2 Haziran 2009 Salı

Polat Renaissance Önüne Kadar Herşey Normaldi...



- Abi şimdi de anormal bir kuşatma altında olduğumu görüyorum, Sinem aradı ve yarın Sortie’ye çağırıyor, dünkü motor kursunda Nuray’la konuştuk, bu hafta boyunca evde yalnız olduğunu söyledi iki defa, Müjgan ise apayrı bir âlem, ne yapacağımı, hangisine uzanacağımı şaşırdım.

- Ötekileri de unutma, Melda’dan Evrim’e, Burcu’dan Piraye’ye kadar hepsi senin nişan bozduğunu ve ilgiye ihtiyacın olduğunu öğrendiler, tadını çıkar ama yanlış şeyler yapma abi.

- Ne yapayım abi, sen söyle.

- Ben ne bileyim, sana yol göstermek, tavsiyelerde bulunmak benim haddim değil bir kere.

- Yapma be abi, sen benim hocam, üstadımsın, senin bana yol göstermeni istiyorum çünkü çok karışığım.

- Hem hepsini istiyorsun, hem de hiç birini istemiyorsun.

- Aynen öyle, ne bok yiycem ben ya?

- İyi de ben ne zaman konuşsam sonunda haklı olduğumu söylüyor olsan da, bakıyorum gene saçmalamışsın, dağıtmışsın… Ben bu zamana kadar sana her şeyi söyledim zaten.

- Abi bu kızları ne yapmalıyım ya? Hiçbirine yetişemiyorum ki.

- Peki… Tersten başlayalım o zaman. Sen istedin madem, dikkatli dinle bari.

- Başla abi.





- Sinem’den uzak dur. Sana daha evvel de söylemiştim hatırlarsan bunu. İki kere yemeğe çıktınız, bir kere de seviştiniz diye hemen sevgili olduğunuzu düşünüp sana da bu saçmalığı yutturmaya çalışıyor, seviştikten sonra onu bir gün boyunca aramadığından dolayı sana yazdığı o sitemkâr sms’in nedeni “ben sana duygusal olarak bağlandım, senden de bunu istiyorum ve bekliyorum” dayatmasında bulunmak… Tek derdi kendisini Sortie, Reina, 360 gibi yerlere götürmen, su gibi para harcaman, hafta sonu geldiğinde Bodrum turları için sana göz süzmek, cilvelenmek… Bu arada seninle bolca seks yapacak, eğer mümkünse seni kapatmak ve evlenmek istiyor çünkü yaşı 29’a geldi, olmazsa da elinden geldiğince çok sömürmeye niyetli. Telefonlarına bile bakma.

- Biliyorum abi, zaten o sms gelince arayıp sıçtım ağzına, “ne diyorsun sen ya!” diyerek. Hemen alttan aldı, “eşeksin ama çok tatlısın” yazdı bir saat sonra.

- Kaldı ki, sen bu şekilde bir ilişkiyi dört sene sürdürmüştün hatırlarsan: Dilay Seni yeyip bitirmiş, kanını ve paranı içmişti ama salakça da olsa bir mutluluk yaşadın o dönem. Şimdi ise o adam değilsin, değiştin ve büyüdün. Ayrıca o kız bile Sinem kadar basit değildi. Benim gözümde Sinem orospudan farksız, “beni züt, eğlen, oyna, bana para harca, bir de âşık olursan oh ne alâ” modunda.

- Aynı şeyi düşünüyorum abi. Tersten başladın, Nuray hakkında ne diyorsun peki?

- Nuray’ın durumu hassas. Adımlarını çok dikkatli atmalısın, o kadına yazık olmasın. Eşinden boşanma arifesinde olan bir kadının ne beyin kimyası normaldir, ne de gönül kimyası.

- Sorma ya, öyle geyik, öyle matrak bir hatun ki, hem çok zeki hem de konuşması çok keyifli. Sürekli olarak atışıyoruz ama aralarda da çok sıcak sohbetler geçiyor. Çok tatlı kadın ya.

