Bazıları yazılarımda annemden ne kadar çok bahsettiğime (e.g. * ** ***) değinip garip şeyler soruyorlar; söz gelimi babamın öldüğünü düşünenler var, veya hiç sözünü etmediğimden onu yok saydığım sanısına kapılıp babamdan nefret ettiğimi zannedenler de. Aslında hiç biri değil, belki şuuraltımda çok hassas bir noktaya hitap ettiği için babamı bu blogta obje-suje gibi kullanmaktan çekindim bugüne kadar, doğrusu kendime bakıp biraz irdelediğimde “baba” olgusunun ne kadar kutsal ve dokunulmaz bir yerde olduğunu görüyorum, öyle ki sanki babamı burada zırvalanan yazılara malzeme etmekten utanıyorum sanırım.
Boş gönülle eza çekmiş boş gezenin boş kalfası olarak evlenmedim bu yaşıma kadar, zamansız vakitsiz bir kaza kurşunu da –çok şükür- ortaya çıkmadı, büyüyüp top mermisi haline gelerek bana “baba” deme fırsatı bulamadı, bu nasıl bir duygudur bilmiyorum. Arkadaşlarımı, kardeşimi gözlemlediğimde, neredeyse tamamına yakınının evlendikleri için pişman olduklarını, kendilerini özgür dünyanın lanetli mahkûmları olarak gördüklerini izliyorum uzaktan; eşlerine gardiyan gözüyle bakıyorlar, evleri de bir tür kodes gibi onlar için. Evli erkeklerin bekâr arkadaşlarına karşı hissettikleri aşırı kıskançlık ve bu yüzden onların da hemen evlenip aynı noktaya gelmelerini istemelerinin sebebi bu olsa gerek, Sefalet kardeşliği arzusu. Bu acınası modda kafa üstü düşüp mutsuzluk denizinde elleri kolları zincirli yüzmeye çalışan erkekler, çocuk sahibi olana dek ‘Allahım neydi günahım?” modunda ortalarda gezinirken, bir çocukları olduğunda gerçek bir metamorfoza uğruyorlar. Her şey tümüyle başkalaşıyor artık, en umulmadık erkeklerin kendisine çeki düzen verdiğini, siyah-beyaz film karesinin renklenmesi gibi hayatlarının tazelendiğini, çocukluktan çıkıp adamlık sürecine adım attıklarını görüyorum; yüklendikleri sorumluluk ve talip oldukları mücadele misliyle artıyor, ve bundan zerre miktarda şikayetçi olmuyorlar. Evlendiği için nikâhtan birkaç ay sonra başını duvarlara vurmaya başlayan yüzlerce erkek tanıdım, ama içlerinden bir tanesi bile çocuğu olduktan sonra olumsuz tek bir kelimecik sarfetmedi, en ufak bir ima veya mimik görmedim kimseden. Aksine, bir “hamdık, piştik çok şükür” havası sezinliyorum bu kişilerde, “oldum ben!” diyorlar sanki lisan-ı halleriyle.
