2 Haziran 2020 Salı

Kenenin Bilinci ve Utancı Üzerine...


İşten ayrıldığım zaman yazdığım postu hatırlatayım mı size? Para kazanamıyordum, çünkü para alamıyordum. Yetmezmiş gibi, cepten para harcayıp duruyordum, yani hep eksideydim – özellikle son 5-6 ay boyunca bu durum iyice belirginleşince, ayrılmaktan başka çare kalmamıştı. Evde oturmak en başta çok incitici gözükse de, masraflarımı kıstığım için maddi açıdan önceki duruma nispetle tolere edilebilir gelmişti bana; yol masrafı, yemek masrafı, kahve masrafı, işçinin çayı-şekeri, bazen aracın yakıtı derken, elime geçen (nankörlük yok, Allaha şükür demek lazım) kuş kadar kira gelirim eriyip gidiyordu. Özetle tek gelirim aldığım kiraydı, onu da iş yerinde genel olarak iş için harcıyordum. Teorik olarak insan para kazanmak için çalışır. Bendeki durum her zaman olmasa da sıklıkla tam tersi bir hal alıyordu. Evde oturunca en azından masraflarım azaldı. Çok saçma geliyor kulağa ama öyle. Bu arada, Havva tam zamanlı çalışan, sabah akşam yollarda zamanını ve enerjisini İstanbul trafiğine kurban etmek zorunda olan biriydi, dolayısıyla ev işlerinde ona her zamankinden fazla yardımım dokunmaya başlamıştı. Söz gelimi –daha önce çok nadir olarak destek verdiğim- çamaşır, bulaşık, evi süpürme gibi konularda elimden geldiği kadar destekliyordum artık kendisini. İnanın bana, bu kadarcık şey bile Havva’nın mutlu olması için yeterli. Çamaşırları asmak ya da toplamak zorunda kalmaması veya eve geldiğinde ortalığı süpürülmüş bulması yüzünde bir rahatlama hissini getiriyordu beraberinde. Eh, evi geçindirmekten aciz evin erkeği, en azından böyle bir destekle velinimeti olan eşine minnettarlığını gösterme çabasındaydı o günlerde.


Derken Covid-19 hayatı değiştirdi. Düzen alt üst oldu, Havva da imkanı olan başkaları gibi evden çalışmaya geçti. Mart ayının ortalarıydı ofise gitmeyi bıraktığında ve mesaisini evde çalışma odasında yürütmeye başladı. Sabah 8,30’da başladığı mesaisi, akşam en erken 18,00’de bitiyor. O günlerden bugüne rutini aynı. Yani hep evde. Hep meşgul. Ben de evdeyim. Ama aynı hayatı yaşamıyoruz, söz gelimi benim için Cuma ile cumartesinin, Pazar ile pazartesinin bir farkı yok, avare adama her gün Pazar. Havva ise evden çalışmanın hakkını sonuna kadar veren biri, beni geçmişte de, bugün de hayran bırakan bir çalışma disiplinine ve iş ahlakına sahip. Bununla beraber o evde olunca, bilgisayarının başında kafa patlatıyor da olsa ev işlerine eskiye kıyasla daha zaman ayırmaya başladı, normal zamanda sabah 1,5 - akşam 1,5 toplamda gün içinde üç saati trafikte geçerken şimdi hem vakti hem enerjisi yanına kar kalıyor, öyle olunca da eviyle ilgilenmesi daha kolay artık. Hem mutfağa girebiliyor (düzenli yemek yapıyor!) hem ütüler birikmiyor (nisanda ütü sepetini sıfırladığında altlardan geçen yaz yıkanmış tişörtler çıkmıştı) ayrıca diğer işleri de kolayca hallediyor. Şimdi, sözü şuraya getirme derdindeyim: Havva, işten ayrılmamdan ötürü evde kaldığım önceki dönemde ona yardımcı olmak için yapmaya talip olduğum çoğu şeyi, evden çalışmaya başladığı yeni dönemde kendiliğinden kotarmaya başladı. Benim varlığım saçma sapan bir hal almaya başladı doğal olarak bu durumda. Dediğim gibi sabah açtığı bilgisayarında mesaisine akşama kadar devam ediyor, gün içinde kısa aralıklarla mutfağa filan gidip bir şeyler yapıyor, öğlen tatilini dahi ya mutfakta ya da biraz hareket etmek için ev işiyle geçiriyor. Mesaisi bitti mi ütü çamaşır işi yoksa akşam yemeğinin ardından freelance tercüme işlerine geçiyor ya da kitap okumaya geliyor sıra, bu arada youtube’da açtığı kanalda renk için kitap tanıtımları yapmaya da başladı. Hep meşgul! Her anı dolu! Ve ben… Rezil, işe yaramaz, değerini yitirmiş sefil. Havva böylesine yoğun, dolu dolu bir tempoda, üstelik salgından elinden geldiğince korunaklı bir ortamda bulunmanın verdiği güvenle ve insanları zombiye dönüştüren İstanbul trafiğinden uzak olmaktan dolayı mutlu mesut yaşarken, bir yandan da –istemdışı bir şekilde- benim ne boktan bir hayat sürdüğüme daha önceye kıyasla daha yakından, daha ayrıntılı bir şekilde tanıklık ediyor.  Neye mi tanık oluyor? Uyandıktan sonra saatlerce haber okuyorum, bir film izliyorum, gene saatlerce lichess’te oyalanıyorum, malcolm in the middle’dan bir bölüm seyrediyorum, gene saatlerce civilization oynuyorum, kitap okuyorum, derken bir bakmışım akşam olmuş. Ne yapmışım o gün? HİÇ. Markete, fırına gitmeyi filan saymıyorum. Havva’nın evdeki varlığı, üzerime bir büyüteç tutulmasıyla sonuçlandı ve sevgili eşimin niyeti hiç öyle olmasa da nasıl bir parazitle evli olduğuna dair kafasında hiçbir şüphe kalmadığını düşünüyorum artık.


Kene olduğumun bilincindeyim, en azından kadıncağıza verdiğim maddi yük hafiflesin diye, sağlık endişelerimin yanı sıra işin parasal boyutunu da değerlendirip sigarayı bırakmıştım. Bu iyi oldu. Günde iki paket, 30TL sigara parası demek, ayda 900 papel sigarama gidiyormuş, neredeyse aldığım kira kadar.

Sigarayı bırakınca göbeğim iyice büyüdü, göbeğim yarım dünya olunca bel ağrılarım peydahlandı. Galiba ciddi sorunlar yaşayacağım. Neyse, o zaman bakarız.

Konuyu dağıtmayayım. Masrafımın azalması tamam da, faydam yok ki. Verdiğim zarar ve rahatsızlığı azaltabiliyorum anca. Bir kenenin “bundan sonra kurbanımın kanını birazcık daha az emeyim, yazıktır garibana” demesi gibi bir şey.


Havva’nın başına belayım. Bu melek kalpli kadının geçmişte işlediği ne günah varsa artık, olağanüstü yetkilerle donatılmış bir üst düzey ceza olarak kendisine gönderilmiş bir ceza halinde yaşıyorum hayatı.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!