Öğlen vakti yazıyorum şimdi. Bunun yazılması lazım.
Sabah erken uyandım, şimdi hatırlamadığım tuhaf bir rüyayla. Birkaç lokma atıştırıp yaşam alanıma, üst kata çıktım. Kedi normalde ben sabah suyunu değiştirdiğimde uyanır, gelir, taze suyunu lıkır lıkır içtikten sonra öğlene kadar bir köşede, çoğunlukla alt kattaki salonda, masanın altına kurulup uyurdu. Bu sabah öyle yapmadı, sürekli ortalıkta, yanımda dolandı ve hiç susmadan ağlarcasına miyavlayıp durdu, maması var, suyu taze, kumu temiz. Kucağıma alıp gurlatmak da kar etmedi. Bir derdi vardı belli ama ne, bilmiyordum. Sonra alt kata indi, uyumaya gittiğini sanmıştım, bu defa aşağıda ağlamaya başladı. Sürekli. Bekledim sussun, uyusun diye. Bütün bu anlattıklarım hiç yaşanmamış şeyler değil, nadir de olsa böyle davrandığı olur. Ama bu defa kısa aralıklarla ama tekrarlayarak, epey uzun sürdü. Acaba bir terslik mi var diye düşündüm, en sonunda aşağıya gitmeye karar verdim, kızıma bakmaya.
Still-Havva bu evden gittikten sonra kullanmaya ihtiyacım olan şeyler dışında hiçbir şeye dokunmadım ben, dokunamıyorum. Yani, çoğu şey, neredeyse her şey onun bıraktığı gibi, bıraktığı yerde duruyor. Ne zaman evden çıksa terliklerini sokak kapısının önünde bırakırdı mesela, aylardır orada, giderken bıraktığı noktada. Taşınırken ona hatırlattığımda “kedi o terlikleri çok seviyor, oynar” demiş, beraberinde götürmemişti. Tamam. Gerçekten annesine çok bağlı olan kedi(miz) biz evliyken de (!) annesinin terlikleriyle oynar, bazen üzerine yatar, bazen de patilerini içlerine geçirirdi. Buraya kadar her şey normal.
Anormal olan şu: Aşağıya indiğimde gördüm ki terliklerin bir teki yerinde, yani kapı önünde değil. Hemen başımı çevirdim ve fark ettim ki Still-Havva’nın yatak odasının girişinde durmakta, kedi yanına kıvrılmış, kocaman gözlerle bana bakıyor.
Bir kedinin, dört-beş metre de olsa bir terlik tekini taşımasını ya da götürmesini aklım almadı. İlk anda donup kaldım. Evet iri bir kedidir, terlik de hafif ama kız altı yaşında ve bu zamana dek böyle bir şey yapmadı hiç. Ne çorap tekini ne de başka bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmedi. Alışkanlığı yok. Köpek de değil sonuçta.
Annesinin terliğini, annesinin yatak odasına götürüp/taşıyıp ağlaması. Çok acayip. Çok garip. Çok hüzünlü. Çok yazık. Anormal bir şey bu.
Yanına gittim, başını okşadım. Terliği yanından alıp yerine koydum sonra. Peşimden ardım sıra üst kata geldi miyavlayarak.
Şimdi, tam şu an ne yaptığını yazarsam olay daha da tuhaflaşacak: Annesinin çalışma odasında yere dik oturmuş, suskun ve sessizce annesinin kitaplığının boş raflarına bakıyor. Orada uyumayı hep sevmiştir ama hayır, bu şekilde davranmazdı, böyle davrandığını da hiç görmedim bunca zaman.
Bütün bu anlattıklarımı annesi bu evden gittikten birkaç gün, ya da ne bileyim iki hafta sonra filan yapsa bu derece şaşırmazdım; benim değil Still-Havva’nın kızıydı çünkü, benden çok annesine bağlıydı. Özlemesi beklenmedik şey değil yani. Ama bunca zaman sonra?!
Still-Havva bu evden gideli 72 gün oldu. Ne ben, ne kedi aklımızdan çıkartamıyoruz onu.
Ben insanlıktan çıkıyorum, kedi kedilikten…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!