Haklısınız, son üç ayda blogun ırzına geçtim. Bu gece ikinci keşif turundan eve döndükten sonra kafamı zorlukla toparlayıp eski yazılarım gibi kendimce ciddi bir şeylerden bahsedecektim; başladım yazmaya, elbette ki konu yaşamım gibi gene bir şekilde Still-Havva’ya bağlanacaktı ama ajitasyon filan olmadan. Gel görelim manyak kedi zuhur etti, önce oturduğum koltuğun iki kolçağı arasında bağıra çağıra on dakikadan fazla gidip geldi, sonra karşı konulmaz talepkarlığıyla bilgisayarı zorla kucağımdan indirtip uzun uğraşlarının ardından nihayet göbeğime kıvrıldı, bıktıracak kadar çok sevdirdi ve gurladı, patileriyle karnıma minimini monimini yaptı, sonra da benden iğrenir gibi birden fırlayıp Still-Havva’nın odasına koştu. Şimdi orada ağlıyor.
Zırdeli. Yazıyı da mahvetti. Siktir et.
Haklı aslında. Gevezeliğe, argümanlara, örneklerle süslemeye filan gerek yok ki, kedi lafı uzun uzun gevelememden hoşnut kalmadı, "kısa kes" dedi sadece.
Aslında özetle diyecektim ki, insan sevilmek ve bunu bilmek için yaşar.
Yoksa neden yaşasın ki, bakteriden, balıktan, söğütten ya da mercandan farksız olmak için mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!