Krizlerime alışıksınız, ama dün yaşadığım zirvenin, bahsettiğim diğer krizler ve duygusal patlamalar arasında sıradışı bir yeri olduğunun da hakkını teslim etmeliyim. Gece de uyuyamadım sabaha kadar. Sanki uçurumun kenarına kadar yürüyüp, bir adımı boşluğa atmışım da son anda geri çekilmişim gibiydim, literal ve mecazi anlamda. 3-4 saatlik uykudan sonra farklı bir ruh halinde uyandım. Bu işi toparlayamayacağım belli. En azından ufukta hiçbir kara parçası görünmüyor, albatros bile yok ortalarda. Ama gemiden atlamayı da erteledim, en azından şimdilik aklımdan çıkardım.
Bugün Still-Havva’ya yazdım, kendisiyle ‘normal’ konuşmak istediğimi, kahve ısmarlamak için müsaadesini istedim. En başta çok oralı olmadı, çünkü son günlerde yazdığım blog uzunluğundaki mesajların dengesizlik, ajitasyon, isyan, yakarma vs. dozu onu da çok huzursuz etmiş gayet tabii olarak. Kimi etmez, sizin bile içiniz şişiyor, bir de o ağlamaların muhatabı olduğunuzu düşünsenize? Önce telefonda kısaca konuştuk ve gayet net olarak bana düşman hukuku uygulayıp uygulamadığını sordum. Öyle bir şey olmadığını söyledi. Kahve teklifimi yineledim, kuaföre gidecekmiş, öncesinde yarım saat vakti varmış, kabul etti. Her şeyi yazmaya gerek yok, (özel hayatın gizliliği var diyeceğim de küfür edeceksiniz diye korkuyorum) ama medeni insanlar olarak konuşabileceğimizde fikir birliğine vardık; o kendisine yazdığım ve feci şekilde rahatsız olduğunu belli ettiği ‘geri dön’ temalı mesajları istemiyor – zaten cevap vermiyordu hiçbirine, ben de dün cinnet halinde olduğumu (olan biteni tabi ki anlatmadım) ama bugünden itibaren kategorik olarak onsuz yaşamayı reddetme halimden uzaklaşmaya başladığımı, (evet, doğru) kendisiyle normal konuşabilmeyi istediğimi söyledim. Sanırım biraz rahatladı, hatta memnun göründü. Yarım saat konuştuk, sonra kuaförün kapısına kadar yürüdük beş dakika, orada bıraktım onu.
Günlerdir ne haldeysem artık, nabzım 60’larda dolanıyordu. Bu akşam 112’yi gördüm. Dün öyle bir gündü ki, depresyonun en dibinden, bir tür manik-depresif bir dönüşüme geçtiğimi hissediyorum gecenin köründen itibaren. Bu bir toparlanma sayılmaz, düzeldiğimi, travmayı atlattığımı iddia etmiyorum, hala bok gibiyim. Ama dünde kalmadım, oradan devam ettim, bu da açık. Aslını size en kısa şekilde itiraf edeyim mi? Şimdi şuradayım, şu yazıyı yazdığım psikolojide. Gayb Allah’ın, onun ilminde gizli. Ölür müyüz, kalır mıyız, bilmiyorum. Belki ağır bir hastalık, belki deprem, belki bir kaza. Belki yeni bir aşka yelken açar. Gayb bu. Ne getireceği bilinemez. Bir şey için mücadele edemem artık, çünkü söylenecek her şeyi söyledim. Kendimi bilirim: İkna gücüm ısrarımla birleşince etki göstermiştir çoğu zaman, ama Still-Havva bu niteliğime karşı da feci halde bağışıklık kazanmış halde, yani fikrini vaatlerle, sözlerle değiştiremeyeceğimi idrak ediyorum yavaş yavaş.Gücüm yetmiyor. Ancak bekleyebilirim, üzerime düşen hayatta kalmak, dua etmek, benimle iletişimi tümden kesmesine sebep olacak, nefret etmesine yol açacak büyük bir hata yapmamak olabilir. Tabi ki bunca büyük bir aşkla sevdiğim kadının mutluluğunu istiyorum ve o kendisi için iyi olduğuna inandığı her neyse, onu seçme özgürlüğüne, kararına ve muhakeme yeterliliğine sahip. Kendim için iyi olanda diretip onu mutsuz etmekte ısrarcı olmak da büyük haksızlık.
Sakin olun, hemen telaşa kapılmayın: Düzelmedim ben, ellerimin titremesi geçmiyor mesela. Kahve içerken sürekli ağlamaklı bir sesle konuştum. Evde hala Still-Havva’nın hayaleti var. Onsuz yaşam bana tahammül edilemez geliyor. Tek söylediğim, durumu kabullenmeye başlamaktan ibaret. Şimdi olmuyorsa olmuyor, bu açık. İlerde, gelecekte olmayacak demek değil bu. Evet, gitti, evi terk etti, haftaya bugün hâkim karşısına çıkacağız, soyadımı bırakacak, birbirimize karşı tüm hukuki görev ve yükümlülüklerden arınacağız. Beni boşayacak. Bunun önüne geçemiyorum. Ne var ki bizim hayatımız ayrılıklar ve yeniden bir araya gelmelerle dolu. Olacak demiyorum. Dönecek demiyorum. Pişmanlık duyacak demiyorum. Onca ayrılık yaşadık geçmişte, vuku bulanlar o kadar yara açmıştı ki bizi tanıyan insanlar o yaşananlardan sonraki kopuşlarımıza bakıp da "bunlar gene birleşirler, ayrılamazlar" dememiştir, ihtimal bile vermemiştir. Ama işte, neler yaşandı sonrasında. Bu sözünü ettiğim umut şimdi size ne kadar elle tutulamayan, dayanağı bulunmayan, çocukça kafada uydurulan bir hayal, hatta hezeyan gibi görünse de bir başka açıdan sağlıklı sanırım, çünkü tecrübelerimiz bu yazdıklarımın muhal olmadığını gösterdi bize. Sağlıklı diyorum, ancak bu umutla onu geri kazanmayı bekleyebilirim. Olup olmayacağını, olacaksa zamanını bilemem, bilinemez, hepsi kader. Ben uğraşırım, dilerim, dua eder ve beklerim; Still-Havva belki yumuşar, belki yumuşamaz. Yineliyorum, Gayb, Allahındır.
Bu kadar Allah dedim, ben de tekrar namaza başlasam iyi olacak. Dün kenarından döndüğüm şey ancak O’nun takdiri ile açıklanabilir. Dalga geçiyor benimle, onu biliyorum, tamam, ama çok şükür ki bu kulunu terk etmiyor. Terk etmesin.
Dün eğer kafamdaki karanlık düşünceleri hayata geçirmiş olsaydım, bugün Still-Havva ile kahve içemeyecektim. Aslında bu cümle yeterli bütün yazıyı özetlemek için.
Allaha şükür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!