Kavram ve o kavramı oluşturan örgüler açısından “Baba olma hali”, benim gibi birine çok tuhaf geliyor. Orgazmı hiç yaşamamış birinin anlatılanlardan hiçbir halt anlamaması gibi, gözlemlerimden hareketle kafa yormak benimkisi, bunun farkındayım. Yazdıklarım sığ kalmaya mahkûm. Bununla beraber baba-oğul ilişkisi hakkında bir şeyler geveleyebilirim sanırım. Sözgelimi Andrei Zvyagintsev’in filmini bizler için ölümsüz kılan sadece enfes görselliği değildir, çocuk yaştaki veletlerin etkileyici oyunculukları değildir, o filmi izlerken ağzımızı açık bırakan ve film bittiğinde salondan çıkmakta zorluk çekecek kadar bizi sarsan, aslında işlediği konudan başka bir şey değildi. Biri 10, diğeri 12 yaşında iki çocuğun hiç tanımadıkları, sadece sararmış bir fotoğrafta tek bir resmini gördükleri babaları bir gün pat diye eve dönüyordu. Gelişen olayları, yaşanan duygudurum karmaşasını anımsayın, babanın baba olduğunu ama baba gibi olmayı beceremediğini, çocukların çocuk olmak istediklerini ama çocuklaşamadıklarını gördüğümüzde filmi izleyen herkes (sanırım benim gibi) bu roller karmaşasının girdabında donup kalmıştı. Psikopat bir babanın çocuklarına yaptığı işkencelere dair haber okuduğumuzda “Allah belasını versin” der ve öfkeleniriz, baba katili bir çocuğa dair duyduklarımız bizde mide bulantısı yaratır. Ama bu filmde hiçbir şey yerine oturmuyordu işte, olmuyordu, olamıyordu… Metaforik anlamlar da yüklüydü o filme, İsa Mesih- İnsanlık ilişkisi üzerine. Konuyu dağıtmamak için o yöne sırtımı dönüp ben gene baba-oğul ilişkisi üzerine devam edeyim. Ama dayanamayıp şunu ekleyeyim ki Jung bir yerlerde “insanlık tarihinin en büyük üç eseri baba, babalık ve babanın ölümü olguları üzerine yazılmıştır” diyerek, Sophokles’in Oedipus’unu, Shakespeare’in Hamlet’ini ve Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’ini işaret eder. Böyle acaip bir şey işte baba-oğul ilişkisi. (Bunu Adler’den de okumuş olabilirim, ama kesinlikle Freud değil, ayrıca üçüne de lanet olsun.)

Psikolog değilim veya ruh bilim konusunda ucundan kenarından dahi her hangi bir eğitim almamış olsam da, (hep söylüyorum hiçbir konunun uzmanı değilim) Babalık kavramının insan ruhunda ne kadar özel bir alana hitap ettiğini, rahmetsiz dedem olarak söz ettiğim kişi hakkında ne kızı annemin ne de öteki kardeşlerinin o iğrenç adam için tek bir kötü söz sarf etmiş olmamalarından (hatta bana kızmalarından) çıkartabiliyorum. Belki bir babanın kötü ve karaktersiz olmasını kabullenemediğimden. Zaten buraya kadar yazdıklarım da, bu durumun kabullenilemeyeceğini anlatmaya çalışmaktan ibaret. Babaya hayranlık, ona duyulan sevgi, merhamet ve bağlılık; ruhumuza düşen gölgesinin karşılık bulmasını zorunlu gördüğümüz ve candan istediğimiz duygular.
Geçtiğimiz haftalarda bir akşam yanlarına gittim “özledik” ısrarlarına dayanamayıp, gece orada kalacaktım. İnsan kendisini düpedüz misafirlikte hissediyor, bir saatlik mesafede oturan ailesine ayda 1-2 defa gidince. Kazık kadar adamın çocuklaşması, naz yapması, “onu yemem, bunu yapma bana, o köşede ben oturayım, ya ben misafirliğe gelmişim sen kanepeyi kapmışsın” gibi mızmızlanması çok matrak doğrusu. Gene de bu geyiklere dalmadan, başka bir şeyi anlatacağım: Geç olduğunda saat, babam kalktı, uyumak için yatak odasına geçti, annem tv’de film izliyordu o sırada. Bir ara yanına gittim uyudu mu diye kontrol etmeye, henüz dalmamıştı hafif mahmur da olsa. Yanına uzandım, çok fazla konuşmayız babamla, hem babayla ne konuşulur ki işten, futboldan, sağlıktan, politikadan, anne dedikodusundan başka? Sadece yanına gidip sarılmak istemiştim bir iki saniye, iyi geceler demek için. Bir an sustuk… Garip bir andı, sanki birbirlerine bir şeyler söylemek isteyen iki insan, baba ve oğul, tek kelime etmeden birbirlerini okuyor gibiydi, göz gözeydik, susarken. Ağzımdan istemsizce şu kelimeler döküldü:
Ben- Baba, ben seni çok seviyorum ya…
O- Biliyorum oğlum. Ben de seni seviyorum.
