Pazartesi daha önce sözünü ettiğim evi sattım. Yirmi yıl önce almış, bekarlık yıllarımda ikamet etmiştim, ona ‘günah yuvası’ diyordum. Hiç sevmedim, benimsemedim. Erzurum’a tayin olduğumda kiraya vermiştim, o zamandan pazartesi gününe kadar, yani 2014’ten bu yana kiradaydı, hiçbir zaman evimmiş gibi görmedim... Artık yok.
Salı günü elime geçen paranın bir kısmıyla Still-Havva’ya borcumu ödedim. Şaşırdı, bunu ummuyordu, zaten o paraya dair bir beklentisi de yoktu. İstese beni terk edip bıraktığı bu koca evde hukuken hak iddia edebilecekken, ahlaklı, dürüst ve vicdanlı biri olduğu için bunu gündeme dahi getirmeyen, lafını bile etmeyen birine ben de borçlu kalamazdım.
Feci gribim. Her yerim dökülüyor. Bacaklarım titriyor yürürken, ciğerlerimin ağrısı sırtıma vuruyor. Çok güçsüzüm. Üstelik aşırı üşüyorum. Kalorifer+ısıtıcı yetmiyor, bir de battaniye seriyorum üstüme.
Gündüz haber verdi: Karar kesinleşmiş, nüfus müdürlüğüne de mahkemeden bilgi gitmiş. Artık soyadımı da taşımıyor. Evliliğimiz süresince yazdığı kitaplarda ve diğer mesleki çalışmalarında benim değil, kendi kızlık soyadını kullanmaya devam etmesini ben teklif etmiştim ona, bu düşüncemden ötürü çok mutlu olmuştu. Hatta bunu öğrenen merhum kayınpederim neden böyle bir şey teklif ettiğimi bizzat bana sorduğunda iş hayatının devamlılığı, isminin bilinirliği gibi vurgular yapmıştım, adamcağız bana takdir hatta şükran duygularıyla bakmış, bu jestime karşılık tokalaşmak için elini uzatmıştı. Hey gidi günler. Artık ne o merhum hayatta, ne de soyadım Still-Havva’da.
Bu akşam şu yazının değindiği unsurları içeren bir mesaj attım Still-Havva’ya ve bu defa geri dönmesi için yalvarmak yerine “benimle evlenir misin?” diye sordum. Cevaben net bir ‘hayır’ yazdıktan sonra o defteri kapattığını belirtti. Aslında o defterde bir sürü boş sayfa vardı, belki çoğu boştu defterin. Ama öyle değil midir gerçekte: Bir defter, yazılan konu, ders, ana başlık neyse artık, o meşgale bittiğinde kişi yazmaya bırakır. Yani söz gelimi Ceza Muhakemesi Hukuku dersi için elinize alır, notlarınızı yazmaya başlarsınız, sonra dönem biter, defterin yarısına gelmişsinizdir ama sonraki dönem Borçlar Hukuku dersi için aynı defterin yarısından devam etmezsiniz mesela, yeni bir defterin ilk sayfasından başlarsınız. Tam olarak öyle işte, benim defterim kapanmış. Bunu dedi.
Hava çok soğuk, karla karışık yağmur yağıyor, termometre 2, hissedilen -3 derece gösteriyor, gecenin 10pm’inde çıktım keşif yaptım. Bu sahil takıntısını nereden edindim bilmiyorum, ne hikmetse illa bu işi sahilde yapacağım. 2016’da da böyleydi. Sanırım evi maddi ve manevi açıdan kirletmek istemediğimden böyle bir yaklaşım içindeyim.
Cuma babamın doktor işi var. Bi rahat bırakmadılar beni. Benim de için rahat etmiyor anne-babam yüzünden, sürekli erteliyorum. Olsun, keşif yaptım ya en azından.
Uzunda bir aradan sonra, bu gece sahile keşif yapmaya çıkarken kedi için tekrar yedek mama kabı ve yedek su eklemeye karar verdim. Kapıdan çıkarken mektupları (ta ne zaman yazmıştım onları) gene ortaya çıkardım.
Still-Havva’ya Zeki Demirkubuz karakterleri gibi davrandığımı yazdım. ZB’nin herhangi bir filmini izlediğini sanmıyorum, zaten yanıt da vermedi. Bilse, gene vermezdi.
İçimde kabaran dip dalga gene sinyal vermeye başladı.
Defterim kapanmış. Gecenin 2’sinde kaşık kaşık çokokrem yediğim için şimdi vakitsiz doluluktan ve aşırı gaz sancısıyla beni kıvrandıran karnım, bitmemiş ama kapanmış defterim.
Şu an saat 3am’i geçti. Kedi karşıma oturmuş, uykulu gözlerini dikmiş bana sertçe bakıyor, yatalım diye. Zerre kadar uykum yok. Ama onu mutlu etmek boynumun borcu. Yatalım. Bundan sonra daha ne kadar zaman birinin koynunda, kaç gece gurlayıp uyuyabilecek ki…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!