- Olabilir, o çok başka bir şey. Benim sözünü ettiğim şu: O kadın sabah uyandığında başka bir ruh halinde, belki kocası ile keşke boşanmıyor olsalar diye geçiriyor olabilir içinden. Gündüz iş, başka şeyler derken farklı olur, gece olduğunda hormonları da sana o mesajları yazdırtıyordur ona. Nuray’ın hem şiddetli bir yalnızlık isteyip, hem de yalnız kalmamak ve bir sığınak, hadi o abartılı, ama bir destek aradığını tahmin ediyorum. Ümit verir hatta daha da yakınlaşırsan seni “o” sanabilir. Sen “o” musun? “O” kişi olup olmadığını da en iyi sen biliyorsun. Bu arada, durum öyle riskli ki, sadece arkadaşça yaklaşsan dahi kafasında kendi istediği gibi bir çerçeve çizmesi mümkün. Ne istediğini çok iyi düşünmen lazım. Etrafında bu kadar kadın varken, Nuray’ı incitmek ve yaralamak sana yakışan bir davranış olmaz. Dikkatli ol abi, kul hakkı var. Şu sıralar savunmasız durumda o kadın.

- Tıpkı benim Dilay’dan ayrıldıktan sonra Yonca’nın ağzıma sıçması gibi…

- Aynısı olamaz ama çok yakındır, benzer yanlar vardır. Bence Nuray’dan da uzak dur. Üzme kadını.

- Tamam… Peki ya Müjgan’ı ne yapacağım? En büyük ve vazgeçemediğim kişi olduğunun bilincinde, ve hep ne zaman dönse, kendisini kabul edeceğimi, kucak açacağımı düşünüyor.

- O çok ayrı bir problem. Ama bence senin ilacın şu an O da değil. Müjgan konusuna girmeden evvel sana söylemek istediğim başka şeyler var. Yonca sendromunu atlattın atlatmasına ama sen hala ne istediğini bilmiyorsun abi. İşin komiği ben sana bunları kaç defa anlattım, sende tık yok, aynı hesap devam ediyorsun.

- Olsun abi, gene anlat.

- Dikkatli dinle o zaman. Toparlaması benim için bile zor olabilir.

- Dinliyorum abi.

- Hmmm. Bak şimdi: Aklını başından alan bir kadınla asla mutlu olamazsın.

- Yonca yani değil mi?

- Evet. Aklını başından alan kadın, seni akılsız hale getirir. Zombi gibi olursun ona duyduğun aşkla. Veya o örnek tam olmadı, şöyle söyleyeyim, bir kadın aklını başından alıyorsa, onun kölesi gibi olursun, ondan hariç kimseyi göremezsin dünyada. O kadın senin hayatında iken, başka hiçbir kadına bakmayacak, istemeyecek, arzulamayacak, ilgi gösteremeyeceksin. Bir kadın senin aklını başından aldıysa, onun dışındaki dünya senin için yok hükmünde oluyor, kendine bağlattığın ve gözükara gönüllü olarak bağlandığın zincirin neticesi olarak isterse Adriana Lima veya Scarlett Johansohn olsun yanına gelen, yüzüne bile bakmazsın.

- Yonca yani.

- Tam olarak öyleydi senin durumun.

- E ne yapmalı?

- Abi, bir kadını severken, ona âşık olduğunda, aklın başında olmalı. Aklı başında bir âşık olmalısın. Sadece kalbinle değil, aklınla ve ruhunla da âşık olmadığın takdirde bu iş yanlış ve nakıs sonuçlanıyor. Taburenin üç ayağından biri diğerlerinden çok uzun ise, o taburede oturulmaz. Küt diye düşersin. Hele o tabureye iki kişi oturmayı düşünüyorsan büsbütün yamulursun. Âşık olduğun kadın aklını başından almamalı. Elbette o kadından daha güzeli gelir karşına, daha çekicisi, daha hoş olanları dolanabilir etrafında. Mesele sözünü ettiğim ötekileri, yani diğer hurileri de arzulayıp, isteyip, ama bunun da bunun da farkında olup, kendini âşık olduğun kadına vermen. Bir kadın senin aklını başından alıyorsa, bil ki siz ikiniz çölde yürürken su matarası onun elindedir ve suyu içme hakkı, yetisi, yetkisi, her ne boksa senin tarafından ona teslim edilmiştir. Aklını başından almayan kadın ise çölde beraber su aradığın insandır. Kimi zaman el ele yürür o çift, kimi zamansa birbirlerine dokunmadan ama birlikte, aynı yöne yürürler. Aklını başından alan hatunu ise bir de sırtında taşımak zorundasın o çölde.

- İyi de abi, senin anlattığına göre Yonca gibi biri olmazsa, yani aklımı başımdan almazsa hatun, ben gidip başka kadınları da zütmeye kalkarım, bunu istememeyi istiyorum ben.

