14 Aralık 2024 Cumartesi

Bir Çift Keskin ve Münasebetsiz Göz Üzerine...

Anneme dönerek: “Aaa… Oğlunuz mu? Son gelişinizden bu yana yaşlanmış, çökmüş ya. Çok mu yoruyorsunuz yoksa çocuğunuzu? Heh heh.”



Dünden başlayalım en iyisi. Mahkemeden sonra, Still-Havva’dan ayrılıp eve gelmemin üzerinden birkaç dakika geçmişti ki, telefonum çaldı, annem. Hiç konuşacak halim yok, mecalim yok, ama kadıncağız mahkemeyi, olanı biteni merak ediyor belli ki diye düşündüm. Kötü davranamam. Açtım telefonu. Bana heyecan içinde göz doktoru randevusunun bu cumartesi mi (yani şimdi bu yazıyı yazdığım gün mü) yoksa haftaya cumartesi mi olduğunu sordu. “Bu cumartesi, 14 aralık, bir sorun mu var anne?” Falanca kişi akraba gününü bu cumartesi organize etmek istiyormuş da, ona söyleyecekmiş doktor randevum var diye. İsterse doktoru erteleyebileceğimi söyledim, olmazmış, onlar akraba gününü başka güne kaydırsınlarmış. İyi, peki anne. Sonra birden kıyamaz gibi mırıldandı: “Sesin niye böyle? Uyuyor muydun yoksa?”


Kaç defa Cuma günü boşanma duruşmamız olduğunu söylediğimi bilmiyorum cidden.


“Hayır anne, uyumuyordum, bugün boşanma davamız vardı, mahkemeden döndüm, şimdi girdim eve.”


“Aaa, bugün müydü o? Tamam, tamam.”


Samimi utangaç şaşkınlığının ardından hayırlısı olsun bile demeden telefonu apar topar kapattı.


Bugün, uykusuz bir gecenin ardından aşırı soğuk bir havada erkenden çıktım, annemi doktora götürdüm. Senelerdir gittiği, işinin erbabı bir göz doktoru. Her zaman annemin yanında beni gördüğü için haliyle beni de tanıyor. Zaten ben de ona muayene olurum gerektiğinde.  Özbeöz Azeri, erkeksi tavırları olan, sert mizaçlı ama bir yandan da kibar tarafı olan bir kadın doktordan, bu yazının ilk cümlesi olan sözleri duymak tuhaf. Yani, bir kere çok büyük bir münasebetsizlik, ikincisi bu sözleri tanıdığı, bildiği bana değil de anneme söylemesi… Ne bileyim, kadın üstelik benden yaşça küçük. Beni en son annemin haziran ayındaki kontrolünde gören bu patavatsız kadın, ruhen ve fiziksel çöküşümü hoyratça dile getirdi böylece. 


Göze damla yapılıyor, bekleniyor bir süre tekrar tetkik edilmek üzere. Annemin damlaları yapıldıktan sonra beklemeye geçtik biraz. Bir kez daha yalnızlığımı düşündüm. Tasa sardı beni. Daha önceki yazılarda da değinmiştim, yapayalnızım diye. Söz gelimi katarakt ameliyatı olacaksın deseler, yarım gününü bana ayırabilecek eşim yok. Kolonoskopi olmam gerekse, sedasyondan ayıldığımda elimi tutacak kimse yok. Acil bir şey olsa, apandisit iltihabı, kalp krizi vs., zaten hapı yuttum. Still-Havva ahirette eşim olmaktan da, bu dünyada hayat arkadaşım olmaktan da, her şeyden istifa etti. Allah korusun, benzer kötü olasılıklar onun başına gelse bir abisi, iki kız kardeşi var, eski kayınvalidem zaten tam bir Catelyn Stark versiyonu. Benimse kardeşim 11000km uzakta, annem ve babam dünya iyisi insanlar olsalar da mesele bu işte. Still-Havva anne/babamın her hastane işlerinden hemen sonra zaman kaybetmeden kendisini arayıp bilgilendirmeye alıştırmıştı beni. Artık aramaya gerek yok. Artık bilgilendireceğim biri yok.


Gözündeki sarı noktalarda kötüye gidiş yokmuş, ani beliren bir şikâyeti olmazsa, altı ay sonra rutin kontrolü için beklediğini söyledi edep yoksunu doktor, teşekkür ettik, oradan eve geçtik. Onlarla kahvaltı yapmam için ısrar eder gibi oldu annem, önce hayır desem de sonra babamın da üzüleceğini fark ettim, birkaç lokma yiyip kalkarım dedim. Annem tavada bir şeyler pişirirken onun telefonunu aldım elime, karıştırmaya başladım. Still-Havva’nın instagram takipçisi değilim ve hesabını göremiyorum, öncelikle annemin telefonundan son birkaç haftada onun neler paylaştığına baktım. Evet, bir tür stalk eylemi. Hiçbir şey paylaşmamış... Kendi bilir. Sonra elim, annemin telefonundaki whatsapp uygulamasını otomatik olarak açtı, dün, mahkemede boşanma duruşması olduğu günün akşamı, Annem Still-Havva ile yazışmış. Olabilir. Düşman değiliz, aksine, annemin Still-Havva ile iletişiminin olması gayet normal. Konuşma içeriğine bakmadan önce ‘hayırlısı olsun, inşallah pişman olmazsınız’, ‘sen her zaman bu evin kızı olarak kalacaksın’, ‘bizde hakkın çok, senin yerin ayrı’ türünden bir şeyler göreceğimi sanıyordum. Yemin ederim, hiç de garipsemezdim bunu, çünkü gerçekten kuvvetli bir bağ oluşmuştu benimkilerle Still-Havva arasında. Baktım mesaja: Annem dün akşam vakti Still-Havva’ya bir video göndermiş, açmadım, ama saçma sapan bir şey olduğuna kalıbımı basarım. Altına da Still-Havva alkış ikonu koymuş.


