31 Aralık 2006 Pazar

Nasıl başlarsa öyle mi gider?

2007 senesine girmeye dakikalar kaldı, hemen karar vermeliyim:

a) Fifa oynayarak mı,
b) Slayer dinleyerek mi,
c) porno seyrederek mi,
d) kitap okuyarak mı,
e) çikolata yiyerek mi,

yeni yıla gireyim?

Aynı anda birden fazlası yapılabilir elbette, ama biri mutlaka "ana eylem" olacak bunlar içinde...

"Bulaşık yıka" demesin kimse, o yarını da bekleyebilir...

Bu arada, 2007'den hiç bir beklentim yok...
Ne de olsa herşey daha kötüye gidiyor tedricî olarak...

26 Aralık 2006 Salı

Mülk Üzerine Kısa Kısa...

Keyfim yok, fazla uzatmayacağım o yüzden.


Büyük Türkçe Sözlük'e (D. Mehmet Doğan) göre:

1- Üzerinde tasarruf hakkı bulunan şey, alınıp satılan şey.
2- Bir hükümet, idare, kuruluş, aile ya da kişinin tasarrufu altında bulunan gayrimenkul.
3- Bir devletin mâlik olduğu arazi, hakim olduğu toprak parçası, ülke, memleket.
4- Vakıf olmayıp şahsa ait olan arazi veya yapı.
5- Varlık, saltanat.
6- Kuranı Kerim'in 67. suresi.


http://www.tdk.gov.tr 'ye göre:


1- Ev, dükkân, arazi vb. taşınmaz mal.
2- Vakıf olmayıp doğrudan doğruya birinin malı olan yer veya yapı.
3- (eskimiş) Devletin egemenliği altında bulunan toprakların bütünü, ülke


Tasavvuf Terimleri & Deyimleri Sözlüğü'ne (Ethem Cebecioğlu) göre:

Üzerinde tasarruf yetkisi bulunan, sahip olunan şey, temlik vs. gibi anlamları olan bir kelime.
Gözle görülen cismâni âlem.Mülk alemi hisler ile bilinir. (Şimdi bir de melekût alemi var ki, orası iyice karışıyor işte, Mülk ile aynı kökten, yani MLK'dan geliyor, aslında şimdi düşünüyorum da esas açıklanması gerek kavram melekût olsa gerek... Sufiler zâhir anlamda melek kelimesini kullanır ama bâtin anlamda melekût kelimesini tercih ederler. Çok uzayacak şimdi konu, neyse...)


Osmanlıca - İngilizce Redhouse (1890 baskısı esas alınarak yayınlanan) Sözlüğü'ne göre:

1- Possession, property, real estate.
2- Sovereignty, dominion, state.
3- the whole creation as the domain of God, God's supreme sovereignty and dominion.

Bir kaç sözlükten çıkan anlamlar bunlar, daha da uzatılabilir bu liste ama dedim ya, canım sıkkın...

Mülk kelimesinin karşımıza çıktığı bir kaç yerden söz edeyim şimdi.

Sivas'taki Çifte Minare'de, veya Kemal Unakıtan'ın yıkılan kaçak villasının kapısında, ve daha pek çok apartmanın, binanın, etc. girişinde bizi karşılayan "Mülk Allahındır." yazısı... Aslında bu kavram Kuranı Kerimde pek çok yerde dile getirilir, söz gelimi;

O gün onlar ortaya çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. Bugün mülk (hükümranlık) kimindir? Tek olan, her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah'ındır.
(Mümin, 16)

Peygamberleri onlara, "Allah size Tâlût'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. Onlar, "O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir" dediler. Peygamberleri şöyle dedi: "Şüphesiz Allah onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı." Allah mülkünü dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
(Bakara, 247)

O, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah'tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah'tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.
(Haşr, 23)

