Bazıları yazılarımda annemden ne kadar çok bahsettiğime (e.g. * ** ***) değinip garip şeyler soruyorlar; söz gelimi babamın öldüğünü düşünenler var, veya hiç sözünü etmediğimden onu yok saydığım sanısına kapılıp babamdan nefret ettiğimi zannedenler de. Aslında hiç biri değil, belki şuuraltımda çok hassas bir noktaya hitap ettiği için babamı bu blogta obje-suje gibi kullanmaktan çekindim bugüne kadar, doğrusu kendime bakıp biraz irdelediğimde “baba” olgusunun ne kadar kutsal ve dokunulmaz bir yerde olduğunu görüyorum, öyle ki sanki babamı burada zırvalanan yazılara malzeme etmekten utanıyorum sanırım.
Boş gönülle eza çekmiş boş gezenin boş kalfası olarak evlenmedim bu yaşıma kadar, zamansız vakitsiz bir kaza kurşunu da –çok şükür- ortaya çıkmadı, büyüyüp top mermisi haline gelerek bana “baba” deme fırsatı bulamadı, bu nasıl bir duygudur bilmiyorum. Arkadaşlarımı, kardeşimi gözlemlediğimde, neredeyse tamamına yakınının evlendikleri için pişman olduklarını, kendilerini özgür dünyanın lanetli mahkûmları olarak gördüklerini izliyorum uzaktan; eşlerine gardiyan gözüyle bakıyorlar, evleri de bir tür kodes gibi onlar için. Evli erkeklerin bekâr arkadaşlarına karşı hissettikleri aşırı kıskançlık ve bu yüzden onların da hemen evlenip aynı noktaya gelmelerini istemelerinin sebebi bu olsa gerek, Sefalet kardeşliği arzusu. Bu acınası modda kafa üstü düşüp mutsuzluk denizinde elleri kolları zincirli yüzmeye çalışan erkekler, çocuk sahibi olana dek ‘Allahım neydi günahım?” modunda ortalarda gezinirken, bir çocukları olduğunda gerçek bir metamorfoza uğruyorlar. Her şey tümüyle başkalaşıyor artık, en umulmadık erkeklerin kendisine çeki düzen verdiğini, siyah-beyaz film karesinin renklenmesi gibi hayatlarının tazelendiğini, çocukluktan çıkıp adamlık sürecine adım attıklarını görüyorum; yüklendikleri sorumluluk ve talip oldukları mücadele misliyle artıyor, ve bundan zerre miktarda şikayetçi olmuyorlar. Evlendiği için nikâhtan birkaç ay sonra başını duvarlara vurmaya başlayan yüzlerce erkek tanıdım, ama içlerinden bir tanesi bile çocuğu olduktan sonra olumsuz tek bir kelimecik sarfetmedi, en ufak bir ima veya mimik görmedim kimseden. Aksine, bir “hamdık, piştik çok şükür” havası sezinliyorum bu kişilerde, “oldum ben!” diyorlar sanki lisan-ı halleriyle.