Gene sustuk… Birkaç dakika geçti, ne ben kalkabildim yanından, ne de onun uyku akan gözleri kapandı. Öyle bakışıyorduk… Ne düşündüğü bilmiyorum o anda, ben de bir şey düşünmüyordum galiba… Sadece huzur vardı duyumsadığım, bir de – neredeyse hiçbir şey paylaşamayan iki insan arasındaki sevgi köprüsü. Yanağıma dokundu eli, sonra seyrek saçlarıma uzandı.
Ben- Sen nasıl bir babasın ya…
O- Baba olunca anlarsın sen de.
B- Hayır, bu başka bir şey. Senin gibi olunamaz ki.
O- Hiç merak etme, sen daha iyi bir baba olacaksın.
B- Bu mümkün değil… Sen acaip bir şeysin. Nereden öğrendin allahaşkına sen böyle baba olmayı…
Hafifçe gülümsedi. Ben devam ettim, daha doğrusu koptum o an:
B- Babalık denilen şey öğrenilecek bir şey değil. Bu çok zor, çok büyük bir sorumluluk. Bu yaşıma geldim, cesaret edemiyorum. Evlenme düşüncesi bile ne kadar uzak bana. Sen nasıl yapabildin, ve nasıl böyle harika bir baba olabildin… Eğitimle ilgisi yok bunun, büyüdüğün çevre ve ortamla da ilgili değil. Bu bambaşka, hiçbir şekilde anlaşılabilecek ve anlatılabilecek bir şey değil. Bak F.’ye, (kardeşim) insan kalitesi ve karakter olarak benden kat kat üstün biri, hem uyumlu, hem sabırlı bana kıyasla, herif tam anlamıyla iyi çocuk. Ama evlendikten sonra ne kadar zorlandığını hatırla, ilk çocuğunda nasıl bir travma geçirdiğini, iyi bir baba olmaya çalışırken ne kadar yıprandığını, Y.’yi yetiştirip terbiye ederken nasıl eline yüzüne bulaştırdığını, çocukcağızı nasıl zorladığını, sonrasında hep beraber aile psikologlarını kapı kapı dolaştıklarını. Bir yandan baktığımda görüyorum ki, her bakımdan harika biri benim kardeşim. Fakat sen de, annem de biliyorsunuz ki babalığı ancak ikinci çocuğunda, R.de öğrendi, ilk çocuğuyla yaşadığı ve ona yaşattığı şeylerin acısı Y. büyüdüğünde ne yazık ki daha net ortaya çıkacak, O da anladı bunu ve ne yaptığını fark ettikten sonra yaklaşımını değiştirdi, ikinci çocukta önceki hatalarının hiç birini tekrarlamıyor artık, anca büyüdü kardeşim. Şimdi çok iyi bir baba olduğunu görüyorum, sizler de görüyorsunuz bunu; ama tekrar edeyim, böyle iyi ve kaliteli bir insanın, düzgün bir üniversite bitirmiş, şehir dışında yıllarca yaşayıp olgunlaşmış, her tanıyanın bayıldığı kardeşimin, üstelik sizinki gibi mutluluk ve uyumları kıskanılası bir çiftin çocuğunun baba olmayı öğrenmesi için yıllar geçmesi gerekti, bunun için neredeyse ilk çocuğu da kendisi de ziyan olacaktı. Baba olmak öğreniliyor… Peki ama sen nerede öğrendim bunu allahaşkına söyle bana. Babacım, benim canım babam, sen ilkokul mezunu bir adamsın, eşi ve çocuklarıyla iletişimini sadece dayakla sağlayan bir adamın oğlusun, babaannem cahil cühela bir kadındı, yetiştiğin çevre ve ortam asla uygun değildi. İstanbul’un dışını ilk defa askere giderken görmüşsün, hayatın Feriköy’de, Çağlayan’da geçmiş, en fazla evinin birkaç kilometre çevresinde. Hiçbir şey görmedin, bilmedin, ve sonra bir gün daha önce tek bir defa gördüğün bir kadınla görücü usulüyle evlendin 24 yaşında. Ya bu nasıl bir şey, anlayamıyorum. Bir eş olarak