Nereden kazandıkları belli olmayan paralarıyla evlerinin, iş yerlerinin orasına burasına Mülk Allahındır yazılı levhalar asıp sonra da "Allahın evi sayılır burası, nasıl da güvenli bir ortam yarattım kendime" diye salak salak geviş getirenlere uyuz oluyorum. [zaten sadece iki yer Tanrı'nın evi olabilir, biri Allahın Evi şeklinde birebir çevirisi yapılan Beytullah, yani Kabe, diğeri de Ahdi-Atik'in Yaratılış -Genesis- bölümünde şu şekilde geçen Beyt-El olabilir: 16 Yakup uyanınca, “RAB burada, ama ben farkına varamadım” diye düşündü. 17 Korktu ve, “Ne korkunç bir yer!” dedi, “Bu, Tanrı'nın evinden başka bir yer olamaz. Burası göklerin kapısı.” 18 Ertesi sabah erkenden kalkıp başının altına koyduğu taşı anıt olarak dikti, üzerine zeytinyağı döktü. 19 Oraya Beyt-El adını verdi. Kentin önceki adı Luz'du. 20 Sonra bir adak adayarak şöyle dedi: “Tanrı benimle olur, gittiğim yolda beni korur, bana yiyecek ve giyecek sağlarsa, 21 esenlik içinde babamın evine dönersem, RAB benim Tanrım olacak. 22 Anıt olarak diktiğim bu taş Tanrı'nın evi olacak. Bana vereceğin her şeyin ondalığını sana vereceğim.”]

Halbuki Mülk Allahındır, yani El Mülki Lillah sözü, mal, mülk, ıvır zıvır anlamında kullanılmıyor ki! Varlık, mevcudat, herşey Mülk kapsamında, Tanrı sizin suyu pis havuzlu villanızı ne yapsın iki yüzlü ahmak adamlar!

"Mülk Allahındır" sözü egemenlik, siyasi otorite anlamına da geliyormuş yukardaki tanımlardan anlaşıldığına göre, Atatürk zeki bir adam olduğu için bunun çok şiddetli bir şeriat çağrışımı yaptığının farkına varıp bu ifadeyi fevkalade ince bir tarzda laikleştirerek "Hakimiyet/Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" şeklinde veciz bir laf etmiş. Hassas konular, fazla irdelemeyelim... Zaten canım sıkkın, pek neşesizim bugün....

Son olarak "Adalet Mülkün Temelidir" sözüne değinelim.
Burada Mülk, daha ziyade "Devlet" anlamına geliyor, İlahi bir çağrışım yok. (Hoş, by definition Tanrı da adil olmalıdır orası ayrı,Zaten Zebur'da Tanrı için "Doğruluk ve adalettir tahtının temeli" ifadesi geçer. 97:2) Devletin, siyasi otoritenin adaletli olması gerekliliği üzerine sarfedilmiş bir söz bu, yoksa "Adalet parası pulu malı mülkü olanların sırtlarını yasladıkları dayanaktır, paranız yoksa adalet de beklemeyin devletten" gibi bir anlamı yok bu özdeyişin. Devletin temeli adalettir kardeşim, devlet adil olamıyorsa, kişiler kendi adalet anlayışlarını yürülüğe koyarlar, sonra Teksas'ta geçen western filmleri veya günümüz İstanbul'u gibi olur o memleket...

Keyfim olsa daha çok uzatırdım ama cidden canım sıkkın...

No woman no cry... (Metinle ilgisi yok ama bunu da yazmak istedim işte, blog değil mi, her işe yarıyor ne güzel)