- Hayır abi, şöyle örneklendireyim: Hepimiz oruç tuttuk, ben hala ramazanın yarısında tutmaya çalışıyorum.

- Ben de kadir gecesi tutuyorum abi, heh heh.

- İyi Allah kabul etsin. Devam ediyorum. Oruçluyken bir kebapçının önünden geçtiğinde burnuna gelen, balık lokantasından veya herhangi bir mutfaktan çıkıp seni kuşatıp sarmalayan bir yemek kokusu duyduğunda canın çeker, istersin değil mi? Ama “dikerim lan orucu, gireyim şu restauranta” demezsin. İftarı bekliyorsundur. Elbette içinden geçecek ama adım atmazsın oraya, aksine, yolunu değiştirirsin. Aşk da böyle olmalı. O zaman daha değerli oluyor. O zaman özel oluyor. O zaman değiyor. O zaman mutlu ediyor. Öteki türlü, yani Yonca gibi aklını başından alıyorsa bir kadın, verdiğim misale uyarlayacak olursam, mutlu olmayı ümit ederken, ilaç niyetine aldığın eroine bağımlı hale dönüşüyorsun. Yokluğunda çılgına dönüyor, varlığında daha fazlasını arzuluyorsun. Bu da seni tüketiyor. Veya, o tabure vardı ya, hani bir ayağı diğerlerinden uzun olan, işte o uzun ayak sen taburede oturmaya çabalarken birden tabureyi delip götüne giriyor. Akıl ve ruh olmadan eksiğiz çünkü, üç ayak lazım.

- Üç ayak derken ? hahahahah!

- Hayvan. Şimdi bu bağlamda Müjgan’ı dinlemeye hazır mısın?

- Evet abi, sıra onda.

- Sana neye ihtiyacın olduğunu ben söyleyemem abi, ama buraya kadar söylediklerim…

- Abi!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

- Ne oldu?

- Karşıdan gelip yanımızdan geçen arabadaki kızı gördün mü?!?!? Peri gibiydi ya, Aklım başımdan gitti!!! Sapsarı saçlar, masmavi iri gözler!!!

-

- Önümüzdeki arabaya bak U dönüşü yapıp takıldı kızın peşine!!! Allahım neydi o ya!!!

-

- Vay be…

-

- Neyse abi dinliyorum ben seni, devam et.

- Hasiktir göt herif.

- Ya valla dinliyorum, Müjgan’da kaldık.

- Sana hiçbir şey anlatmıycam artık göt.

- Ya hadi ama.

- Tek kelime etmeyeceğim bundan sonra. Ben ne diye bunları anlatıyorum ki sana.

- Ya abi bir an afalladım işte. Lütfen.

- Bu konu bitti. Adam olmayacaksın sen.

- Bak lütfen dedim.

- Beni eve bırakıyor musun yoksa ben burada inip yürüyeyim mi?

- Yaaaa… Böyle yaparak üzüyorsun beni bebişim.

Sonraki 4-5 dakikada, iki kişinin aklında geçenler:

1- İbne… Ne işim var benim bu arabada… Sen züttüğünü sandığın hatunlar tarafından daha çoook zütüleceksin ama ne yapalım ki benim bebişimsin.

2- İbne… Ne işin var senin bu arabada… Şimdi arabada olmasaydın ben bu kızı İpsala’ya kadar takip eder, bir fırsatını bulup penceresinden de kartvizitimi atardım ya. Ne yapalım, benim bebişimsin…

51 yorum:

  1. Virgilius, Keşke ben seni 365 gün evvel bulsaymışım. Öğütlerin kimbilir ne kadar işime yarardı:)

    YanıtlaSil
  2. Keyifli bir öğreten adam hikayesi olmuş efendim. Yine de kadınların halet-i ruhiyeleri hakkında bu kadar kesin hükümlerde bulunmamakta fayda var derim.. Zannetmeyiniz, zira zannın çoğu yalandır sözünü haddimi aşarak hatırlatırım.. Bu hikayenin öğreten adamımı öğrenen adamımısınız bilmiyorum ama öğreten adama "çok bilen çok yanılır"dediğimi iletir misiniz..

    YanıtlaSil
  3. Evet yaa aynen boyle abi.. ne bok yiyecegim hala belli degil, en azindan burada sonucu yazarsin diye dusunmustum, bu arada ..
    İbne… Ne işin vardi senin o arabada… arabada olmasaydın ben bu kızı İpsala’ya kadar takip eder, bir fırsatını bulup penceresinden de kartvizitimi atardım ya. Ne yapalım, benim bebişimsin..:))

    YanıtlaSil
  4. Stephen King'in kadın karakteri Dolores Claiborne, "Bir kadının bazen tek dayanağı sürtük olmaktır" der.

