Maske, kişinin başkaları ile arasına (sosyal denilen) belirli bir mesafe koymasının dışında salgına neden
olan virüse karşı alabileceği yegâne önlem. Başkasının hapşırması, öksürmesi,
sümüğü ya da ağzından konuşurken dahi çıkabilecek tükürük zerrecikleri
bulaşmaya sebebiyet veriyor ve gerek hasta kişinin başkalarını kendisinden koruması,
gerek sağlam kişinin kendisini ötekilerde olabilecek virüse karşı savunması
için maske hayati bir önem taşıyor. Bir bariyer, bir zırh, bir engel
mahiyetinde. Düşmana karşı biricik müdafaa hattı o maske.
Geçmişte maske/maskeli olmak üzerine yazılar yazmıştım, ayrıca
bazı postlarda uzun uzun irdelemiştim bunları. (e.g.) O
zamanlar daha ziyade maskeyi takanın açısından ele alıyordum konuyu, maskeli
kişinin ötekilerle ilişkisine dair düşünüyordum meseleyi. Elias Canetti’nin
dediği gibi, maske bir figür yaratır, maskenin işleyişi de dışa yöneliktir. Her
şeyin başında kendisine bakan kişiye ‘ben
gördüğüm kişiyim’ der, ‘bilmediğin şey
benim arkamda.’ Arkasındaki bilinmezlik, yarattığı huzursuzlukla ve dehşet
hissiyle paraleldir. Ardında gizem vardır. Daha önce de değindiğim gibi, Oscar
Wilde’ın buyurduğu ‘maske, yüzdür’
ifadesini bu çerçevede ele almak gerek; çünkü gerçekte maskeyi takan, maskeyi
taktığını ne kadar belli etmezse o ölçüde arkasındaki her şeyi karanlıkta
bırakan, ifade ettiklerinden çok daha fazlasını saklayan bir hüviyet kazanır.
Ne var ki bugün, Covid-19’dan kendisini/başkalarını korumak isteyen herkes gerçekten maske takmak zorunda ve işte
olgular değişim geçiriyor burada. Maskeye ve onu takan kişiye bakışımızda,
düşman, yani corona, o maskenin arkasındaymış gibi düşünüyoruz; aynı zamanda
salgına neden olan virüsün bir tehdit olduğuna dair şüphemiz yokken maske
arkasındaki kişinin bu virüsü taşıma ihtimali ve maskenin yarattığı bilinmezlik
hali, maskenin bize sunduğu gizemle tedirginliğimiz arttırır. Maske, sanki ‘beni takan kişi eğer hastaysa onun yüzünden
çıkartılma olasılığını aklına dahi getirme. Buna asla emin olamazsın. Tıpkı
senin tam şu anda bu hastalığa maruz kalıp kalmadığını bilememen gibi- o
nedenle iki kere düşünme o ihtimali, unutma artık ben, bu insanın yüzüyüm’
der bize. Yani bakış açımız ve meseleyi ele alış şeklimiz değişse de maskenin
yarattığı olumsuz etki kesifleşiyor bile diyebiliriz.
Burada konu, insan simasında düğümleniyor. Yüz, her şeydir.
Yüz kimliktir. Erkek ya da kadın fark etmez, yüz, o yüzün taşıdığı anlam ve
ifade, bakan kişi açısından başka bir uzvun yerini dolduramayacağı kadar
önceliklidir. Bir insana bakmak, onun yüzüne bakmak demektir çünkü. Yüzü çirkin
olabilir, hatta vücudundaki en itici bölge de olabilir, bu hiçbir şeyi
değiştirmez. Her insan bir simadan ibarettir. Bütün diğer organların
varlıklarını bir görev/işleyiş üzerine tanımlarken yüzden bahsederken bunu
yapamayız; eller kavramak ve iş yapmak içindir en basit ifadesiyle, ya da ayaklar
yürümek, koşmak için dersek yanlış olmaz. Popo oturmaya yarar, kadınların
memeleri çocuk emzirmeleri için erkeklerden farklıdır desem kim itiraz eder?
Ama yüz, bu sayılan ve sayılmayan eylemlerin hiç biriyle ilgili değildir. Yüz,
insanın kim olduğudur. Ehliyette, evlilik cüzdanında, açıköğretim sınav
belgesinde ait olduğu kişinin yüzünün resmi vardır. Kate Upton gibi muhteşem göğüsleri de olsa bir kadının, pasaportundaki
fotoğraf yüzüne aittir, bıngıl bıngıl memelerinin değil. Bir kadın Hugh Jackman’ın adını duyduğunda şüphesiz adi herifin
kusursuz fiziğini de hayal eder, ama gözlerinin önüne ilk gelen doğal olarak o şerefsiz
köpeğin iğrenç suratıdır. Çünkü o yüz, Hugh Jackman’dır. Karın ya da kanat
kasları gibi adamın süsü değil.