Kavram ve o kavramı oluşturan örgüler açısından “Baba olma hali”, benim gibi birine çok tuhaf geliyor. Orgazmı hiç yaşamamış birinin anlatılanlardan hiçbir halt anlamaması gibi, gözlemlerimden hareketle kafa yormak benimkisi, bunun farkındayım. Yazdıklarım sığ kalmaya mahkûm. Bununla beraber baba-oğul ilişkisi hakkında bir şeyler geveleyebilirim sanırım. Sözgelimi Andrei Zvyagintsev’in filmini bizler için ölümsüz kılan sadece enfes görselliği değildir, çocuk yaştaki veletlerin etkileyici oyunculukları değildir, o filmi izlerken ağzımızı açık bırakan ve film bittiğinde salondan çıkmakta zorluk çekecek kadar bizi sarsan, aslında işlediği konudan başka bir şey değildi. Biri 10, diğeri 12 yaşında iki çocuğun hiç tanımadıkları, sadece sararmış bir fotoğrafta tek bir resmini gördükleri babaları bir gün pat diye eve dönüyordu. Gelişen olayları, yaşanan duygudurum karmaşasını anımsayın, babanın baba olduğunu ama baba gibi olmayı beceremediğini, çocukların çocuk olmak istediklerini ama çocuklaşamadıklarını gördüğümüzde filmi izleyen herkes (sanırım benim gibi) bu roller karmaşasının girdabında donup kalmıştı. Psikopat bir babanın çocuklarına yaptığı işkencelere dair haber okuduğumuzda “Allah belasını versin” der ve öfkeleniriz, baba katili bir çocuğa dair duyduklarımız bizde mide bulantısı yaratır. Ama bu filmde hiçbir şey yerine oturmuyordu işte, olmuyordu, olamıyordu… Metaforik anlamlar da yüklüydü o filme, İsa Mesih- İnsanlık ilişkisi üzerine. Konuyu dağıtmamak için o yöne sırtımı dönüp ben gene baba-oğul ilişkisi üzerine devam edeyim. Ama dayanamayıp şunu ekleyeyim ki Jung bir yerlerde “insanlık tarihinin en büyük üç eseri baba, babalık ve babanın ölümü olguları üzerine yazılmıştır” diyerek, Sophokles’in Oedipus’unu, Shakespeare’in Hamlet’ini ve Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’ini işaret eder. Böyle acaip bir şey işte baba-oğul ilişkisi. (Bunu Adler’den de okumuş olabilirim, ama kesinlikle Freud değil, ayrıca üçüne de lanet olsun.)

Psikolog değilim veya ruh bilim konusunda ucundan kenarından dahi her hangi bir eğitim almamış olsam da, (hep söylüyorum hiçbir konunun uzmanı değilim) Babalık kavramının insan ruhunda ne kadar özel bir alana hitap ettiğini, rahmetsiz dedem olarak söz ettiğim kişi hakkında ne kızı annemin ne de öteki kardeşlerinin o iğrenç adam için tek bir kötü söz sarf etmiş olmamalarından (hatta bana kızmalarından) çıkartabiliyorum. Belki bir babanın kötü ve karaktersiz olmasını kabullenemediğimden. Zaten buraya kadar yazdıklarım da, bu durumun kabullenilemeyeceğini anlatmaya çalışmaktan ibaret. Babaya hayranlık, ona duyulan sevgi, merhamet ve bağlılık; ruhumuza düşen gölgesinin karşılık bulmasını zorunlu gördüğümüz ve candan istediğimiz duygular.
Geçtiğimiz haftalarda bir akşam yanlarına gittim “özledik” ısrarlarına dayanamayıp, gece orada kalacaktım. İnsan kendisini düpedüz misafirlikte hissediyor, bir saatlik mesafede oturan ailesine ayda 1-2 defa gidince. Kazık kadar adamın çocuklaşması, naz yapması, “onu yemem, bunu yapma bana, o köşede ben oturayım, ya ben misafirliğe gelmişim sen kanepeyi kapmışsın” gibi mızmızlanması çok matrak doğrusu. Gene de bu geyiklere dalmadan, başka bir şeyi anlatacağım: Geç olduğunda saat, babam kalktı, uyumak için yatak odasına geçti, annem tv’de film izliyordu o sırada. Bir ara yanına gittim uyudu mu diye kontrol etmeye, henüz dalmamıştı hafif mahmur da olsa. Yanına uzandım, çok fazla konuşmayız babamla, hem babayla ne konuşulur ki işten, futboldan, sağlıktan, politikadan, anne dedikodusundan başka? Sadece yanına gidip sarılmak istemiştim bir iki saniye, iyi geceler demek için. Bir an sustuk… Garip bir andı, sanki birbirlerine bir şeyler söylemek isteyen iki insan, baba ve oğul, tek kelime etmeden birbirlerini okuyor gibiydi, göz gözeydik, susarken. Ağzımdan istemsizce şu kelimeler döküldü:
Ben- Baba, ben seni çok seviyorum ya…
O- Biliyorum oğlum. Ben de seni seviyorum.