    Bu "özdeyişi" her defasında hesaba katmadığımız için çoğunlukla kadınları ya tanıdığımızı yada elde ettiğimizi düşünüyoruz...

    YanıtlaSil
  5. Dostum Virgilius,
    Bırak bu stereotype ları şekerim. Senin bi özelliğini bana benzetiyorum. (Haddim olmadan)
    Gönül işlerini matematiksel şekilde analiz edip, herşeyi yerli yerine koyabileceğini düşünüyorsun. Olmayınca bir sinirleniyorsun. Ben de öyleyim, analitik bir şekilde çözmek istiyorum olayları.
    Ama maalesef bu gönül işleri analitik mantığın karşısında çok kırılgan, hesaba kitaba gelince soluveriyor. İyisi mi bebişini rahat bırak. Kalp işi kalple halledilir. Aman aşık olmayım, aşık olayım ama ayağım yerden kesilmesin vb vb. Anna Karenina ol lütfen, uyuz Levin le kifayet eden Kitty olma..
    Ley ley leyy.. Aslında herşey boş.

    YanıtlaSil
  6. Bu arada hani bu bebişinin seni çok sevmeyen bir kız arkadaşı vardı, o ne oldu? O Yonca mı? Ya ben neyim? Pis bi dedikoducu mu?

    YanıtlaSil
  7. yonca lar iyidir virjil. sicarlar adamin agzina o ayri ama hayata anlam verirler, sadece sorumluluk yuklemezler.

    YanıtlaSil
  8. Ya durup durup yorum yazıyorum ama sen Dr House u izliyor musun?
    Bi izle bak, idolün olur o herif..

    YanıtlaSil
  9. bence Virgilin idolü olsa olsa Nip/Tack taki Christian Troy olur :)

    YanıtlaSil
  10. Yok bu Troy olmak için fazla sinameki.. :)

    YanıtlaSil
  11. Fortunata,
    benim burnum boktan sadece altı ay evvel kurtulduğuna göre, 365 gün önce yumurtladığım hikmetlerin o vakitler seni götürmesi muhtemel mekan da pis kokulu kahverengi cisimlerin atıldığı bir çukur olurdu herhal:) Belki 365 gün evvel zerafetinin ve ruh güzelliğinin hakkını veremeyecek, hatta belki peşinde gezinip "bu tatlı hatunu nasıl etkilerim de baştan çıkartırım?" diye düşünecektim. Şimdi ise ruh güzelliği göz kamaştıran birini görüyorum karşımda, saygı duyup hayranlık beslediğim.
    Sana tuhaf ve belki yanlış gelebilir ama ben hayatta her şeyin "en doğru zamanda" yaşandığını düşünüyorum.
    (açık sözlülükle patavatsızlık arasında ince bir çizgi vardır:)))

    bölünmüş,
    çok yanılan, yanıldığı hususları öğrenmesini biliyorsa, zamanı gelir çok bilen olur. Henüz aldığım dersler bitmedi, eğitim ve öğrenim devam ediyor, ama bırak da bir şeyleri farketmenin tadını çıkartayım.

    augurous,
    Aksaray'dan Yeşilköy'e kadar konuşturdun ya beni, hala kızıyorum kendime... Beni nerenle dinliyorduysan selamlar orana:)

    Talisman'ım,
    Matematiksel olarak analiz etmiyorum ya. İnsanın mühendisliğin değil şiirin nesnesi olduğunu düşünenlerdenim. Ama artık "öngörülebilir" olduğunu düşünüyorum bazı şeylerin. Veya, "zannediyorum" diyeyim :)
    Bu Yonca o Yonca. Tabii metindeki tüm isimler müstear ama anlatının %99,9'u real story.
    o hatunu da nasıl hatırladın doğrusu şaşkına döndüm ama itiraf edeyim ki, sen benim nazarımda latince bir eserin dilimize tercüme edildiği kitabın sayfaları gibisin, her yaprağın bir yüzünde latince orijinal metin, diğerinde de türkçe çevirisi var sanki, bir sayfa sen, öteki ben... Ve ne yazık ki (!) hatun olsam senin gibi olurdum ya :)

    merlin,
    bu post yonca'ların insanın ağzına sıçtığı, dindarca bir bağlılık ile kendisine köle ettiği ama o din yanlış ve heretic olduğu için sonunda erkeği cehennemde cayır cayır yaktığına dair yazıldı ya :)

    talisman ve birfincankahveiçinbirpenny,

    Bu adam dört yıldır televizyon izlemiyor. evinde tv yok. dizilerin bağımlılık yaptığını düşünüp onlardan uzak duruyor. İsmini andığınız otörleri tanımıyor. Herhangi bir yerde (annesinde, hayatının evinde vs.) elie kumanda geçerse şayet, ya NBA TV'yi,ya La Liga maçlarını ya da Fashion TV'yi açıyor.

