Normalleşme süreci beni de etkisi altına aldı; Perşembe günü
annemin göz randevusuna nezaret etmek için Bahçelievler’e gitmek zorundaydım,
aylar sonra ilk defa metroya bindim. Dün, kırılan dişimi göstermem dişçiye gitmem
gerekiyordu, Küçükyalı’daki dişçiye bu defa marmarayla gidip döndüm. Korkarak, ama bindim bu araçlara. Hâlbuki
marttan beri, bir yere gitmekten başka çarem yoksa taksiye binmekten
çekinmiyordum. Dün akşam bu defa annemler oturmaya geldi bize, martın 12’sinden
bu yana ilk olarak –maske takarak dahi olsa- uzun süreli self izolasyonun
ardından ilk defa beraber, aynı evde, aynı odadaydık. Bugün de Havva ile birlikte
kahvaltı için Veznecilerde sevdiğimiz cafeye gittik,
böylece ne kadar tedbirli davranmayı ihmal etmediğimizi düşünsek ve bunu
birbirimizle konuşup teyid etsek de, açıldık.
Zaten yurdumun salgınla mücadelesi de bir acayip, AVMler haftalardan beri müşteri
kabul ediyor, sahiller hala tu kaka. Okullar kapalı, kuran kursları açık. 65
yaş üstü vatandaşlar iş yeri sahibiyse sokağa çıkmak serbest, eğer emekli,
işsiz vs. ise sokağa çıkmak yasak. Geçen hafta camiler Cuma namazı ve
öğlen-ikindi namazı için açıldı, parkta ya da Pazar yerinde de olsa namaz
kılmak mümkün ama piknik yapmak yasak. Tam olarak yasakların neden yasak
olduğu, serbestilerin neden serbest bırakıldığının salgın/virüs bağlamında açıklaması yok, yapılamaz, bu konuşulmuyor
zaten. Bir başka değişle iş yeri sahibi yaşlılara virüs bulaşmıyormuş diyen
yok, virüs Cuma namazı kılanları rahatsız etmiyormuş veya AVM’leri değil de
sahilleri tercih ediyormuş diyen olmadığı gibi.
Yeni normal denilen, ne kadar normal, orası zaten başlı
başına tartışma konusu.
Bu normalleşme meselesi bütün dünya için tartışma konusu
olduğunu da belirteyim, sadece bizim ülke açısından ele almamak gerekiyor.
Sonuçta mikro ve makro çerçevede sarsılan ekonomiyi toparlamak şart, bu da
üretimle ve tüketimle mümkün. Sanki bütün dünya liderleri telekonferans
yapmışlar da bu yönde karar almışlar gibi, her memleket ardı ardına bu
ekonomiyi canlandırma uygulamalarına girişiyorlar. Haksız değiller, böyle
yaşanmaz, ama covid-19 salgını bitmedi, yerin altına girmedi, bir yere gittiği
de yok, o nedenle insanların açıldığı
bu normalleşme zamanında. herkes daha çok tedbir almalı
Bunu diyen de benim: En akıllı insan, bu sabah cafeye
kahvaltı yapmaya giden güya sosyopolitik zekâ küpü. Pöh!!!
![]() |
| İran'daki vaka sayılarının seyri. Martın sonundan mayısın başına kadar tedricî olarak nasıl düştüğüne, ardından nedense tekrar yükselişe geçtiğine bakın. |
Beni esas yukarıdaki grafik ürpertiyor. Bu salgın İran’da
ülkemizden daha önce tespit edilmişti, çok daha yıkıcı bir hal aldı, salgın bir müddet
sonra kontrol altına girer gibi olunca insanlar gevşediler ve sonuçta virüs tekrar alevlendi, grafik gösteriyor işte her şeyi.Son üç günde İran’da görülen vaka sayısı 8729. (Türkiye’de
son üç gün belirlenen vaka ise 2796, üç misli.)
İran gibi olmayız umarım, kimse de
olmasın.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!