bakıyorum, hala birbirinize bu kadar bağlı ve âşık olmanızı havsalam almıyor. Bir kez olsun anneme elini kaldırdığını görmedim ya, nasıl bir insansın sen. Nereden gördün böyle olmayı? Kendime bakıyorum, kardeşimin tırnağı değilim. Kerata her konuda benden kat kat üstün, Allah bozmasın herifi, uyumlu, kibar, efendi, çalışkan, sabırlı… Onun söylediğim süreçte ne kadar zor büyüdüğünü gördüm, bu arada çektiği ve çektirdiği sıkıntıları biliyorum. Sonra sana bakıyorum; öyle bir insan, öyle bir baba görüyorum ki, çıtanın nereye yükseldiğini görüp, “ancak böyle, babam gibi olabileceksem bir gün baba olmayı düşünebilirim” diyorum kendime. Aksi halde baba olmanın hiçbir kıymet-i harbiyesi kalmıyor, senin gibi olmadıktan sonra neye yarar, nasıl bir zarar ziyan vermek olur baba olmak… Annem mızmızlanıyordu yemekte evin kredi borcu bitmeden arabayı değiştirdin diye, boşver, sen her şeyin en güzeline layıksın. Saç telimden ayak tırnağıma kadar her şeyimle senin eserinim ben, eğer azıcık adam olduysam, bir işim, iyi bir eğitimim ve birazcık iyi bir konumum varsa bugün, daha doğrusu bende iyi olan ne varsa, vallahi bunlar hep senden ve annemden bana gelen şeyler, kötü olan ne varsa da kendimden kaynaklanıyor, sizinle, seninle hiçbir ilgisi yok. Ben bir oğul olarak gurur duyacağın biri değilim belki, hiçbir zaman bunu iddia etmedim zaten, çünkü seni insan olarak geçebilmem, hatta yakalayabilmem mümkün değil, senin gibi biri olmamın imkânı yok, bu bendeki çirkinliklerden değil, senin olunabilecek en iyi baba olmandan ileri geliyor. Sana layık bir oğul olduğumu hiçbir zaman düşünmedim, sen bir çocuğun hayal edemeyeceği kadar mükemmel bir babasın ve ben Allaha sadece bunun için bile gece gündüz şükretsem gene yetmez. Asla senin gibi olamam, dedim ya, sende idealin ne olduğunu görüp sonra kendime bakıyorum, eziliyorum sadece senin iyiliğin karşısında. Az evvel eleştirdiğim kardeşim gibi de olamam. Canım babam, benden bir cacık olmaz, ama inan bana bu senin kusurun değil.”
Sustum.
Gülümsedi ama, gülümsemeye de benzemiyordu yüzündeki…
“Siz her şeyin en güzeline layıksınız. Görürsün, zamanı geldiğinde sen de baba olacak ve anlayacaksın” dedi hafifçe…
Eşek kadar olmuş bir adamın babasıyla böyle garip bir konuşma yapması için 35 sene geçmesi gerekiyordu belki de. Bu bana tanrıdan en büyük nimet, dünyanın en iyi babasına, dünyanın en iyi annesine sahibim. Kardeşimi de severim, her ne kadar bizi tanıyanlar sürekli Twins filmine ve Schwarzenegger ile Danny De Vito’ya atıfta bulunup (De Vito hangimiz tahmin edin artık) şeytan-melek esprisi ile beni sinir etseler de iyi çocuktur kerata.
Aileleri ile olan ilişkileri sorunlu arkadaşlarım var, türlü problemler yaşayan… Benim default bir şekilde sahip olduğum bu nimeti yaşamlarında bulamayan, tadamayan arkadaşlarım için öyle üzülüyorum ki.
Babalarını genç yaşta gelen bir ölümle yitirmiş dostlarım için de, bu büyük yoksunluğun üstesinden gelebilmelerini, zamanları dolduğunda aileleri ile cennette tekrar buluşmalarını tüm kalbimle diliyorum.
