı olumsuz etkiyle- son derece iç gıcıklayıcı giyindiğini görüyorum, ne var ki hemen hemen hepsi yüzlerine bir maske takmış halde, dolayısıyla en ufak bir cinsel uyarım yaratmıyor, ne kadar güzel olurlarsa olsunlar. Dekolte de, olağanüstü mütenasip vücut ölçüleri olsa da fark yaratmıyor üzerimde, elbette ilgimi çekiyorlar ama yüzünü görmediğim an bitiyor bu ilgi. Şimdi bu noktada bana ‘evli barklı adamsın, ne demek arzu, ne demek başka kadınların götü bacağı, utanmaz adam!’ diye söylenecek beyinsizler siktirip gitsinler. Bunları geçmişte ayrıntılı olarak yazmıştım, bir daha yazmaya gerek yok, kaldı ki o -feminist ya da radikal fark etmez- beyinsiz takımı gene anlayamayacaktır. İzahla filan zaman kaybedemem. Neyse, tuhaflık bende mi acaba diye bir arkadaşıma konuyu açtım, ağzını yokladım. O da sanki bu konuda konuşmaya can atıyormuş gibi atladı hemen, bir gün evvel evine yürürken karşıdan gelen üç hatundan bahsetti, ikisinin uzun boylu ve çok fit olduklarını, ama maske takmamış olan kısa boylu ve daha kilolu olan üçüncüsüne gözlerini diktiğini anlattı; diğerleri daha çekici olsalar da yüzleri yoktu. Evet, bir gün blogu açarsam, bu satırları okuyacak kişilere Kierkegaard’ın sözlerini anımsatmak isterim; Kierkegaard arzunun ilk evresi hayal etmektir der. Ancak karşınızdakinin yüzüne bakarak (bir şeyi) hayal edersiniz ey insan topluluğu! Neyi mi hayal etmek? Evli barklı adamım, ayıptır, beni bu konuda konuşturmayın artık. Lakin şunu da yazmam lazım, maskeli, kapalı, saklı bir yüzün arkasındaki görmeden nasıl hayal edebilirsiniz? Cinselliği aklından geçirirken insan o kişinin yüzüne ihtiyaç duyar. 


Yüzü saklamak o kadar insanlık dışı bir eylem ki, derinden derine peçeli, burkalı vs. kadınların trajedilerini daha yakından hissedebiliyor insan. Tesettür meselesinde bu nedenle yüzü örtmek farz/vacip değil zaten.






Dişim yüzünden uzatıp çeşitlendiremiyorum yazıyı. Hiç keyfim yok. Kafamda neler vardı daha önce ama öff ya, uğraşamam şimdi. Anafikir belli zaten. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!