Dün işten ayrıldım. İstifa ettim. Bıraktım. Daha iyi
koşullarda bir gelir kapısı bulacağımdan değil. Alakası bile yok. İş kime nasip
olmuş da benim gibi üzeri çizilmiş, statüsü kazınmış, varlığı buharlaştırılmış
elli yaşına yaklaşan şişko bir kele kısmet gelsin? Yok öyle bir dünya. En iyi
arkadaşıma/patronuma daha evvel birkaç defa bu sonun geldiğini ifade etmiştim,
açıkça ‘dayanamıyorum’ demiş, ondan gelen biraz daha sabretmem yönünde
rica/ısrar sonucu harekete geçmemiştim. Şu yazıda değinmiştim aslında, hiçbir şeyin geçeceği yok. Sosyal bilimlerin genel sonucudur;
her şey kimi zaman yavaş, kimi zaman ivmeyle hızlanarak, ama daima kötüye
gider. Etik, ahlak, toplumsal değerler, hasletler ya da ekonomi gibi içtimai
hayata dair tüm olgular bozulup çürümeye meyillidir. Üst perdeden, çok bilmiş
edasıyla konuşmam sizi rahatsız mı etti yoksa? Pardon eğlencenizi bozdum
sanırım.
İşimde kesin bir görev tanımım yoktu aslına bakarsanız,
işçilerin hakkını patrona, patronun hakkını işçilere karşı savunan,
yöneticiymiş gibi görünen ama kurumsallaşmanın K’sına itibar etmeyen
patron/arkadaşımın genlerinde yer etmiş Sultanhamam geleneğinden ötürü
inisiyatif kullanmaktan mahrumdum, ne var ki %100 itimat edilecek kişi kontenjanında
yer aldığımdan para dağıtma, para hesaplama, alacaklılarla uğraşma gibi
sorumluluklarım vardı. Bu arada insan sarrafı kadrosunu ve yönetici asistanlığı
pozisyonlarını da vekâleten yürüyordum. Gene de işin en zorlu kısmı para
meseleleriydi, çünkü olmayan bir şeyi yönetmek malum biraz müşkül: Şirketin
alacak hanesinde milyon dolarlar yazılıyken, bu parayı karşı taraftan
alamadığımızdan bitmek bilmeyen bir kriz girdabında dibe doğru çekilmeye devam
ediyorduk. Sağ tarafta cenneti, sol tarafta cehennemi gören Araf gibi bir
noktada bulunduğunuzu hayal edin, size hizmetiniz, zahmetiniz, masrafınız,
emeğiniz karşılığı endüljans verenler cennete
gireceğinizi söylemiş ama zaman geçtikçe üzerinde durduğunuz zeminin ateşe
doğru kaydığını görüyorsunuz, öyle işte. Bir şirketin iş yapıp da karşılığını
alamaması böyle bir şey. İş yapmak için malzeme almak zorunda, bunlar ancak
alacağınızı umduğunuz ödemeye göre tarihlenmiş çek, kredi ile olabilen şeyler.