Gene sustuk… Birkaç dakika geçti, ne ben kalkabildim yanından, ne de onun uyku akan gözleri kapandı. Öyle bakışıyorduk… Ne düşündüğü bilmiyorum o anda, ben de bir şey düşünmüyordum galiba… Sadece huzur vardı duyumsadığım, bir de – neredeyse hiçbir şey paylaşamayan iki insan arasındaki sevgi köprüsü. Yanağıma dokundu eli, sonra seyrek saçlarıma uzandı.
Ben- Sen nasıl bir babasın ya…
O- Baba olunca anlarsın sen de.
B- Hayır, bu başka bir şey. Senin gibi olunamaz ki.
O- Hiç merak etme, sen daha iyi bir baba olacaksın.
B- Bu mümkün değil… Sen acaip bir şeysin. Nereden öğrendin allahaşkına sen böyle baba olmayı…
Hafifçe gülümsedi. Ben devam ettim, daha doğrusu koptum o an:
B- Babalık denilen şey öğrenilecek bir şey değil. Bu çok zor, çok büyük bir sorumluluk. Bu yaşıma geldim, cesaret edemiyorum. Evlenme düşüncesi bile ne kadar uzak bana. Sen nasıl yapabildin, ve nasıl böyle harika bir baba olabildin… Eğitimle ilgisi yok bunun, büyüdüğün çevre ve ortamla da ilgili değil. Bu bambaşka, hiçbir şekilde anlaşılabilecek ve anlatılabilecek bir şey değil. Bak F.’ye, (kardeşim) insan kalitesi ve karakter olarak benden kat kat üstün biri, hem uyumlu, hem sabırlı bana kıyasla, herif tam anlamıyla iyi çocuk. Ama evlendikten sonra ne kadar zorlandığını hatırla, ilk çocuğunda nasıl bir travma geçirdiğini, iyi bir baba olmaya çalışırken ne kadar yıprandığını, Y.’yi yetiştirip terbiye ederken nasıl eline yüzüne bulaştırdığını, çocukcağızı nasıl zorladığını, sonrasında hep beraber aile psikologlarını kapı kapı dolaştıklarını. Bir yandan baktığımda görüyorum ki, her bakımdan harika biri benim kardeşim. Fakat sen de, annem de biliyorsunuz ki babalığı ancak ikinci çocuğunda, R.de öğrendi, ilk çocuğuyla yaşadığı ve ona yaşattığı şeylerin acısı Y. büyüdüğünde ne yazık ki daha net ortaya çıkacak, O da anladı bunu ve ne yaptığını fark ettikten sonra yaklaşımını değiştirdi, ikinci çocukta önceki hatalarının hiç birini tekrarlamıyor artık, anca büyüdü kardeşim. Şimdi çok iyi bir baba olduğunu görüyorum, sizler de görüyorsunuz bunu; ama tekrar edeyim, böyle iyi ve kaliteli bir insanın, düzgün bir üniversite bitirmiş, şehir dışında yıllarca yaşayıp olgunlaşmış, her tanıyanın bayıldığı kardeşimin, üstelik sizinki gibi mutluluk ve uyumları kıskanılası bir çiftin çocuğunun baba olmayı öğrenmesi için yıllar geçmesi gerekti, bunun için neredeyse ilk çocuğu da kendisi de ziyan olacaktı. Baba olmak öğreniliyor… Peki ama sen nerede öğrendim bunu allahaşkına söyle bana. Babacım, benim canım babam, sen ilkokul mezunu bir adamsın, eşi ve çocuklarıyla iletişimini sadece dayakla sağlayan bir adamın oğlusun, babaannem cahil cühela bir kadındı, yetiştiğin çevre ve ortam asla uygun değildi. İstanbul’un dışını ilk defa askere giderken görmüşsün, hayatın Feriköy’de, Çağlayan’da geçmiş, en fazla evinin birkaç kilometre çevresinde. Hiçbir şey görmedin, bilmedin, ve sonra bir gün daha önce tek bir defa gördüğün bir kadınla görücü usulüyle evlendin 24 yaşında. Ya bu nasıl bir şey, anlayamıyorum. Bir eş olarak bakıyorum, hala birbirinize bu kadar bağlı ve âşık olmanızı havsalam