    YanıtlaSil
  12. Biraz önce Karma ve Arkadaşları adlı yazını okudum. Çok güzeldi çok!

    YanıtlaSil
  13. Aile Bağları Üzerine II'de çok güzel ve samimi.

    YanıtlaSil
  14. Müge,
    Güzel bir yazı bulmak için ne kadar gerilere gitmişsin öyle:)
    Doğrusu bu ya, ben blog dünyasında bir fenomen haline gelmeden çok önceleri, kimsenin benim farkımda olmadığı, sadece polente'nin okuduğu zamanlarda daha güzel yazıyordum...
    beğendiğine sevindim.

    YanıtlaSil
  15. yazının başlığına vurgu yaparak söylemek gerekirse:

    "fenomen haline gelme" cümlene kadar herşey normaldi..

    bu akşam absintlenmiş sanırım.

    YanıtlaSil
  16. Gregor,
    ciddiyet problemi olan sadece sen değilsin :)

    YanıtlaSil
  17. Virgilius ve Gregor,
    ben o eski yazılara Gregor'un kanaat notu/google reader bağlantısından ulaştım bu arada.

    YanıtlaSil
  18. derdim ki o zamanlar, virgi sen bilirsin bunu "hayir da ser de yonca'dandir."

    taptim, ben kendimi biliyorum yine taparim.. ama bu sefer Adriana Lima veya Scarlett Johansohn olsun yanıma gelen, sen gor neler yaparim:))

    (yapmayacagimi ikimiz de biliyoruz di mi..salagim ben iste..)

    YanıtlaSil
  19. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  20. Na zdorovje to your health olarak tanimlanabilir sanirim..
    Spasibo diyen kisiye cevap olarak soylenir Na zdorovje ..

    YanıtlaSil
  21. augurous:
    meali şerefemi bilmiyorum ama prensip gereği şerefe kadeh kaldırmıyorum. üstelik masamda bodrum mandalinası aromalı yedigün var. bok gibi.
    kılavuzu karga olan geminin çok bilindik hikayesine küçük bir vurgu yapmak isterdim ve yaptım:)

    (*) na bu yazı yazar tarafından kaldırılan yazının yerinde düşünülmeli.

    YanıtlaSil
  22. asla bir insana ilişkiler hakkında öğüt vermeyeceksin. hele "şunla takıl, bunla takılma" demeyeceksin. dersen ya suçlanıyorsun ya böyle ibne muamelesi görüyorsun işte.

    YanıtlaSil
  23. Sex and the City'nin bir bölümünde "Arkadaşlarınıza asla ilişki tavsiyesi vermeyin; ayrılırlarsa ve işler yolunda gitmezse bunun suçunu size yükler, ayrılmaz da beraber olmaya devam ederse sizin aslında o adamdan ayrılması gerektiğini düşündüğünüzü bildiği için sizin yanınızda asla eskisi gibi davranamazlar." diyordu.

    Şu bloga da Sex and the City'i soktum ya, hahaha... :D

    YanıtlaSil
  24. Bu durumda gayet şanslıyım Virgilius, açıkcası güzel kokan yerlerde olman ve oralardan güzel mesajlar vermen gelecek 365 gün için iyi olabilir. Sevgiler..