24 Aralık 2006 Pazar

MLK Ve Kişisel Hezeyanlar






Molok/Molek enteresan bir Tanrı… Ama öncesinde etimolojisine bakacak olursak, ibranice MLK [מלך] harflerinden türetilmiş bir kelime üzerine konuşurken, (Arapça, Akkadça, Aramca ve İbranice dillerini içeren) Sami dil grubuna dahil lisanların kelime köklerinin bir takım harflerden oluştuğunu ve bu köklerin değişik harflerin başa, sona veya aralara girmek suretiyle aynı anlam çerçevesinde yeni sözcükler oluşturulmasına imkan verdiğini hatırlatmakta fayda var; bu anımsatma aslında bilinen ve çoğumuzun (özellikle Arapça kelimelerde) uyguladığı bir metod, ilim- âlim- muallim- allâme- mâlum örneğinde olduğu gibi, kökü (ilm) bildikten sonra hangi kelimelerin o kökten geldiğini (ve dolayısıyla anlamla ilintili olduğunu) çıkarmak zor değil. Arapça ile kardeş diller olan İbranicede de benzer bir yolu takip edebiliriz, hele bu kök her iki dilde aynı manaya geliyorsa, işimiz daha da kolaylaşacaktır, işte MLK, [Arapça ﻡﻞك] böyle bir yardım sunuyor bize. Mâlik, melik, melek, memleket, mülk (*) gibi akla ilk gelen ( ve hepsi de siyasî çağrışımlarla dolu) misallerden hareketle otoriteyi, gücü, egemenliği simgeleyen MLK’dan türetilmiş bir sözcük olan Molok, "ıyyyyy, iğğrennçç!" dedirten bir Tanrı olarak geçer Kitab-ı Mukaddes sayfalarında, hem de ne tanrı: İsraillilerin komşusu olan Ammoniteler’in taptığı Molok, ailelerin doğan ilk çocuklarını diri diri ateşte yakmak suretiyle kurban ettiği, bu şekilde ibadet edilen bir tanrıydı, hatta İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerin kendi tebalarına bu fiili taklit etmelerinin veya bu tapınma şeklinden kaçınmalarının yasaklandığı örneklere Ahd-i Atik’te pek çok yerde rastlayabiliriz:


Molek’e ateşte kurban edilmek üzere çocuklarından hiçbiri vermeyeceksin. Tanrı’nın adına leke getirmeyeceksin, çünkü RAB benim.
Levililer, 18;21

Rab Musa’ya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki: İsraillilerden ya da aranızda yaşayan yabancılardan kim çocuklarından birini Molek’e sunarsa, kesinlikle öldürülecek. Ülke halkı onu taşlayacak.
Kim çocuğunu Molek’e sunarak tapınağımı kirletir, kutsal adıma leke sürerse, ona öfkeyle bakacağım. Onu halkımın arasından atacağım.
Levililer, 20;1-3


Bana ait olan bu tapınağa iğrenç putlarını yerleştirerek onu kirlettiler.
Ben-Hihnom Vadisi’nde Molek’e sunu olarak oğullarını, kızlarını ateşte kurban etmek için Baal’ın tapınma yerlerini kurdular. Böyle iğrenç şeyler yaparak Yahuda’yı günaha sürüklemelerini ne buyurdum, ne de aklımdan geçirdim.
Yeremya: 32:34-35


Sahte bir tanrı için insan kurban etmenin korkunçluğu vurgulanıyor ve Yehova açıkça yasaklıyor bu eylemi, aksi yönde davrananları şiddetle cezalandıracağını beyan ediyor yukarıdaki alıntılarda görüldüğü gibi..

Tanrı için insan kurban edilmesi, tarih boyunca dünyanın dört bir yerinde yaşanmış bir gerçek. Çok değişik kültürler, farklı amaçlar için Tanrılarını hoşnut etme, dualarının kabul edilmesi, ürünlerinin verimli olması, günahlarının bağışlanması ve daha başka amaçlarla insanları kurban etmeyi makul bir uygulama olarak görmüşler. Aztekler ve Mayalar Bereket Tanrısına insan kurban ederlerdi, Giritliler Tanrılarının gazabı olduğuna inandıkları kuralıktan, volkanlardan ve depremden korunmak için, Eski Hintliler gelecekteki tehlikelerden sakınmak için… Fazla detaylandırmaya gerek yok, Satanistlerin de insan kurban etmeyi en kutsal ibadet şekli olarak benimsediklerini hatırlatayım yeter.

Biz gene Molok’a dönelim.

Molok kötü bir şey. Kendisine tapanların çocukları kurban ediliyor ona, yani otoritesi, egemenliği halkının aleyhine ve zararına işliyor. İşte bu nedenledir ki, Arnold Toynbee’nin parlak eseri Tarihçi Açısından Din (A Historian’s Approach To Religion) Molok hakkında şu ifadelere rastlıyoruz:

'Moloch veya Molech, “bir kral gibi ibadet edilen Tanrı” manasında alınınca, muteber dini metinleri teşkil eden resmi baskıdaki İbranice kitapların ister aslını, ister tercümesini tanıyan Yahudi ve Hristiyanlar için sıkça kullanılan bir kelimedir.