Kendi namıma söyleyeceğim tek şey ise, Halellujah…
Bono and Gavin Friday - In The Name Of The Father
Vezi mai multe video din Muzica »
gercekten senin adina hallelujah. lakin bu guzel baba-ogul iliskisi sanirim ki cok nadirdir. baban'a soyledigin sozleri keske her birimiz soyliyebilsek. ama bazen sartlar, kosullar, durumlar izin vermiyor. ve boyle okudugumuzda icimiz hafifce sizliyor.
YanıtlaSilAslında kız çocuklarının ilk aşklarıdır babaları.Onun gibi kimse olamaz beyaz atlı prensler solda sıfır kalır onun yanında.Dünyaya örnek olsun diye numunelik gelmiştir.İki gün önce arkadaşlarla muhabbet arasında babanı mı daha çok seviyosun anneni mi sorusu geçti yıllar sonra.Düşündüm ikisini de çok seviyorum ayırt edemem.Ama babamın yeri başka bi yer.Babamı üzmekten çok korkarım.İkisi de takdir etse babamın ki daha bir gururumu okşar.Bilmem anlatabildim mi :)
YanıtlaSilMalesef ki anne-baba olmayı geçtim insan olmayı beceremeyip bir de üstüne bu dünyaya bir adem evladı getirmiş anne babalar var.Çocuklarının anne-babanın manasını anlamak için başka anne babaların şefkatini,sevgisini,merhametini bekleyen evlatlara sahip anne babalar...
Allah'ın bana verdiği en büyük mucizelerden biri annem-babam.Teşekkür ederim Allah'ım.
ben hep babam gibi bana ilgi gösteren erkeklere aşık oldum...hala da oluorum..
YanıtlaSilolmaya da devam edeceğim :Ppp
babalar güseldir..
iyi baba olacak adamı kötü emellerime alet edebilmek için bi bakışta tanıyabilme gibi bi yeteneğim olsun isterdim :Ppp
babamla böyle hoş/garip konuşabilmek için yolun yarısını katetmem mi gerekiyor. Çok kızdığım babama birgün belki sarılarak konuşurum böyle.
YanıtlaSilvirgilius'tan beklenmeyen yazıydı, iç mi sızlattı ne
babasını böyle seven ikinci adamsın hayatım boyunca gördüğüm.
YanıtlaSilharika baba olmak harika anne olmaktan daha zor ve bu nedenle de daha kıymetli ve yaşaması da ayrı bir keyif.babanla yaptıgın konusmanın yasınla ilgisi oldugunu sanmıyorum, sadece o "an" bu yaşına denk geldi demek ki.
bi de bahsettigin gibi, mutlu bir evliliğe sahip bir ailen olmasına ragmen evlilikten böyle nefret etmen tuhaf geldi, anlaşılmaz veya saçma olmasa da. ve bu evlilik fikrini sevmeyenlerin illa mutsuz bir evlilik ortamında büyüdüğü anlamına da gelmez elbet. ama şart olmasa da, mutlu bir örneğin teşvik edici olması beklenir bazen ya hani o hesap.
A+
anneye değilde babaya yazılan bir yazı.
YanıtlaSilçok etkileyici..
babam ve oglum'un kardesimi (erkek) aglatmasi üzerine kendisi bir tespitte bulunmustu. "babami amma seviyormusum ve sevgimi amma erkek zincirinde gizli tutmusum."
YanıtlaSilneyse. bu sevgiyi bu sekilde dile getirebilmek güzel olmus...
Beautiful Disaster,
YanıtlaSilSızlamasın için... Herşeyin bir zamanı var. Benim gibi bir Danny de Vito bile zamanı gelince hissedip, hatta dile getirebiliyor bazen...
AnnePeri,
yorumun bana şu duygumu anımsattı: Benim için annemin duasını almak çok önemli. Sanki o benim iyiliğimi dilediğinde kanatlanıyormuşum hissini tadıyorum. bununla beraber, babamın bedduasını almamak da en az o kadar büyük bir isteğim. Bir babanın bedduasından daha korkunç bir şey yoktur sanırım.
fish,
dilerim tanrı ağına düşecek iyi bir baba adayı bağışlasın.