    YanıtlaSil
  25. Ne yorum dönmüş burada böyle...
    Müge,
    Gregor'un beğenisini kendine rehber edindiysen vah senin haline!

    augurous,
    Spasibo (teşekkür ederim) denildiğinde buna verilen karşılık "nazdorovya" [sağlığınıza) değil, "baajalusta" (rica ederim) olur, Gregor'un pak zihnini böyle yanlış bilgilerle doldurma bebişim.

    elma,
    maço görünümlü hard-core erkeklerin ibnelik muhabbetini bu kadar ciddiye almamalısın :)

    Müge,
    ben kadınların arkadaş olabileceğine inanmıyorum. Kadınlar asla (bak asla dedim, o kadar kesin kanaatimdir) gerçek ve içten dost olamazlar. O en güzel ve neşeli ve keyifli ve sıcak sohbetlerinde ve geiklerinde ve dertleşmelerinde ve bilumum paylaşımlarında sürekli kıskançlık, içten içe süregiden riya ve ancak bir erkeğin hissedebileceği çekememezlik vardır. Aklı başında, kafası azıcık çalışan her kadın, diğer hemcinslerinden uzak durmaya çalışır ve bu gibi ortalamanın üzerindeki kadınların en yakın dostları da (sevgili demedim) gene bir erkek olur.
    S.&.C konusunda ise, vade retro satanas der ve om'larım!

    fortunata,
    Ben de buna kendi açımdan talih gözüyle bakıyorum. Sevgiler benden.

    YanıtlaSil
  26. yalnız ikidir dikkatimi çekiyor, buradaki şeyleri ciddiye almamam öğütleniyor. yapmayın böyle şakalar ama yau (:
    maço görünümlü hardcore deyip ciddiye almamak da olmuyo sanki.

    YanıtlaSil
  27. ortalama üzerinde bir kadın olarak istisna oluyorum sanırım.

    YanıtlaSil
  28. egoist,
    hangi açılardan (e.g. uyku bağımlılığı, zeka, kan basıncı, iştah, duygusallık, bellek, boy veya kilo vs.) ortalamanın üstünde olduğunu bilmiyorum ama katı düşüncelerime karş 'istisna' olmanı diliyorum ben de.

    YanıtlaSil
  29. ben merak ettim danışmanlık ücreti olarak ne istiyorsun...
    mesela elde var olan sevgiliye yakalanmadan msn de bile yazışamayan ben hangi tip kadınlarla ve nasıl çapkınlığın engin denizlerinde yüzebilirim?
    Eski tanışıklığımızın hatırına uygun bir fiyat reca ediciğim...varsa grup indirimide alabilirim...

    YanıtlaSil
  30. :) O dönemlerimi anımsayınca pek bir Nuray gördüm kendimi.
    Şimdi değişen ne dersem, yarı nuray gibiyim.

    birde düşündüm de neden yazıdaki kadınla kendimi benzetiyorum, kıyaslıyorum ki?

    YanıtlaSil
  31. Ben de dusundum de niye kendi mi yazidaki adamla ozlestiriyorum ki :)

    YanıtlaSil
  32. Eh en azından benim burnum sürtüyor da ben değişme gayreti gösterebiliriyorum.

    YanıtlaSil
  33. birfincankahveiçinbirpenny,
    danışmanlığı allah rızası için yapıyorum ben. Bebişim en fazla bir öpücük veriyor, dünyanın aklını alıyor benden.
    yalnız, elde var olan sevgiliye yakalanmadan msn'de bile başka hatunlarla yazışamamanın sebebi senin beceriksizliğin mi, yoksa sevgilinin cevval bir hatun olması mı, onu bilemedim işte... Veri eksik diğer bir değişle.
    (allahım adam "gruba gel gruba!" diyor, sen aklıma mukayyed ol!)

    efsa,
    sadece bu değil, bu blogta pek çok uzun ve sinir bozucu post var ki,okuyanların hem uyuz olması, hem bana gıcık gitmesi, hem tekrar tekrar okuması bu sözünü ettiğin "içselleştirme ve yansıtma" yüzünden.
    not: herif (bebişim) adam gibi dinlemeye devam etseydi daha müjgan'ı çözümleyecektim ona. Ne karakterler grdi çıktı bu hayata ah be bilsen efsa!

    bebişim augurous,
    efsa'yla dalga geçme, melek gibi kızdır.
    Bu yazıdaki adamla kendini kıyaslama zaten, kıyas iki farklı şey arasında yapılır:)
    (Bu arada efsa da ağzının payını vermiş gördüğüm kadarıyla, melek dediysem de o kadar da değil:)))

    YanıtlaSil
  34. "Bebişim en fazla bir öpücük veriyor, dünyanın aklını alıyor benden" derken, "ver bir ıslak öpücük akıllara boğayım seni" mi demek istiyorsun tam anlamadım ben şimdi :) tek eşli bir organizma olarak kalayım bari, zaten beceremiyorum...