Önce Molok, (kana) bulanmış korkunç kral,
Beşeri kurbanlardan, anne ve babaların gözyaşlarından
Fakat boru ve tamburların gürültüsünde
Meş’um putuna sunulmuş,
Ateş içinde inleyen çocukların çığlıkları işitilmez.

İlk doğan oğlanı canlı yakmak suretiyle yapılan kurban ayini, Kenan diyarında ve Kenanlıların denizaşırı bir sömürgesi olan Kuzey-Batı Afrika’da tatbik edilmişti. İsrail, Moab, Yehuda için edebi deliller ve Kartaca için de arkeolojik vesikalar mevcuttur.

Gitgide kesafet, vahşet ve yıkıcılık kesbeden bir harbin devam edebilmesi için gereken kan vergisi, mücadele eden bu devletlerin bir zamanlar vatandaşlarına sağladığı manevi ve kültürel menfaatlere açık bir şekilde galebe çaldığı zaman, içtimai çözülme safhasına ulaşınca, medeniyet çöker.

Böylece, Yahudilik ve hristiyanlık için “moloch perestlik”, müntesiplerinden gitgide ağırlaşan bir kan vergisi talep eden mahalli cemaatperestliğe muadil bir semboldür.'


Gene Toynbee, Tarih Bilinci başlıklı eserinde Molok’un temsili bir resmini verir ve altına not düşer: "Yıkıcı Önderlik: Totaliter Devlet: İnsanların canını ve malını yiyen kişiliksiz bir molok”

Buradan, putlaştırılmış totaliter devletlerin Molok’u çağrıştırdığı sonucuna rahatlıkla varabiliriz sanıyorum.

İyi de, sadece putlaştırılmış totaliter devletlerin mi? O kadarcık mı?

Şimdi düşünelim… Bütün devletler otoriter olmak zorundadır, yoksa bırakın uyruklarının güvenliğini sağlamayı, (- ki, devletin ana amacı güvenliktir) kendi varlıklarını dahi savunamazlar. Bu noktada devlet hürriyetleri kısıtlamak, tebanın zararlı ve tehlikeli görülen, veya ileride bu türden sakıncalara yol açabilecek tüm durum ve tutumlarına karşı refleksvari bir tepki gösterip kendisini emniyete almak zorundadır, ancak bu şekilde hayat sürdürebilir. Hobbes Leviathan’da şöyle buyurur:

“Devlet olmadıkça, herkes herkesle daima savaş halindedir. Buradan şu açıkça görülür ki, insanlar, hepsini birden korku altında tutacak genel bir güç olmadan yaşadıkları vakit, savaş denilen o durumun içindedirler, ve bu savaş herkesin herkese karşı savaşıdır.”

Adam korku diyor! Tıpkı Molok’tan korkulduğu gibi… Bu kelime, devlet olgusunun ifşa edilmesinden başka bir şey değildir bence Korkun devletten, ona karşı gelmeyin, itaatsizlik etmeyin, hatta aleyhinde düşünmeyin bile, çünkü Hobbes gene fısıldıyor size:

"… hangi görüş ve düşüncelerin barışa aykırı, hangisinin ise uygun olduğuna, ve dolayısıyla, hangi durumlarda, nereye kadar ve hangi insanların topluluklar önünde konuşmasına izin verileceğine, ve yayınlanmadan önceki kitaplardaki düşünceleri kimin inceleyeceğine karar verebilmesi de egemenliğin bir parçasıdır. "

Vel hasıl, son planda bütün devletler birer Moloktur… Hayatlarımızı gaspeden, özgürlüğümüzü kısıtlayan, bizleri dilediği şablona sokan birer molok onlar… Takip eder, dinler, izler, gözetler, fişler, dilerse suçlar, mahkum eder… Ruhumuz duymaz… Çünkü 1984’te O’Brien’in Winston’a söylediği gibi, İktidar araç değil, amaçtır.

Yanlış bir gezegende, yanlış bir çağda, yanlış bir ülkede yaşayıp, yanlış bir meslek icra ediyorum.

İtiraf ediyorum: Ben bir anarşistim.

