11 Şubat 2025 Salı

İtenler ve Tutanlar Üzerine...

Bir anım diğerine uymuyor.


Kâh uyuşmuş gibi hissediyorum, günde 4-5 bölüm dizi izleyerek vaktimi geçiriyorum. 

Kâh içimi kavuran bir ateşle, hüzünle iki büklüm kıvranır hale düşüyorum.


Bugün, “o artık benim sevdiğim kadın değil. Beni sevmiyor, sevilmek istemiyor, beni ve aşkımı reddediyor. Aslında O’na âşık olmayı seviyorum, O’nu değil, çünkü artık bir yabancı.” diye aklımdan geçirdiğimi fark ettim. Beni rahatlatan, sakinleştiren bir düşünce değil bu. Ama bir evrilme olduğu kesindi o sırada. Akşam yürüyüşe çıktığımda onun (!) arabasını park halinde gördüm, 24kasımdan sonra ilk kez. O an gözlerim doldu ve sarsıldım, sadece titremek denmez ona. Az ötede durup bir sigara yaktım, sönene kadar arabaya baktım uzun uzun. İnsan bir arabaya sarılmak, öpmek ister mi? Elinden kayıp gitmiş, kaybedilmiş bir sevgi nesnesi gibi kederle yanında durup geçmişe özlem duyar mı? Still-Havva boynundaki rahatsızlıktan ötürü bu evden gitmeden haftalar önce kullanmayı bırakmıştı, Mustang’te duruyordu araba. Demek ki fizyoterapi yaramış, direksiyona geçecek kadar iyileşmiş, sağlığına kavuşmuş. O minicik arabanın karşısında ezildim. Küçüldüm. Yağmur altında insanın ağladığı anlaşılmıyor, zaten sokakta da kimseler yoktu. Arkamı dönüp hızlı adımlarla eve geldim, kendimi yatağa attım. Sürekli fantastik/sci-fi dizi izlediğimden olsa gerek, sanki göğüs kafesimde sıkışmış ve dışarı çıkmak için kaburgalarıma tekme atan bir küçük adam var içimde. Bazen de kafama geçip ısırıyor, çimdikliyor beyin damarlarımı. Still-Havva evi terk ettikten sonra trafo benzeri rahatsız edici bir sesin sürekli kulaklarımda dolandığından bahsetmiştim, buna daha sonraları çok tuhaf, korkutucu tür bir baş ağrısı eşlik etmeye başladı sonraları. Bir anda ortaya çıkan, neyse ki birkaç saniyede geçen, sol ya da sol-üstte yoğunlaşan bir patlama gibi. Google’da aradım, ne küme, ne tansiyon, ne stres tipi; hiçbir şeye benzemiyor. Çok uzun sürmemesi teselli verici. Yokluğu beni öldürüyor yavaşça. Her şekilde, her halde tükeniyorum. Benden ayrılmak Still-Havva’ya çok iyi gelmiş, görünüşünden belli bir kere; zayıflamış, incelmiş. Eh, araba kullanabilecek kadar boynu da düzelmiş işte. Çok şükür sağlığı yerinde. Bense ruhen ve bedenen çöktüm. Bunun saklanacak bir yanı yok. Gün gibi bir meydanda. Benimkilerin göz doktoru geldi şimdi hatırıma. Onların da sağlığı yerlerde sürünüyor. Babamın sorunları ve talepleri bitmiyor; üstelik demansı da ilerlemekte. Uç noktaya vardığım anlarda bir sonraki doktor işi hatırıma geliyor. Hiç de boş bırakmıyor ki, nefes almadan o sıkıntıdan bu soruna git-gel yapıyoruz doktorlara. Cuma bir tahlil, haftaya cuma da sistoskopi işimiz var. Ondan on gün sonra katarakt ameliyatının ardından 1,5 ay geçmiş olacak ve son kontrolü ve gözlük reçetesi yazılması için tekrar operasyonu yapan doktora. Bu arada dizinden de şikayetçi, ortopedist görmemiz lazım. Annem ses etmiyor hiç, ama onun dertleri aslında daha ciddi. Kalp-damar cerrahisi ve romatoloji onu bekliyor aslına bakarsanız. Yani nereden bakarsanız bakın, varlığıma ve yardımıma muhtaç bir ailem var. Ben bu halde -ne demek istediğimi anladınız- kafasındaki berbat düşüncelerle sürüngen misali yaşarken onların bana bu kadar gereksinim duymaları da çok fena. Zorlaştırıyor her şeyi.


Kırılmış, parçalanmış halim düzelecek gibi değil. Karanlık düşünceler de orada, hiçbir yere gitmeden duruyor. 

Trafo sesi. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!