    Gregor Samsa için P.S. : biliyorum sen şimdi bu "becerememek" kelimesini irdeleyeceksin ama tamamen çapkınlığa atıfta bulunulan bir kelimeydi kendileri :)

    YanıtlaSil
  35. birfincankahveiçinbirpenny,
    Tek eşlilik gibisi var mı yaa.. Boşver sen bunları, üzme sevgilini.
    Bu arada Virgilius la aranızda tehlikeli bir yakınlaşma seziyorum, Anneperi nin ortaya çıkması an meselesi :))

    YanıtlaSil
  36. (düzeltme)
    kız olsaydım verilecekler listeme eklermiydim kendilerini bilemiyorum ama bu yakınlaşmanın, "akıl alabilmek için" ıslak bir öpücükten ileri gideceğini sanmıyorum...

    aklıma geldide, hakkaten virgilius kız olsan kime verirdin acaba? :)

    YanıtlaSil
  37. virgilius, bugün don quijote'de okuduğum bir cümle bana hem bu yazıyı hem de jenna yorumlarını anımsattı. yazmadan duramayacağım, umarım auguros da okur:)

    (bir adam güzel bir kadına körkütük aşık oluyor ama amiyane tabirle kadın gösterip de vermiyor, sonra da daha zengin biriyle evleniyor. adam da kadına mektup yazıyor.)
    "güzelliğinin yücelttiği şeyi, yaptıkların yerle bir etti; birincisinden melek olduğunu anladım, ikincisinden kadın olduğunu anlıyorum."

    YanıtlaSil
  38. JoA,
    sana cevabı Augurous verecektir:)

    Birfincankahveiçinbirpenny,
    sorunu yoksayıyorum, hiç kusura bakma:)

    YanıtlaSil
  39. Sevgili Joa..Virgil bana birakmis cevabi cunku; Don Quijote hafizamiza kazinan ilk kitaplardan orta okulda okudugumuz...
    Yillar boyunca kafamiza kazinmistir su sozler "guzelliginizi yildizlarla birlikte guclendiren yuce gokler guzelliginizin hak ettigi hakki hakettiriyor."
    yillarca guzelligi yildizlarla birlikte guclenen kadinlari aradim, onlarin pesinden kostum, gordum ki arkasindan kosmam gereken yildizlardan ainan enerjiyle olusan parliklik degilmis..sanirim artik kitaptan baska bir cumleyi kendime dustur edinmeliyim "güzelliğiyle olduğu kadar bilgeliğiyle de parmak ısırtıyordu"..guzelligiyle oldugu kadar bilgeligiyle parmak isirtan kadin..var mi boyle bisey gercekten bu dunyada?


    alfred de vigny nin güncesinde der ki.."her umudun dibine kadar indikten sonra aklın verdiği tek gerçek sonuç şudur. her şey bir hiçtir; ün, aşk, mutluluk, bunların biri bile var değildir. öyleyse biz herhangi bir konuda düşüncemixi belirtirken her şeyden önce kendimizi aldatmak zorundayız. bir şeyin var olduğuna inanmak bir düş kurup ona sonradan tapmak, ona küfretmek, onu yüceltmek ya da yerle bir etmek için... demek ki hepimiz birer don kişot'uz. üstelik don kişot'tan daha da bağışlanamaz bir durumdayız. çünkü dev diye gözümüzde büyüttüğümüz şeylerin gerçekte birer değirmen olduğunu biliyoruz, ama yine de onları birer dev gibi görmek için direniyoruz."
    hepimiz biseyleri gozumuzde buyutmuyor muyuz joa?

    YanıtlaSil
  40. ve hepiniz.. bi sersemi adam yerine koyup, hikayesini okuyup hatta uzerine yorumlar yaptiginiz icin.. tesekkurler, hem de cookk tesekkurler...

    YanıtlaSil
  41. augurous, her şeyden önce, ben burada bir sersem göremedim:)

    anladığım kadarıyla don quijote sizde biraz da don juan'la karışmış (ya da ona hizmet etmiş mi demeliydim). çok akıllıca bir karışım:)

    yıldızlardan alınan ışık ya da güzellik+bilgelik... hepsi bir yana, acaba şu soruyu mu sormalı sevgili augurous: arkasından koşmak gerekiyor mu?

    vigny'ye bakarsak, senin dediğin gibi bir kadın var mı yok mu senden başka kimse bilemez. hangi kadını böyle görmek istersen o kadın öyle olacaktır. bunu yaparken de kaçınılmaz olarak o kadının peşinden koşacaksın gibi bir sonuç çıkarıyorum ben. ne dersin?