Büyük Engizisyoncum Hobbes olabilir, ama arkasından gittiğim İsa Mesih, Henry David Thoreau oldu her zaman…

Malo periculosam libertatem quam quitetum servititum.
(Özgürlüğün tehlikelisini, köleliğin rahatlığına değişmem.)





(*) Mülk kelimesinin anlamını bilmeyenlere ve karıştıranlara sinir oluyorum. Açıklamam lazım onu da bir ara. Bundan sonraki yazıda aydınlatacağım sizi söz.

21 Aralık 2006 Perşembe

Mehmet Ali Kılıçbay'ı seviyorum...

Daha evvel bir kaç defa değindiğim (*, **, *** vs.) Kaliyuga kavramını detaylı bir şekilde açıklamak için Mircea Eliade'nin "İmgeler Simgeler" eserindeki YUGALAR DOKTRİNİ başlıklı pasajdan bir kaç alıntı yapmayı uygun görüyorum. Bu kavram, yani Kaliyuga; René Guénon, Martin Lings, Ananda Coomaraswamy ve başkaca traditionalist büyük amcaların sıklıkla değindikleri bir olgudur, ama Eliade amca çok detaylı ve doyurucu bir izahatta bulunmuş, ismini zikrettiğim aşkıncı amcaların konuları icabı kullandıkları yugaların, aslında ne olduklarını ansiklopedik bir anlatımla okuyucuya açıklamış. Okuyunuz, felaket hava atarsınız ummadığınız ortamlarda, benden söylemesi:


YUGALAR DOKTRİNİ

Hind bu arada, evrenin devrevi yaratılış ve yok ediliş sayısını, giderek dehşet üşüren oranlarda arttırarak, bir kozmik devreler doktrini yoğurmuştur. En küçük devrenin ölçü birimi yuga, “çağ”dır. Bu yuga’nın öncesinde bir şafak, sonrasında bir günbatımı yer almakta, bunlar “çağlar”ı birbirine bağlamaktadır. Tam bir devre yani “mahayuga”, süreleri eşit olmayan dört “çağ”dan oluşmakta, bu çağların en uzunu devrenin başında, en kısası da sonunda ortaya çıkmaktadır. Bu yugaların adları, zar oyunundaki atışların adlarıdır. “Krta Yuga” (kr: yapmak, tamamlamak fiilinden) “tamamlanmış çağ” demektir, yani zar oyununda kazanan taş, zarın dört gelmesidir. Çünkü Hind Geleneğinde dört sayısı toplamı, tamlığı, mükemmelliği temsil etmektedir. Krta Yuga mükemmel çağdır; işte bu nedenden ötürü salya yuga, yani gerçek çağ, yani, doğru, hakiki, mükemmel de denilmektedir. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın Altın Çağdır; adaletin, mutluluğun, bolluğun egemen olduğu çağdır. Krta Yuga süresince evrenin ahlaki düzeni olan “dharma”ya tamamen uyulmaktadır. Üstelik bütün varlıklar bu düzene kendiliklerinden, zorlama olmadan uymaktadır, Krta Yuga süresince dharma bir bakıma insanın var oluşuyla özdeşleşmektedir, Krta Yuga’nın mükemmel insanı, kozmik kuralı ve buna bağlı olarak ahlaki yasayı kendi bedeninde somutlaştırmaktadır. Varoluşu örnek niteliktedir, ilk örnektir, Hind dışı diğer geleneklerde bu altın çağ ilksel cennet dönemine eşdeğerdir.

İzleyen çağ Treta Yuga, yani “üçlü”dür, üç gelen zardan ötürü böyle adlandırılmakta ve çoktan bir gerilemeyi işaret etmektedir bile. İnsanlar artık dharma’nın ancak dörtte üçüne uymaktadırlar. Çalışma, eza ve ölüm artık insanların payına düşmektedir. Ödev artık kendiliğinden değildir, öğrenilmesi gerekmektedir. Dört kasta özgü tarzlar bozulmaya başlamıştır. “Dvapara Yuga”, (“iki” tarafından belirlenen çağ) ile, yeryüzünde dharma’nın yalnızca yarısı ayakta kalmaktadır, günahlar ve mutsuzluklar artmakta, insan ömrünün süresi de azalmaktadır.

