
Molok/Molek enteresan bir Tanrı… Ama öncesinde etimolojisine bakacak olursak, ibranice MLK [מלך] harflerinden türetilmiş bir kelime üzerine konuşurken, (Arapça, Akkadça, Aramca ve İbranice dillerini içeren) Sami dil grubuna dahil lisanların kelime köklerinin bir takım harflerden oluştuğunu ve bu köklerin değişik harflerin başa, sona veya aralara girmek suretiyle aynı anlam çerçevesinde yeni sözcükler oluşturulmasına imkan verdiğini hatırlatmakta fayda var; bu anımsatma aslında bilinen ve çoğumuzun (özellikle Arapça kelimelerde) uyguladığı bir metod, ilim- âlim- muallim- allâme- mâlum örneğinde olduğu gibi, kökü (ilm) bildikten sonra hangi kelimelerin o kökten geldiğini (ve dolayısıyla anlamla ilintili olduğunu) çıkarmak zor değil. Arapça ile kardeş diller olan İbranicede de benzer bir yolu takip edebiliriz, hele bu kök her iki dilde aynı manaya geliyorsa, işimiz daha da kolaylaşacaktır, işte MLK, [Arapça ﻡﻞك] böyle bir yardım sunuyor bize. Mâlik, melik, melek, memleket, mülk (*) gibi akla ilk gelen ( ve hepsi de siyasî çağrışımlarla dolu) misallerden hareketle otoriteyi, gücü, egemenliği simgeleyen MLK’dan türetilmiş bir sözcük olan Molok, "ıyyyyy, iğğrennçç!" dedirten bir Tanrı olarak geçer Kitab-ı Mukaddes sayfalarında, hem de ne tanrı: İsraillilerin komşusu olan Ammoniteler’in taptığı Molok, ailelerin doğan ilk çocuklarını diri diri ateşte yakmak suretiyle kurban ettiği, bu şekilde ibadet edilen bir tanrıydı, hatta İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerin kendi tebalarına bu fiili taklit etmelerinin veya bu tapınma şeklinden kaçınmalarının yasaklandığı örneklere Ahd-i Atik’te pek çok yerde rastlayabiliriz:
Molek’e ateşte kurban edilmek üzere çocuklarından hiçbiri vermeyeceksin. Tanrı’nın adına leke getirmeyeceksin, çünkü RAB benim.
Levililer, 18;21
Rab Musa’ya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki: İsraillilerden ya da aranızda yaşayan yabancılardan kim çocuklarından birini Molek’e sunarsa, kesinlikle öldürülecek. Ülke halkı onu taşlayacak.
Kim çocuğunu Molek’e sunarak tapınağımı kirletir, kutsal adıma leke sürerse, ona öfkeyle bakacağım. Onu halkımın arasından atacağım.
Levililer, 20;1-3
Bana ait olan bu tapınağa iğrenç putlarını yerleştirerek onu kirlettiler.
Ben-Hihnom Vadisi’nde Molek’e sunu olarak oğullarını, kızlarını ateşte kurban etmek için Baal’ın tapınma yerlerini kurdular. Böyle iğrenç şeyler yaparak Yahuda’yı günaha sürüklemelerini ne buyurdum, ne de aklımdan geçirdim.
Yeremya: 32:34-35
Sahte bir tanrı için insan kurban etmenin korkunçluğu vurgulanıyor ve Yehova açıkça yasaklıyor bu eylemi, aksi yönde davrananları şiddetle cezalandıracağını beyan ediyor yukarıdaki alıntılarda görüldüğü gibi..
Tanrı için insan kurban edilmesi, tarih boyunca dünyanın dört bir yerinde yaşanmış bir gerçek. Çok değişik kültürler, farklı amaçlar için Tanrılarını hoşnut etme, dualarının kabul edilmesi, ürünlerinin verimli olması, günahlarının bağışlanması ve daha başka amaçlarla insanları kurban etmeyi makul bir uygulama olarak görmüşler. Aztekler ve Mayalar Bereket Tanrısına insan kurban ederlerdi, Giritliler Tanrılarının gazabı olduğuna inandıkları kuralıktan, volkanlardan ve depremden korunmak için, Eski Hintliler gelecekteki tehlikelerden sakınmak için… Fazla detaylandırmaya gerek yok, Satanistlerin de insan kurban etmeyi en kutsal ibadet şekli olarak benimsediklerini hatırlatayım yeter.
Biz gene Molok’a dönelim.