Ben içinden çıkamadığım, nefes almamı güçleştiren yoğun duyguları böylesine karmaşık, çelişkili tepkilerle, inlemelerle, öfke patlamalarıyla, yavru kedi ağlamalarıyla yaşarken, annem kendi havasında, babam zaten leyla kere leyla. Aile her şey. Böyle bir şey mi, emin değilim. 


2011 senesiydi. Kardeşimin eşi Z., korkunç beyin tümörünün yarattığı felçten ötürü hastanede yatıyor, Türker Kılıç’ın yapacağı büyük ameliyata gün sayıyordu. Bütün aile perişan haldeydi şüphesiz, geçmişte bahsetmiştim bunlardan. Ama en zor durumda olan kardeşimdi tabi ki: O günlerde yaşları 9-4 olan çocukları gözleri önünde annelerinin epilepsi benzeri bir krize girmesini, acilen gelen ambulansla evden götürülmesini ve annelerini haftalarca görememelerini gayet doğal olarak anlayamamışlardı. Onlara bir şey hissettirmemek için herkes, ama en başta babaları, kardeşim seferber olmuştu o günlerde. Evleri Bahçeşehir’deydi, çocukların okulları da hakeza. Z. ise Maltepe Başıbüyük’teki hastanede yatıyordu, sanırım 50km filandır iki destinasyonun arası. Söz gelimi ben her akşam iş çıkışı hastaneye gidiyordum, gece yarısına kadar duruyor, sonra Fatih’teki evime geçiyor, sabah mesai, akşam gene hastaneye, Başıbüyük’e. Hemen hemen tüm aile fertleri de böyleydi. Annem, Z.’nin annesi, başkaları. En zor durumda olan elbette kardeşimdi: Eşini göremiyordu, Z. yoğun bakımda yattığı için kendisinin geceleyebileceği bir servis odası yoktu, hastane bahçesindeki arabasında geceliyor, gün doğmadan doktorlardan bilgi alıyor, sonra hastaneden Bahçeşehir’e geçip çocukları gecelemeleri için bıraktıkları arkadaşlarının evinden alıyor, öpüp kokluyor, okullarına bırakıyordu, hemen ardından geri hastaneye, doktorlara. Hastane bahçesi, bekleme salonu, kafeterya, arabanın içi. Sürekli bir ziyaretçi akını vardı; bizler, yani iki ailenin fertleri her fırsatta oradaydık, kardeşimin arkadaşları, meslektaşları, öğrencileri, Z.’nin arkadaş çevresi. Yani, diyeceğim o ki, hastaneyi günlerce işgal etmiş gibiydik. Akşam yaklaşırken kardeşim gene yola çıkardı, tekrardan Bahçeşehir’e, çocukları okullarından almaya, biraz zaman geçirmek, sonra gene onları arkadaşlarının evlerine bırakıp tekrar hastaneye. Çocuklara bir şey hissettirmemek için. Onların annelerin görememelerini ve meraklarını bir şekilde giderebilmek için. Bu insanüstü çaba haftalar sürmüştü sayın okuyucu. Bir gün, bizler gene bekleme odasında yanındaydık,  kardeşim birden “çok yalnızım Allahım, çok yalnızım” diye haykırarak ağlamaya başladı. Ne yapacağımızı şaşırdık o an. Tam o sırada babam yanında oturuyordu, diğer yanında Z.’nin annesi vardı, ben karşısındaydım, annem, Z.’nin işe yaramayan babası ve kardeşleri de oradaydı. Hemen herkes kardeşime sarıldı, babam “biz buradayız oğlum, yalnız bırakır mıyız seni” gibi şeyler söyledi. Hatırlamıyorum kim ne dedi, ama herkes bir şeyler söylemişti destek niyetiyle. Evet, yanında gerçekten bir sürü insan vardı, hastaneye akın akın insan geliyordu geçmiş olsun demek için, ama bu fiziksel kalabalığın dışında, kardeşim kesinlikle yapayalnızdı. Tüm sıkıntıyı tek başına yüklenmek dehşet vericidir. 


Yapayalnızım diyorum. 


Mesele birilerinin olması değil. Kardeşimin etrafında kaç kişiydik, her ne lazım olursa hemen koşturup temin ediyorduk. Ama mesele bundan ibaret değil ki. 


Yapayalnızım. 


İçinden geçtiğim badireyi geçmişten anlattığım bu olayla kıyaslamıyorum elbette. Öyle anlaşılıyorsa çok büyük yanılgı olur. 


Bana bir “Allah hayırlısını nasip etsin” diyen annem yok ya. Tek derdi sevdiğimi bildiği hünkâr beğendi, patatesli yumurta gibi şeyler pişirip beni yemeğe çağırmak. Babamsa telefonu “siz de kendinize dikkat edin.” diye kapatmaktan hala vaz geçemedi. Bozuntuya vermiyorum. Biri 76, ötekisi 75 yaşında, iyi olsunlar yeter. 


İçim içimi yerken korkunç yalnızlığım beni bitiriyor. 


Annemin göz doktoru her şeyin farkında. Kadın görüyor.  


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!