Kali Yuga, “kötü çağ” esnasında dharma’nın yalnızca çeyreği kalmıştır. Kali terimi bir gelen zarı işaret etmektedir, yani kaybeden atıştır, (zaten kötü bir cin tarafından kişiselleştirilmektedir); kali aynı zamanda nifak, kavga anlamlarının yanı sıra, genel olarak bir varlık ya da eşya grubunun en kötülerini işaret etmektedir. İnsan ve toplum Kali Yuga’da en uç çözülme noktalarına ulaşmaktadırlar. Visnu Parana’ya göre (IV, 24) Kali Yuga’nın varlığı, bu dönemde toplumsal mertebenin yalnızca mülkiyet tarafından belirlenmesiyle, zenginliğin yegâne erdem kaynağı haline gelmesiyle, tutku ve şehvet düşkünlüğünün eşler arasında yegane bağ olmasıyla, sahtekarlık ve yalanın hayattaki yegane başarı koşulu haline gelmeleriyle, cinselliğin yegane zevk kaynağı olmasıyla ve dış dinin yalnızca ayinlerden ibaret olup, maneviyatla karıştırılmasıyla anlaşılmaktadır. Binlerce yıldan beri tabii ki Kali Yuga’nın için de yaşamaktayız.
(…)



Artık biliyorsunuz Yugaların ne menem şeyler olduklarını...
Bu intro sonrası, mitoloji, edebiyat ve dinler tarihindeki çağlar - devirler üzerine okuyacaklarınızı (e.g. *) daha aydın bir şekilde ele alıp paralellikleri görebilirsiniz.

Biraz daha meraklıysanız, size René Guénon üstadın "Maddi İktidar Ruhani Otorite" isimli eserini tavsiye edebilirim.

Benden bu kadar...

18 Aralık 2006 Pazartesi




Burayı ihmal ettiğim farkındayım, tıpkı kendimi ihmal ettiğim gibi...

Öyle mutsuzum ki...

7 Aralık 2006 Perşembe

Bu kadarı yeter, fazlası lazım değil...

Salı günü, hayatımın unutulmaz tarihleri arasında yerini alan gelişmelere sahne olan tuhaf, sıradışı bir yirmi dört saat olarak kişisel kronolojimde yerini aldı... Şöyle bir listecik hazırlayacak olursam;

8 Mart 1998 - Çerkezköy Faciası... Benim tatlı Slayer'im dile geliyor kendiliğinden,

You see the agony in my eyes,
Protruding aimless,
I think it's time to die.

5 Ocak 2003 - Farewell Krizi

Fonda Megadeth çalıyor;

I'll always love you but just not like that
Like what?
I want to be honest with you I met someone else
You did what?
And I really, I really love him like I used to love you- Remember the time that I told you that I was going out of town for business? Well I went to see him
You know what? You suck!

15 Kasım 2005 - Bir anlık dikkatsizlik ve ardından catastrophe... Sonrası Milliyet Gazetesinde ardı ardına manşet olmalar...

Şimdi de Metallica çalıyor,

Freezing
Can't move at all
Screaming
Can't hear my call
I am dying to live
Cry out
I'm trapped under the ice

5 Aralık 2006 - İki büyük deprem var, bir tanesi yetmezmiş gibi...

a) Bir insanlık dramı... Iron Maiden'in The evil that men do lives on and on nakaratı gibi...

b) Tetikçi krallık, sonu beni yoketmekle gelecek bir bir makam...

Bu da Manowar'dan gelsin,

Kingdom coming
Another kingdom falls
The rightful are waiting
But all are not rightful
Wait and receive the weight of the fall
Kingdom Come

2 Aralık 2006 Cumartesi


Yeryüzü Cehennemi...
İnsanlar arasında serbest dolaşan ilahi ceza...
Günahların kefareti bahsi...
Fitneus Fücurus...
Tanıdığım herkes kurbanım...

Yazık...
Beware Of Evil...
Şerrimden Sakının...

1 Aralık 2006 Cuma

Slayer Serisinin Son Bölümü...