Ferit,
Gerçekten garip bir konuşmaydı, tek kelime fazla değil, eksik değil... Sanki hayatım boyunca o anı beklemiş gibiydim.
the proc,
bir anne kedinin yavrularını nasıl koruduğunu ve kolladığını hatırla.. annelik "default" bir şey... Baba olmak ise öyle değil. İnsanın özünde iyi olması gerek ki iyi bir baba olabilsin, ve "iyi" olmak bir tercihtir.
Benimkiler hala birbirlerine o kadar bağlılar, öyle seviyorlar birbirlerini ve aslında ne kadar zıt karakterlerde her ikisi de, anlamak ve anlatmak güç. Gene de açıklamak için kısaca anne tarafına çektiğimi tüm tanıyanlar söylediğini ekleyeyim, bana yakın karakterdeki bir kadının böyle harika bir adamla evli olması... 41 tam 1/2 kere maşallah.
Makas,
sayfayı senin için beyaz fona dönüştürdüm, bir teşekkürü bile çok gördün bana.
o.zlem,
beğendiğine sevindim... tuhaftı gerçekten...
ben de onu diyorum ya zaten virgilius. annelik deafult olduğu için kolay:)
YanıtlaSilAmin...
YanıtlaSil:)
ailesiyle sorun yaşamamış çok az insan var. sanırım bir çocuğun ilk ve en büyük şoku, anne ve babasının mükemmel olmadığını gördüğünde oluyor. özellikle de babasının.
YanıtlaSilannelere hata bile yakışır sanki. o sıcak yürekleri herşeyi telafi eder.
ama babalar? sizi beğenmeleri, takdir etmeleri çok önemlidir. ve hata yapmaya izinleri yoktur.
ne büyük baskı?
hangi erkek hayal kırıklığıyla süzülmek ister?
zaten pek çoğunun karısı "ben bu dangalağa ömrümü verdim" demiyor mu?
belki ne kadar uzak olursa çocuğuna, o kadar bilmez o da onu. o kadar çok kahramanı olarak kalabilir.
ne büyük yanılgı? oysa çocuk için yakınlık çok önemli. babasıyla ilişki kuramayan çocuk, ilerde aynı erkek modelini geliştirip, ilişkilerde de çuvallayacak.(psikolokik tespit)
yani özetle virgilius, bu durumda senin sağlıklı, güzel ilişkiler sürdüren, evli, barklı bir adam olman gerekirdi. çünkü düzgün ve sevginin olduğu bir ailede yetişmişsin. şimdiki durumunun kaynağı nedir sana göre?
arzu
doğruyu söylemenin zamanı geldi, virgilius daha fazla saklamanın anlamı yok.
YanıtlaSilvirgilius küçükken ateşli bir hastalık geçirdi. sonra böyle oldu.
nasıl mı?
işte böyle.
Aile çok başka bi şey. Aile düşmeyecek son/tek kale..
YanıtlaSil(Babam bana etipuf alır hala.. Biraz önce de balkonda annemin kucağına oturdum, hala bana 5 yaşındaymışım gibi davranıyo. Yerim onu ben :)
gece gece dağıttın sevgili virgilius...insan, tam olmadan, çoğalmamalı...sonra soğuk laboratuvarlarda vaktinden önce büyütülen canavarlarla boğuşuyoruz hayat boyu...bazen o canavarlardan biri de olabiliyoruz...vesaire vesaire...neyse...aile saadeti güzel birşey...allah bozmasın...tam olanlar da çoğalsın bi zahmet..dünya güzelleşsin..."sevgi, dünya barışı ve spor derslerinde pilates istiyoruz"...
YanıtlaSilbir erkek çocuk için tanrıdan farksızdır baba... en ufak bir şeyde sığındığımız liman olmuştur.
YanıtlaSilzaten bunun en büyük örneği çok çocukça bir davranış olarak gözüksede "benim babam senin babanı döver" tartışmasıdır.