Molok kötü bir şey. Kendisine tapanların çocukları kurban ediliyor ona, yani otoritesi, egemenliği halkının aleyhine ve zararına işliyor. İşte bu nedenledir ki, Arnold Toynbee’nin parlak eseri Tarihçi Açısından Din (A Historian’s Approach To Religion) Molok hakkında şu ifadelere rastlıyoruz:
'Moloch veya Molech, “bir kral gibi ibadet edilen Tanrı” manasında alınınca, muteber dini metinleri teşkil eden resmi baskıdaki İbranice kitapların ister aslını, ister tercümesini tanıyan Yahudi ve Hristiyanlar için sıkça kullanılan bir kelimedir.
Önce Molok, (kana) bulanmış korkunç kral,
Beşeri kurbanlardan, anne ve babaların gözyaşlarından
Fakat boru ve tamburların gürültüsünde
Meş’um putuna sunulmuş,
Ateş içinde inleyen çocukların çığlıkları işitilmez.
İlk doğan oğlanı canlı yakmak suretiyle yapılan kurban ayini, Kenan diyarında ve Kenanlıların denizaşırı bir sömürgesi olan Kuzey-Batı Afrika’da tatbik edilmişti. İsrail, Moab, Yehuda için edebi deliller ve Kartaca için de arkeolojik vesikalar mevcuttur.
Gitgide kesafet, vahşet ve yıkıcılık kesbeden bir harbin devam edebilmesi için gereken kan vergisi, mücadele eden bu devletlerin bir zamanlar vatandaşlarına sağladığı manevi ve kültürel menfaatlere açık bir şekilde galebe çaldığı zaman, içtimai çözülme safhasına ulaşınca, medeniyet çöker.
Böylece, Yahudilik ve hristiyanlık için “moloch perestlik”, müntesiplerinden gitgide ağırlaşan bir kan vergisi talep eden mahalli cemaatperestliğe muadil bir semboldür.'
Gene Toynbee, Tarih Bilinci başlıklı eserinde Molok’un temsili bir resmini verir ve altına not düşer: "Yıkıcı Önderlik: Totaliter Devlet: İnsanların canını ve malını yiyen kişiliksiz bir molok”
Buradan, putlaştırılmış totaliter devletlerin Molok’u çağrıştırdığı sonucuna rahatlıkla varabiliriz sanıyorum.
İyi de, sadece putlaştırılmış totaliter devletlerin mi? O kadarcık mı?
Şimdi düşünelim… Bütün devletler otoriter olmak zorundadır, yoksa bırakın uyruklarının güvenliğini sağlamayı, (- ki, devletin ana amacı güvenliktir) kendi varlıklarını dahi savunamazlar. Bu noktada devlet hürriyetleri kısıtlamak, tebanın zararlı ve tehlikeli görülen, veya ileride bu türden sakıncalara yol açabilecek tüm durum ve tutumlarına karşı refleksvari bir tepki gösterip kendisini emniyete almak zorundadır, ancak bu şekilde hayat sürdürebilir. Hobbes Leviathan’da şöyle buyurur:
“Devlet olmadıkça, herkes herkesle daima savaş halindedir. Buradan şu açıkça görülür ki, insanlar, hepsini birden korku altında tutacak genel bir güç olmadan yaşadıkları vakit, savaş denilen o durumun içindedirler, ve bu savaş herkesin herkese karşı savaşıdır.”
Adam korku diyor! Tıpkı Molok’tan korkulduğu gibi… Bu kelime, devlet olgusunun ifşa edilmesinden başka bir şey değildir bence… Korkun devletten, ona karşı gelmeyin, itaatsizlik etmeyin, hatta aleyhinde düşünmeyin bile, çünkü Hobbes gene fısıldıyor size:
"… hangi görüş ve düşüncelerin barışa aykırı, hangisinin ise uygun olduğuna, ve dolayısıyla, hangi durumlarda, nereye kadar ve hangi insanların topluluklar önünde konuşmasına izin verileceğine, ve yayınlanmadan önceki kitaplardaki düşünceleri kimin inceleyeceğine karar verebilmesi de egemenliğin bir parçasıdır. "
Vel hasıl, son planda bütün devletler birer Moloktur… Hayatlarımızı gaspeden, özgürlüğümüzü kısıtlayan, bizleri dilediği şablona sokan birer molok onlar… Takip eder, dinler, izler, gözetler, fişler, dilerse suçlar, mahkum eder… Ruhumuz duymaz… Çünkü 1984’te O’Brien’in Winston’a söylediği gibi, İktidar araç değil, amaçtır.
Yanlış bir gezegende, yanlış bir çağda, yanlış bir ülkede yaşayıp, yanlış bir meslek icra ediyorum.
İtiraf ediyorum: Ben bir anarşistim.