Bazen sorarım kendime, Ж sayfasına karaladığı yazıda nevrotik bir münzevi olarak görünen bu adam Slayer olmasaydı kendisini nasıl ve hangi müzikle ifade ederdi diye... Sapık değilim, satanist değilim, (şimdilik) dinsiz/allahsız/kitapsız değilim, (psikolojik olanı hariç) şiddete meyilli biri sayılmam...
Bir tür masaj gibi Slayer; gevşiyorum, rahatlıyorum, eriyorum, sakinleşiyorum, huzur doluyorum, iyileşiyorum, tedavi oluyorum, ve gerisi hafiflik...

Slayer'in şarkı sözü çevirilerini bu blogla sonlandırıyorum, müzikografisinden elcağızlarımla tercüme ettiğim parçalardı bunlar... Göz attıysanız eğer, Slayer'in neden Slayer olduğu konusunda bir kanaate varmışsınızdır diye tahmin etmekteyim.


Dördüncü ve Son Bölüm:



"God Hates Us All" (2001)


'Disciple' isimli şarkılarında geçen bir parçacık:

I hate everyone equally
(Eşit olarak nefret ediyorum herkesten)
You can't tear that out of me
(Bunu söküp alamazsın karakterimden)
No segregation -separation
(Ayrım yok)
Just me in my world of enemies
(Sadece ben ve düşmanlarımın dünyası bu)



Here Comes The Pain


I am the new hell on earth
(Dünyadaki yeni cehennemim ben)
The lord of agony divine
(İlahı ıstırabın Efendisi)
Domination, intimidation
(Tahakküm etme ve göz dağı vermedir)
Lives within these eyes
(Bu gözlerde yaşayan)
Reign of power
(Gücün egemenliği)
Remorseless anarchy
(Merhametsizce anarşi)
I am arrogance in the flesh
(Vücudum söz konusu olunca götüm kalkar)
Unleashed intensity
(Sınır tanımaz yoğunlukta)

Step aside for the nightmare
(Kabusunun dışına bir adım at)
Pure destruction stands before you
(Halis yıkım duruyor hemen yanında)
No escape as the psycho
(Kaçışın yok, psikopat)
Brings you misery
(Sana sefalet getirirken)
The line starts here
(Sınır burada başlıyor)

I am brutality the face of everlasting pain
(Ben zorbalığın ta kendisi, sonsuz acıların yüzüyüm)
Annihilation, Obliteration
(İmha etme, yok etme)
Pulses in these veins
(birer nabız atışı, damarlarımda)
Sheer defiance drives my hostility
(Katıksız karşıtlık, düşmanlığımı yöneten)
I am merciless to the core
(Sonuna kadar merhametsizim)
Chaotic fury breeds
(Kaotik hiddetin doğurduğu)

Step aside for the nightmare
(Kabusunun dışına bir adım at)
Pure destruction stands before you
(Halis yıkım duruyor hemen yanında)
No escape as the psycho
(Kaçışın yok, psikopat)
Brings you misery
(Sana sefalet getirirken)
The line starts here
(Sınır burada başlıyor)

Bring it all on
(Neyin varsa getir)
Come and take on what you fear
(Gel ve korktuğunu al benden)
I'm the storm
(Fırtınayım ben)
That towers overhead
(Kulelerin de yükselirken)
Ticking time bomb
(bombaların onu gıdıklama vakti gelir)
With an infinite charge
(Sonsuz bir güçle)
Bringer of torture
(İşkenceyi getiren)
The master is here
(Üstad burada)
Everyone falls
(Herkes yıkılır, düşer)


Here comes the pain
(İşte acı geldi, burada)
You're not different from the rest

(Ötekilerden farkın yok senin)
Victim is your name in my vicious wasteland

(Adın kurban, benim ziyan edilmiş topraklarımda)
Here comes the pain

(İşte acı burada)
Your destruction manifests

(Uğradığın yıkım açıkça zahir kılıyor bunu)
Lying there broken looking up as I still stand

(Sen orada kırık dökük yatar ve karşında dimdik duran beni seyrederken)

Bring it all on
(Ne varsa getir)
Come and take on what you fear
(Gel ve korktuğunu al benden)
I'm the storm
(Fırtınayım ben)
That towers overhead



"Christ Illusion" (2006)

