13 Şubat 2025 Perşembe

Bir Türlü Becerememek Üzerine...

Başarısızlığın getirdiği hayal kırıklığı ile eve döndüm az evvel. Her bakımdan talihsizlikle (?) dolu bir girişimdi. Saat 1am’de artık bu işin olmayacağına kanaat getirdim ve sahilde oturduğum sandalyeden kalktım, eve yürüdüm.


Doğrusu bu ya, çok iyi hazırlanmıştım. Öğleden sonra kan sulandırıcı (xarelto) içtim. Kretuar bıçağını, bir aksilik olursa diye de maket bıçağını çantama koydum, ayrıca ıslak zeminde oturmak gerekebilir diye su geçirmez bir altlık. (Ne tuhaf detaylar, ya Rabbim!) 24 yıl önce bana hediye edilen (24!) çok sevdiğim bir kahve kupasının gündüz titreyen elimden düşüp kırılması, zaten psikolojimin ne kadar berbat olduğuna işaret ediyordu. Allah şahidim, çok kararlı ve emindim bugün. (dün aslında. Şu an saat 2am’i geçti.) 


Önce, akşam vakti, durup dururken babam aradı. Cuma idrar kültürü olacak(tı), haftaya Cuma da sistoskopi. Onunla ilgili bir şey soracak diye hayıflanarak telefonu açtım. Kulağı dünden beri çok ağrıyormuş meğerse, – halbuki dün akşam yemeğe onlara gitmiştim, bahsetmedi- yarın devlet hastanesinden randevu alabilir miymişim onun için, sordu. Sinirlendim ve ona da belli ettim bunu. Yani, işim gücüm var ya! Söylesene zamanında! Devlet hastanesinde KBB randevusunun günler sonraya verileceğini, çok kötüyse yarın kendisinin Kızılay’a gidip muayene olmasını önerdim. Sürekli elinden tutup doktora götürmeme alışmış olsa gerek, şaşırdı, peki dedi. Telefonu kapatınca da böyle davrandığımdan ötürü kendime kızdım. Ama dedim ya, kararlıydım bu gece için. 


Saat 11pm’e doğru  evden çıktım. Sahilde belirlediğim noktaya doğru yağmur altında yürüdüm; vardığımda bir de ne göreyim, iki kız bir oğlan, o karanlık köşeye benden önce geçmişler, fısır fısır konuşuyorlar. Allah belanızı versin, hadi eviniz yok, bir kafeye gidip sıcak kuru mekânda konuşmak varken, yağmur altında, koca sahil parkı dururken hem de benim köşemde! Beni görünce onlar da şaşırdı. Yağmur yağmaya devam ederken biraz yürüyüp tur atayım dedim. Yol kenarında sıra sıra arabalar park etmiş halde, sahil boş ama bir sürü otomobil. Onların çevresinden turladım, içlerinde konuşan, yiyişen, öpüşen çiftler. Yirmi dakika sonra ‘yerime döndüm.’ Hala orada tıfıllar. Derken aklıma Still-Havva’ya gündüz yazmam gereken bir hatırlatma mesajı geldi; yarın berat kandili. Bütün kandiller kurmaca, uydurma, hiçbirinin gerçekliği yok, biliyorum, ama kendimi bildim bileli annemden öğrendiğim gibi her berat kandilinde, ikindi ve akşam ezanları arasındaki vakitte Sad suresinin 54. ve Araf suresinin 10. ayetlerini küçük bir kâğıda yazar, cüzdanımda o sene boyunca bereket için tutarım. Evliliğimiz süresince Still-Havva’ya, Mustang’e ve sevdiğim baldıza da hazırlardım her berat kandilinde. Artık böyle bir şey olmayacağına göre, Still-Havva’ya o saatte de olsa hatırlatmak istedim, yazdım. İşe yarayan bir şeyse şayet, parasız kalmasın. Teşekkür etti, gerisini kendi bilir, benden bu kadar. Derken gençler kalktı, gitti. Onların boşalttığı yere geçerken birkaç kedinin bana doğru miyavladığını fark ettim, hava 2C, hissedilen sıcaklık -1C. Üşüyorlar, açlar. Çantamda bir paket yaş mama vardı, çıkardığım anda en az on kedi üzerime çullandı. Zorlukla açabildim, dağıttım yesinler diye. Hepsi bir iki lokma alabilmiştir ancak, sonra ortadan kayboldular, biri hariç. O peşimden geldi. Bırakmadı beni. Yanlışlıkla patisine bastım karanlıkta, çığlık attı ama kaçmadı. Sürekli yanımda dolandı kendisini sevdirmek için. Ben otururken de çantamın üzerine tünedi hatta. Otomobillere baktım, giden oluyor, gelen de oluyor. Sahilde tek tük birileri geçiyor önümden, kimileri belli ki sarhoş, kimileri dolanıyor. Derken bisikletli bir adam geldi, bir sürü poşetle beraber, kedilere mama. Yanımdaki dahil kediler bir kabalık hale oluverdiler çevresinde. Adam beni gördü, tipim endişe yaratmış olabilir, işini bitirir bitirmez uzaklaştı. Yalnız kalmayı ümit ederken gecenin bilmem kaçında şahit olduğum şeylere bak. Dikkatim dağıldı. Motivasyonum gitti. Cesaretim kırıldı. Üşüdüm birden. Babam geldi aklıma. Üstelik yarın kandil. Benim için önemi yok ama başka insanlar için öyle. 


Kalktım eve geldim. Şurası kesin: Sahil, gündemimden çıktı. Bu saatte ve bu havada bile uygunsuz. 


Şunu da itiraf edeyim: Her gün kafamda intihar ettiğim ne kadar gerçekse, bu işi yapmak için gereken eylem ve kararlılık konusunda -mevcut ruh halim artık bu düşünceyi kanıksadığı için- daha kolay geri çekiliyorum. Ramazan orucu gibi, ilk günler daha çok kıvranırsınız da, sonraki günler gene aç olsanız da alışırsınız ya, öyle işte. Kendime bu haltı yiyeceğime dair güvenimi kaybetmek üzereyim. Veya babamın arayıp kulağının ağrıdığını, doktora gitmek istediğini  söylediği an vaz geçmeliyim. Çünkü tereddütün zerre miktarı bile olayı zorlaştırıyor.  

Aslında bu iş 5Aralık’ta bitmeliydi.   


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!