Haftasonu küçük bir bebekleri olan kuzenlerimle birlikteydim. Gencecik bir kadının bir bebek için nasıl bütün hayatından vazgeçtiğini ve tüm hayatının bir anda silinip sadece o bebeğin hayatı olduğunu gördüm. Onlara bakarken kendimi o kadının yerine koydum. Tüm hayatımı birine adayıp adayamayacağımı herşeyden vazgeçip geçemeyeceğimi düşündüm. Şu anki durumumla bu çok zor gözüktü. Ama annemin lafı geldi aklıma:" anne olunca anlarsın." Bence annelik babalık tuhaf bir duygu. Dedikleri gibi bunu ancak anne ya da baba olunca anlayabiliriz. Annem hep "insan anne olunca kendini bile şaşırtan şeyler yapar." der. Pozitif ve negatif anlamda doğru. Mesela şu canavar anne ve babaları düşün. Onlar çocuk sahibi olmadıkları zamanlarda "ah bir çocuğum olsa da iyi bir dövsem cezalandırsam" dememişlerdir eminim. Ya da özgürlüğüne düşkün bir adam asla çocuk sahibi olmayı planlamayan bir adam çocuk sahibi olduğunda pek çok şeyden gönüllü olarak seve seve vazgeçebilir. Ben annemle aynı fikirdeyim; insan anne ya da baba olduğunda kendini bile şaşırtan şeyler yapabilir. Şimdiden yani bir çocuk sahibi olmadan "ben şöyle bir anne ya da baba olurum" demek çok zor. Acaba insan kendi yavrusunu kucağına aldığında başka birine mi dönüşüyor, ne dersin?
YanıtlaSilArzu,
YanıtlaSilAnnem "seni ben böyle yetiştirmedim, Dostoyevski büyüttü seni sonra da bu hale geldin" der durur. Ben ailenin en zayıf halkası, çürük yumurtası ve bozuk parasıyım.
Gregor,
Sen ki evini iki defa kundaklama girişimde bulunup cezai ehliyetin olmadığından kodese tıkılmayıp yırtmışsın, bari sen gelme üzerime...
Bahtsız Bedevi,
Benim babam evime sadece bir defa geldi bugüne dek, onda da dolabın kapağı kırıktı, tamir etmiş benden habersiz.
Azot Narkozu,
Espri anlayışına bayılıyorum ya :) Ben de nutella, kırmızı şarap ve beden eğitimi desrslerinde yamaç paraşütü dersleri istiyorum.
magnum opus,
kesinlikle 12'den vurmuşsun... tanrı... tanrısal bir şey.
aydanatlayankedi,
Kardeşimin ilk çocuğu (Y.) doğana kadar kucağıma hiç bebeki çocuk almadım ben... alamadım. Sürekli şu tuhaf düşünce / hayal kafamdaydı, gayet obsesif: X bebek, çocuk kucağımda ikwn birden onu hiç sebepsiz yere duvarlara vurmaya başlıyor, kafasını patlatıyordum... Ve bunu istemeyerek ama kendime hakim olamayarak yaptığımı hayal ediyordum. Ne kuzenler, ne akraba veletleri, hiç birini kucağıma almadım. "Ya beynini patlatırsam" diye. elimden kucağımdan düşürmekten bahsetmiyorum farkındaysan - duvara vurmaktan söz ediyorum.
Sekiz sene evvel Y. doğunca ancak bir çocuğu kucaklayabildim. Hem de ne kucak, bırakmadım onu, öylesine sevdim. Ufacıktı, iş çıkışı yolumu değiştirip evlerine uğrar, kapı eşiğinden içeri girmeden "oğuzum yap hadi" derdim, oğuzum yapmak, sımsıkı sarılıp oğuzum demesinden ibaretti sadece, ama her şeyden güzeldi. Küçüğünde yakalayamadım bunu, R. sinir bir tip, zaten onun hakkında hep "bu kız bize çekmemiş, öbür tarafın genleri ağır basmış" diyorum. annesine zaten o kadar kötü davranırım ki kız "oğuz abi eltim yok diye seviniyordum ama valla siz kaynım olarak beş eltiden betersiniz" der, bazen "ne olur beni kabullenin artık, on yıldır kardeşinizin eşiyim" der.