Büyük Engizisyoncum Hobbes olabilir, ama arkasından gittiğim İsa Mesih, Henry David Thoreau oldu her zaman…
Malo periculosam libertatem quam quitetum servititum.
(Özgürlüğün tehlikelisini, köleliğin rahatlığına değişmem.)
(*) Mülk kelimesinin anlamını bilmeyenlere ve karıştıranlara sinir oluyorum. Açıklamam lazım onu da bir ara. Bundan sonraki yazıda aydınlatacağım sizi söz.
Bu yazıların değerlerini bilemediler. Tek dertleri röntgen bu insan milletinin...
YanıtlaSilHayvan olmaktan hoşnutluğum bu yüzden belki.
Ariel,
YanıtlaSilKüçük tartışmamız yarım kalmadı, ayrıca seninle tartışmadık da. Ben "takılmıştım", sen "bana bulaşarak sesinin daha çok yankılanmasını ve böylece duyulur hale gelmesini" istedin, "kullanılmak" eğlence anlayışıma ters olduğundan geri adım atıp sustum, hatta evli adam'ın provakasyonunu görmezden gelip hiiiç uzatmadım.
Gelelim bu yazı ile ilgili yorumuna: Ben dilbilimci değilim, bununla beraber yazıda geçtiği gibi, arapça ve ibranice dilleri sami dil grubunda yer alır, bu da pek çok ortak özelliğe işaret eder; gramer kuralları, kelime türetme vs. gibi. MLK harfleri olumsuzluktan ziyade gücü, otoriteyi, tegallubü, hegamonyayı çağrıştırır, pek çok insan için bu kötü değil zaten, sahip olduğun müddetçe.
Kurban kavramı ve olgusu üzerine çok uzun kitaplar, detaylı makaleler var. Sorusunu sorarken "acaba mantıklı(!) bir açıklama var mıdır?" şeklinde yazan, yani hem ilahi kavramları mantıkla açıklama/anlama yanılgısına düşen biri, hem de kelimenin sonunda "(!)" ekleyerek aslında tavrını, tutumunu ve kararını net bir şekilde ifşa etmiş bir kimsesin. Üstelik meselenin islamla filan da hiiiç ilgisi yok, cidden zaman kaybı olacak ikimiz için de. O yüzden bu ve benzeri sorularını yok sayalım.
Beni anlamaya çalışmanı istemem açıkçası... Anlamasını dilediklerim anlasınlar, anlaşılmaya değer gördüklerimi anlayabileyim yeter.
Sağlıcakla git. Ne olur geri dönme. Baş baş...
biraz bana haksızlık etmiyor musun,ben zaten "sataşmaktan" söz etmiştim.illa iyi niyetimi göstermem için gülümseme efekti falan mı yapmam gerekiyor.
YanıtlaSilsana ben bulaşmadım,seni kullanmak aklıma bile gelmedi.ayrıca neden kullanayım ki;seni bilmem etmem üstelik sesimi duyurmak isteyeceğim bir blog sayfam da yok,olmayacak da.rahat ol.
nasıl istersen.
bu yorumda cevap verme lütfen.bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek istedim.
ariel,
YanıtlaSilvirgilius merhametlidir. ajitasyona sığınmaya çalışıyor olsan da, farkındasın ki hakettiğin kadar kötü davranmadım sana. sonuçta seni yoksaymadım, aksine uzun uzun cevap yazdım. bu seni ciddiye aldığımı gösterir.
"hakettiğin kadar" kötü davranmadım dedim, çünkü bana aptal, sivilceli ergen muamelesi yapmıştın. kendi ifadelerinle "seni bilmem etmem" dediğin birine üstelik. yanlış anladığımı düşünmüyorum bu bağlamda.
hayat sana bonkör davransın. kendine iyi bak.
bende sana "hakettiğin kadar" teşekkür ederim.:) (gülümseme efektim)
YanıtlaSilumarım hayat sana da iyi davranır.içtenlikle söylüyorum.hatta artık hayatın az biraz daha iyi bile olabilir.çünkü senin için dua ettim.şanslıysan dua saatinde olabiliriz.
son olarak dinle.için açılsın.ben her zaman işten gelince dinlerim de.
http://www.youtube.com/watch?v=kVpv8-5XWOI
iyi dileklerimle!
ariel,
YanıtlaSilhayat bana o kadar iyi davrandı ki bu yaşıma kadar. şikayet etmem ayıp olur. sorun hep bende oldu, ben anlaşamadım, geçinemedim hiç onunla.
şarkı için teşekkür ederim. hiç tarzım değil, ama düşünmen bile büyük incelik.