Cult


Oppression is the Holy Law
(İlahi Yasadır zülum)
In God I Distrust
(İsyan ettiğim Tanrı için)
Metallic monuments will fall
(Metal abideler alaşağa olacak)
Like ashes to dust
(Külleri toprağa karışacak)
And so I've grieved the master plan
(Ve üzülüyor bu büyük plan yüzünden)
The Bible's where it all began
(İlk başladığı an yüzünden İncil’in)
It's time again ourselves to spare(Zamanı geldi kendimi özgürleştirmenin)

It's just the virus everywhere
(Bu her yanı sarmış virüsten)
Religion is hate
(Din nefrettir)
Religion is fear
(Din korkudur)
Religion is war
(Din savaştır)
Religion is rape
(Din iğfaldir)
Religion's obscene
(Din edebsizdir)
Religion's a whore
(Din bir fahişedir)
The desolace of Jesus Christ
(Yetim Öksüz Mesih)
There never was a sacrifice
(Fedakârca adanma hiç olmadı)
To land him on the crucifix
(Çarmıha gerilmek için)
He rode the cup of purity
(Saflıkla dolu kâseler üzerinde)

Infectious in facility
(Bulaşıcı olmaya müsait)
I've made my choice
(Ben yaptım kendi seçimimi)
Six six six
(Altı Altı Altı)


Christ that breeds the pedophiles
(Sübyancıların geldiği soydur Mesih)
Don't pray for the priest
(Papaz için dua etme)
Conviction finds a lonely child
(Mahkûmiyet kimsesiz bir çocuğu bulacak) And preys on the weak
(Ve zayıfça avlanacak)
You think your soul needs to be saved
(Ruhunun kurtulmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorsun)
I think you're fucking miles away
(Bende o kilometrelerce uzakta)
Scream out loud here's where you begin
(Şimdi ilk çıktığın yerde başla haykırmaya)
Forgive me father, For I have sinned
(Bağışla beni peder, günah işlediğim için)


Religion is hate
(Din nefrettir)
Religion is fear
(Din korkudur)
Religion is war
(Din savaştır)
Religion is rape
(Din iğfaldir)
Religion's obscene
(Din edebsizdir)
Religion's a whore
(Din bir fahişedir)


The darkness of Jesus Christ
(İsa Mesih’in karanlığı)
I would've loved to sacrifice
(Onu kurban etmeye can atardım)
And nail him to the crucifix
(Ve çivilemeyi çarmıha)
He rode the cup of purity
(Saflıkla dolu kaseler üzerinde)

Infectious in facility
(Bulaşıcı olmaya müsait)
I've made my choice
(Ben yaptım kendi seçimimi)
Six six six
(Altı Altı Altı)


Jesus is pain
(İsa ıstıraptır)
Jesus is gore
(İsa boynuzlanmıştır)
Jesus is the blood that's spilled in war
(İsa savaşta akıtılan kandır)
He's everything
(O her şey)
He's all things dead
Ölü olan ne varsa)
He's pulling on the trigger
(Tetiğini çeken de O)
Pointed at your head
(Kafana dayananan)

You fear you're sold into the front
(Öne itildiğin için satılmışlık hissiyle korkuyorsun)
Revelation
(Vahiy)
Revolution
(İhtilal)
I see through your cracked delusion
(Görüyorum paramparça hilelerini)

The war tear just drags along
(Savaş çekiştire çekiştire sürüklüyor içine)
But oh God it's growing strong
(Ama Tanrım güçleniyor alabildiğince)
It's time again ourselves to spare
(Kendimizi bağımsız kılmanın zamanı geldi gene)
It's just the violence everywhere
(Her yerde şiddet var sadece)


Religion is hate
(Din nefrettir)
Religion is fear
(Din korkudur)
Religion is war
(Din savaştır)
Religion is rape
(Din iğfaldir)
Religion's obscene
(Din edebsizdir)
Religion's a whore
(Din bir fahişedir)

There is no fucking Jesus Christ

(Miktiğimin İsa’sı yok)

There never was a sacrifice
(Kimse için kendini feda etmek yok)
To land upon the crucifix
(kendisini çarmıha gererek)
He rode the cup of purity
(Saflıkla dolu kâseler üzerinde)

Infectious in facility
(Bulaşıcı olmaya müsait)
I've made my choice
(Ben yaptım kendi seçimimi)
Six six six
(Altı Altı Altı)