Gereksiz not: Kardeşim bana abi der ve senli benli konuşur, eşi abi der ve sizli bizli konuşmak zorunda (direkt bozuyorum el kızı haddini bil diye) Y. bana Ooooz der, küçüğü R. amca diyor, ona oğuz deme hakkı yok.
Biliyorum ben hasta ruhlu bir adamım :)
sevgili virgilius,
YanıtlaSilbence sen çürük yumurta resmi arkasına sığınmaktan sonsuz zevk alıyorsun. bu sanki seni tüm yükümlülüklerden koruyor.
bu arada neden web sitemin adresi çıkmıyor da, mailim çıkıyor anlamış değilim.
http://birdenbire.blogspot.
belki seni anlatırım bir ara bu sitede.
Sen bence hasta ruhlu bir adam değil sadece aklında geçenlere sınır koymadan söyleyen birisin. İnsan aklından garip fikirler geçince bunların normal olmadığını uygun olmadığını söyleyen bir mekanizmaya sahip. "dur ve sus yanlış değerlendirebilirler" mekanizması diyelim biz buna. Sen de anlaşılan "dur ve sus yanlış değerlendirebilirler" mekanizması yok :)Bebeği kucağına alamamanı anlıyorum çünkü ben de alamıyorum. Düşürürüm incitirim korkusuyla. Bence sendeki de aşırı özen ve onu incitme korkusundan kaynaklanıyor. İtiraz edeceksin büyük bir ihtimal söylediklerime ve ben de senin itirazına itiraz edeceğim büyük bir ihtimal :))) Değil mi?
YanıtlaSilben sana teşekkür etmedim mi?
YanıtlaSiledeceğim.
:)
Arzu,
YanıtlaSilbana bozuk para değil çürük yumurta dediğin için teşekkür ederim, yoksa kendimi çok kötü hissedecektim :) Çok hoş bir iltifattı.
Beni anlatmak?
aydan atlayan kedi,
Ne yani, sen bana "senin egon tavan yapmış ama superrrregon gelişmediği için karakter ve kişilik olgunlaşmasına ulaşamamışsın, otokontrolün yok ve üstelik bu durumu kabullenmişsin" mi demek istiyorsun?
Eski bir arkadaşımın şu sözünü unutmam çok zor: "senin en iyi özelliğin çok açık sözlü olman. En kötü özelliğin de çok açıksözlü olman."
makas,
daha ne kadar bekleyeceğim?
Bilmem öyle mi demek istemişim :) Aslında ben iyi birşey söylemeye çalışıyordum. Açık sözlülük iyi birşeydir öyle değim mi? :) Tamam pes Virgilius peeees ediyorum :) bu arada arkadaşın haklı bence :)
YanıtlaSilaydan atlayan kedi,
YanıtlaSiltamam çok üzerine geldim haklısın :)
ilkokulda babama bir mektup yazmıştım, annemle ayrılacaklarını söylediğinde.ayrılmadılar.ama ben korkumdan onu deli gibi sevdiğim halde annemle kalmam gerektiğini ve geceleri bizi öpmeye geldiğini bildiğimi söyledim.
YanıtlaSilmalum uzun zaman geçti aradan...o cesareti yeniden bulabilmeyi isterdim.aferim küçük virgilius:)babayla anneyle konuşurken herkes küçüktür;)
Aile çok özeldir oldum olası benim için. Babanla olan diyaglogları okurken yaşlar süzüldü gözlerimden. kendi babam yanımda olsa şu an ve sarılıp onu ne çok sevdiğimi söyleyebilsem keşke dedim.
YanıtlaSilküçük virgilius ve onun harika babası... mutluluklarınız hep ağır gelir umarım hayat terazisinde...
no one,
YanıtlaSilteşekkür ederim... bu sevgiyi hissedebilmek ve hissettirebilmek ne kadar özel...
baban gözyaşlarını duyumsamıştır, buna hiç şüphem yok.