İşin büyüklüğü ya da niteliği çerçevesinde insan çalıştırmak zorundasınız, o
insanların maaşları, sigortaları, yeri geldiğinde tazminatları var. Devlet zaten
akbaba gibi, envai çeşit vergiyle şirketlerin ümüğünü sıkma peşinde. Velhasıl
taşıması, nakliyesi, yemeği, içme suyu, barınması derken harcama kalemleri ve
tutarları şişip duruyor. Bu tabloda benim görevim para bulmak değil elbette,
parayı bulan, kazanacak olan patron/arkadaşım. Ben o parayı dağıtmakla, ne patronun
ne işçinin ne de diğerlerinin haklarının yenilmemesi için ince eleyip sık
dokumakla görevliydim. Kahrolası bir sözelci olduğum doğru, sayılarla
hesaplarla pek işim olmadı mecbur kalmadıkça, ama bana bu vazife verilmiş
madem, elimden gelenin en iyisini yapmak için çırpındım. Takatim kalmayınca
artık yeter dedim patrona. Çünkü para yok. Dünyanın en zor konuşması, alacağı
olan işçiye, kestiği faturanın peşinde koşan esnafa, “para yok” demek. Para yok demekten yoruldum. Devasa projeler,
yüklü ihaleler alıp da milyon dolarlık alacakların ödenmediğini söylediğiniz alacaklı
kişi “abi bin lira olmaz mı koskoca şirkette?” diye sorduğunda yerin dibine
geçmekten bıktım. Çünkü Porsche ile dolaşan patronun/arkadaşımın cebinde de bin
lira olmadığını, gelecek paraların
ümidiyle kredi kartından nakit çekip deposunu doldurduğunu, eveki altınları
bozdurduğunu, annesinin emekli maaşına uzandığını, bu arada çekleri ödeyebilmek
için bir ev bir iş yeri sattığını biliyorum, hayatını değil, sadece günü
kurtarmak için. Özetle, bu yaşına dek (bu bana Allahın bir lütfu) hayatında hiç
kimseden borç almamış, hiç kimseye de borç vermemiş biriyim, insanlarla para
muhabbetine hiç girmedim ve girmem de gerekmedi çok şükür. Ne var ki para yok
derken yalancılık ya da başkasının ihtiyacını umursamama imasından da, patron/arkadaşım
hakkında paraları nereye gömdüğü
şakalarından da gına geldi artık. Anlattığım durumun bir kısır döngü olduğunun
farkındasınızdır elbet, Şirket parasını alamadığı için borçlarını ödeyemiyor,
bizden alacaklılar da kendi borçlarını ödemekte aciz kalıyor doğal olarak. Söz
gelimi işçiye maaşını, yevmiyesini veremediğimizde, kirasını nasıl ödeyecek?
Kirasını ödeyeceği ev sahibi, ay başında beklediği geliri alamayınca kasaba
nereden bulup da deftere yazdırdığı borcu sildirebilecek? Kasap sattığı
malların parası gelmezse aldığı doblonun araç kredisini nereden bulacak? Ve
saire ve saire.
Olayın bana yorgunluk
haricinde bakan yönü, benim de beş parasız olmam. Üç yıla yakın çalıştığım bu
yerde hiçbir zaman düzenli bir gelirim olmadı. Bunu ailem bilse üzüntüden
kahrolurlar sanırım, sadece Havva’nın bildiği bu durumu (tam şu anda annemlerin
telefon etmesi ne biçim bir kader oyunu ya, neyse) olabildiğince
kabullenmiştim, ama bir işim olduğunu, bunun için esnek denebilecekse de mesai
harcadığımı, bu sırada sinirlerimin epeyce bozulduğunu, akşam saatlerinde gelen
telefonlarda yaptığımız konuşmaları gördükçe Havva kendimden kaynaklı onca
derdimin yanısıra bir de bu iş yüzünden asabımın bozulmasına razı olamıyordu,
sanki stress + sigara + göbek + kötü beslenmeden mütevellid sağlığımdan
endişesi misliyle artıyor gibiydi. Ve evet, bunları çekip çevirebilmek için
bırakın kazancı, ancak iş için yaptığım masrafları sübvanse etmeme yetebilecek
bir gelir kimi zaman geliyor, kimi zaman gelmiyordu. Söz gelimi bu işi bırakma
kararını dün itibarıyla hayata geçirdim dedim, ağustos sonundan bu yana tek bir
kuruş cebime girmedi, aksine çıktı da çıktı. Bu noktada insanın en iyi
arkadaşının patronu durumda olması da olayları karmaşıklaştırıyor, o bana
vermek isteyip de veremediği paranın, ben de bırakın düzenli bir geliri, cebimden
çıkan masrafların karşılığını isteyememenin sıkıntısındaydım.
Sözün sonu: Bir işim yok, evdeyim, daha önce olduğu gibi
gene Havva’nın eline bakıyorum, ama bu defa en azından evi süpürüp, kedi kumunu
temizleyip, diğer ev işlerini yapabildiğim kadar yapıp kadıncağızın üzerindeki
yükü azaltmayı umuyorum. Masraflarımı da kısma, en önemli adımlardan biri
olacak, pazartesi sigarayı bırakıyorum inşallah.
Kim bilir, belki başka bir iş bulurum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!