Toparlanıyor muyum? Çok yavaş, dalgalı bir seyirde ama evet. Bu dalga, okyanuslarda görülen ‘ölü dalga’ ismi verilen doğa olayı gibi, fark edilen rüzgârdan veya gel-gitten ötürü değil de, yerçekimi ve dünyanın manyetik yapısına bağlı olarak meydana gelen dev deniz kabarmaları şeklinde. Dün Still-Havva ve Mustang eve geldiler, taşınırken still-Havva’nın yanlışlıkla götürdüğünü söylediği (haberim bile yok) atkılarım, berelerim, birkaç parça daha malzeme vardı, onları geri getirdiler. Yarım saat kadar oturup kalktılar, Still-Havva’ya bazı sorular sordum evle ilgili, yarımşar kupa kahve içtiler o kadar. Mustang de sıfırladığım telefonla ilgili düzeltemediğim şeylerde yardımcı oldu. Ne kadar normal görünmeye ve davranmaya gayret etsem de sürekli biraz daha oturmalarını rica etmem ve bir de ellerimin feci halde titremesi çok dikkat çekici olmalı; Mustang bir ara fısıltıyla sordu, “senin ellerin mi titriyor?” diye. Hayır demek mümkün mü? “Yeni değil ama bu aralar arttı, geçer, sorun yok” dedim üzerinde durmayıp. 23 yaşındaki çocuğa da ajitasyon yapamam, o kadar da değil hani.
Toparlanıyorum dedim. İnişli çıkışlı da olsa bu açık bir durum. Still-Havva’nın evden ayrılmasından 15 gün sonra bugün ilk defa çay yaptım, sonra da evde kahvaltı. Demlik küflenmişti, onlar gittikten sonra yıkamamıştım ki. Neyse ki yedek demlik varmış. Yani, 15 gün sonra zeytin, kaşar peynir filan yedim. Evi terk ederken geride yemek yapıp gittiğini yazmıştım ya hani, o tencerelerdeki her şeyi çöpe attım, başkaca ne varsa bulaşık makinesine koyup onları da hallettim. İki haftadır aynı pantolonu giyip, iki üç parça kıyafetle idare ediyordum ama giyecek iç çamaşır kalmamıştı, bir de çamaşır makinesine attım her ne varsa. Bunlar size çok komik geliyordur okurken, ama iki hafta diyorum, aynı kupayla hiç yıkamadan kahve, aynı bardakla su içen, kahvaltılarını ya su-bisküvi, ya da yakındaki fırında simit-çayla yapan biri için aslına bakarsanız bir düzelme belirtisi. İlaçlarımı kullanmaya da tekrar başlamalıyım.
Geçen perşembe günü yaşadığımın bir daha yanından bile geçmek istemiyorum.
Ölü dalga dedim. Şöyle bir hal o: Sakin sakin otururken, bir işle meşgulken ansızın öyle sessizce, içli, kırılgan filan değil, basbayağı haykırarak ağlamaya başlıyorum, birkaç dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi gene normale dönmek dediğim şey. Bugün Küçükyalı meydanındayken bir an durdum, ayakta dikildim etrafıma bakınıp: Hayat akıyordu, insanlar her zamanki koşturmacalarında. Hilltown’a giden minibüsler, koltuk değnekli dedeler, motosikletli yemek kuryeleri, çocuklarına söylenen anneler…
Olağan hayat, tuhaf şeyler yaşayan ya da hissedenler için olağan dışı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!