almıyor. Bir kez olsun anneme elini kaldırdığını görmedim ya, nasıl bir insansın sen. Nereden gördün böyle olmayı? Kendime bakıyorum, kardeşimin tırnağı değilim. Kerata her konuda benden kat kat üstün, Allah bozmasın herifi, uyumlu, kibar, efendi, çalışkan, sabırlı… Onun söylediğim süreçte ne kadar zor büyüdüğünü gördüm, bu arada çektiği ve çektirdiği sıkıntıları biliyorum. Sonra sana bakıyorum; öyle bir insan, öyle bir baba görüyorum ki, çıtanın nereye yükseldiğini görüp, “ancak böyle, babam gibi olabileceksem bir gün baba olmayı düşünebilirim” diyorum kendime. Aksi halde baba olmanın hiçbir kıymet-i harbiyesi kalmıyor, senin gibi olmadıktan sonra neye yarar, nasıl bir zarar ziyan vermek olur baba olmak… Annem mızmızlanıyordu yemekte evin kredi borcu bitmeden arabayı değiştirdin diye, boşver, sen her şeyin en güzeline layıksın. Saç telimden ayak tırnağıma kadar her şeyimle senin eserinim ben, eğer azıcık adam olduysam, bir işim, iyi bir eğitimim ve birazcık iyi bir konumum varsa bugün, daha doğrusu bende iyi olan ne varsa, vallahi bunlar hep senden ve annemden bana gelen şeyler, kötü olan ne varsa da kendimden kaynaklanıyor, sizinle, seninle hiçbir ilgisi yok. Ben bir oğul olarak gurur duyacağın biri değilim belki, hiçbir zaman bunu iddia etmedim zaten, çünkü seni insan olarak geçebilmem, hatta yakalayabilmem mümkün değil, senin gibi biri olmamın imkânı yok, bu bendeki çirkinliklerden değil, senin olunabilecek en iyi baba olmandan ileri geliyor. Sana layık bir oğul olduğumu hiçbir zaman düşünmedim, sen bir çocuğun hayal edemeyeceği kadar mükemmel bir babasın ve ben Allaha sadece bunun için bile gece gündüz şükretsem gene yetmez. Asla senin gibi olamam, dedim ya, sende idealin ne olduğunu görüp sonra kendime bakıyorum, eziliyorum sadece senin iyiliğin karşısında. Az evvel eleştirdiğim kardeşim gibi de olamam. Canım babam, benden bir cacık olmaz, ama inan bana bu senin kusurun değil.”
Sustum.
Gülümsedi ama, gülümsemeye de benzemiyordu yüzündeki…
“Siz her şeyin en güzeline layıksınız. Görürsün, zamanı geldiğinde sen de baba olacak ve anlayacaksın” dedi hafifçe…
Eşek kadar olmuş bir adamın babasıyla böyle garip bir konuşma yapması için 35 sene geçmesi gerekiyordu belki de. Bu bana tanrıdan en büyük nimet, dünyanın en iyi babasına, dünyanın en iyi annesine sahibim. Kardeşimi de severim, her ne kadar bizi tanıyanlar sürekli Twins filmine ve Schwarzenegger ile Danny De Vito’ya atıfta bulunup (De Vito hangimiz tahmin edin artık) şeytan-melek esprisi ile beni sinir etseler de iyi çocuktur kerata.
Aileleri ile olan ilişkileri sorunlu arkadaşlarım var, türlü problemler yaşayan… Benim default bir şekilde sahip olduğum bu nimeti yaşamlarında bulamayan, tadamayan arkadaşlarım için öyle üzülüyorum ki.
Babalarını genç yaşta gelen bir ölümle yitirmiş dostlarım için de, bu büyük yoksunluğun üstesinden gelebilmelerini, zamanları dolduğunda aileleri ile cennette tekrar buluşmalarını tüm kalbimle diliyorum.
Kendi namıma söyleyeceğim tek şey ise, Halellujah…
Bono and Gavin Friday - In The Name Of The Father
Vezi mai multe video din Muzica »