Örnekleri istediğiniz kadar çoğaltın, önemli olan yüzdür. Yüz, öylesine değerli
ve hatta ilahidir ki, eski insanlar çocuklarını döven ebeveynlerine yüze
vurmamalarını, çünkü Allahın isimlerinin yüzde tecelli ettiklerini söylerlerdi.
Unutmayın ki cemal sözlükte yüz güzelliği anlamına geliyor, ayrıca tasavvuf terminolojisinde Allahın mutlak güzelliğinin
de karşılığı.
*** Yazıya iki gün ara vermek zorunda kaldım, yukarıdaki
paragrafa kadar yazdıktan sonra save etmiş ve kırılan dişimi çektirmek için randevu
aldığım dişçiye gitmiştim, iki gün geçti, kanama durdu ama nasıl ağrı, nasıl
rahatsızlık hissi, nasıl can sıkıntısı üretiyor çekilen azı dişinin oyuğu
anlatamam. Acı eşiği düşük biriyim evet ama belki de canım başka insanlardan
fazla yanıyordur, ne yapayım yani… off… Devam edelim yazmaya, her şey aklımdan
çıkmış olsa da…***
Yukarıda Kate Upton, Hugh Jackman örneklerini verirken bilinçli
olarak cinsel obje şeklinde arzulanan isimleri seçtim. Bunlar ve benzerleri,
yani dışarıdan bakan kişinin cinsel tercihine göre erotik duygulanımı harekete
geçirebilecek başkaları da aynı örneklemeye dahil edilebilir, Brad Pitt de olabilir o kişi, Scarlett Johansson da. Neticede isimler değişse de vurguladığım husustan sapma
olmuyor, yani o kimseler yüzleriyle var oluyorlar imgelemimizde. Tuhaf ama aynı
durum Kagney Linn Karter’da veya (sanırım) Rocco Siffredi için bile geçerli, bildiğin pornocular
için dahi, ‘yüz’ şart. (POV türü porno filmler bu konuda iyice dikkat çekici.)
Son planda, yüzü asitle yakılmış, parçalanmış ya da insanî nitelikleri yok edilmiş
biri, tüm arzu edilebilir özelliğini yitiriyor. Fantezi kılığına büründürülmüş
kimi nadir beraberlikler haricinde, cinsellik, yüze ihtiyaç duyuyor.
Maskenin ardında sakladığı, bize ulaşılmaz olduğunu
fısıldayan cinsel istek aslına bakarsanız. Bu salgın günlerinde, havaların da
ısınmasıyla birlikte sokakta gördüğüm çoğu kadının mini etek, şort, bluz derken
–aylarca evlerinde kapalı kalmanın da yarattığı olumsuz etkiyle- son derece iç
gıcıklayıcı giyindiğini görüyorum, ne var ki hemen hemen hepsi yüzlerine bir
maske takmış halde, dolayısıyla en ufak bir cinsel uyarım yaratmıyor, ne kadar
güzel olurlarsa olsunlar. Dekolte de, olağanüstü mütenasip vücut ölçüleri olsa
da fark yaratmıyor üzerimde, elbette ilgimi çekiyorlar ama yüzünü görmediğim an
bitiyor bu ilgi. Şimdi bu noktada bana ‘evli
barklı adamsın, ne demek arzu, ne demek başka kadınların götü bacağı, utanmaz
adam!’ diye söylenecek beyinsizler siktirip gitsinler. Bunları geçmişte ayrıntılı olarak yazmıştım, bir daha
yazmaya gerek yok, kaldı ki o -feminist
ya da radikal fark etmez- beyinsiz takımı gene anlayamayacaktır. İzahla filan
zaman kaybedemem. Neyse, tuhaflık bende mi acaba diye bir arkadaşıma konuyu
açtım, ağzını yokladım. O da sanki bu konuda konuşmaya can atıyormuş gibi
atladı hemen, bir gün evvel evine yürürken karşıdan gelen üç hatundan bahsetti,
ikisinin uzun boylu ve çok fit olduklarını, ama maske takmamış olan kısa boylu
ve daha kilolu olan üçüncüsüne gözlerini diktiğini anlattı; diğerleri daha
çekici olsalar da yüzleri yoktu. Evet,
bir gün blogu açarsam, bu satırları okuyacak kişilere Kierkegaard’ın sözlerini
anımsatmak isterim; Kierkegaard arzunun ilk evresi hayal etmektir der. Ancak karşınızdakinin yüzüne bakarak (bir şeyi) hayal edersiniz ey
insan topluluğu! Neyi mi hayal etmek? Evli barklı adamım, ayıptır, beni bu
konuda konuşturmayın artık. Lakin şunu da yazmam lazım, maskeli, kapalı, saklı
bir yüzün arkasındaki görmeden nasıl hayal edebilirsiniz? Cinselliği aklından geçirirken
insan o kişinin yüzüne ihtiyaç duyar.
Yüzü saklamak o kadar insanlık dışı bir eylem ki, derinden
derine peçeli, burkalı vs. kadınların trajedilerini daha yakından
hissedebiliyor insan. Tesettür meselesinde bu nedenle yüzü örtmek farz/vacip
değil zaten.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!