    her insanın hayatında bir dönem ya da dönem dönem kendisini kandırdığına inanıyorum. ama gün geliyor daha "dürüst" bir şey de yaşanabiliyor. ve sanırım o da, hiç kimsenin peşinden koşmadığında oluyor. çünkü bir şeyi aramadığımız zaman buluyoruz. geçenlerde kitaplığımda ilyada'yı arıyordum. defalarca taradım rafları, sinir oldum, bir türlü bulamadım. gidip yattım. birkaç gün sonra kitaplığın önünden geçerken şöyle bir kafamı çevirdim ve bir de baktım ilyada. komik olan neydi biliyor musun? bir dizi kitabın üzerinde yatay duruyordu. yani görmemem için hiçbir neden yoktu aslında. çılgın arayışımın dışında...

    aşkı ya da hayatı çözmüş birisi gibi konuştuysam bağışla(yın). kendimi bazen gözümde büyütüyorum:)

    YanıtlaSil
  42. Sevgili Joa,
    "İnsan aramaktan vazgeçtiğinde bulur..." Çok haklısın. Bunu bütün öğretiler, özellikle Mevlana ve Buda net bir şekilde ifade ediyorlar. Çılgınca ve nefes nefese kalarak kovalamak ancak büyük bir yorgunluk ve hayal kırıklığı getiriyor. Bu hatırlatma bence çok yerinde olmuş. "dürüst "şeylere gelince... ben hala inanıyorum. Bence varlar:)

    Kusura bakma Virgilius, doğruca Joa 'ya oldu bu mesaj:)

    YanıtlaSil
  43. Augurous, JoA ve Fortunata,

    ben çekiliyorum aradan, takılın siz :)

    YanıtlaSil
  44. bence de dürüst şeyler hala var sevgili fortunata ve gökten zembille iniyor kendi kafasına göre:)

    virgilius, niye çekiliyorsun aradan, augurous senin bebişin değil mi yahu:)

    YanıtlaSil
  45. joa; aslinda kosarken birseye odaklanmamdan dolayi, belki de etraftaki pek cok seyi kaciriyorum haklisin.. ama ben hayatimin hicbir doneminde yalniz kalmadim, hep cok uzun iliskilerim oldu benim, o yuzden simdi sudan cikmis balik gibiyim, hem saskin, hem de neye sarilacagini bilmeyen..
    aslinda virgil'in de bana hep tavsiye ettigi sey su; once kendi ayaklarim uzerinde durabilmeliymisim, kendi basima yasayabilmeliymisim.. ama ben sikayetci degilim ki hayatimi herseyimi sevdigimle paylasmaktan, kendimi sevdigime adamaktan..

    (bu arada, simdi bebisim aradi tam bunlari yazarken, roma dondurmacisinin onunde beni bekliyormus)

    ve hep inanmak istediklerime inandim hayatim boyunca, bazen de saplantili bi sekilde, tek derdim yuceltmekti sevdiklerimi..don quijote misali..

    YanıtlaSil
  46. şu durumda sanırım sorun kimi seçeceğini/kimi seveceğini/kime tapacağını bilememek sevgili augurous. haddimi aşmıyorsam eğer, sana sadece bir ex-nuray olarak nuray'a kıyma ve nuray sana kıymasın diyebilirim:) gerisi için de selamet dilerim.

    YanıtlaSil
  47. Uzun zamandır ilk defa bir yazına bu kadar güldüm. Aferin, çok güzeldi.

    YanıtlaSil
  48. ve butun bu yazismalari okuyan nuray kadinlarin bakis acisini bana anlatmak icin dedi ki:


    "Sizler benim anılarımdan önce,
    günahlarım oldunuz…


    Yastığımda herbirinizin Ah’ları dolanıyor.



    Uykusuz gecelerimde,

    Bomboş baktığım günlerimde ızdırabım oldunuz.



    Bir suçum olmadı oysa

    Esişlerimden başka;

    Yalan olan konuştuklarım değildi,

    Belki,susuşlarımdı,

    Belki, bakışlarımdı…



    Çalınmış günlerinizin

    Ve

    Hayallerinizin intikamı oldu Yalnızlıklarım.



    Kadınlığım,

    Yani Şeytanlığım yendi hepimizi.



    Ne Siz

    Ne de, ben

    Kazanmadık..."

    ****************

    ne nasil yani... desifre mi oldum, nuray herseyi okudu ve ogrendi mi, hormonlar kismini da mi:)))

    YanıtlaSil

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!