21 Mart 2021 Pazar

Çaresizlik Sendromu, Eziklik Kompleksi ve Rezillik Psikolojisi Üzerine...

Geçen hafta idare mahkemesi iade talebiyle açtığım davayı reddettiğini açıkladı. Hakkımda adli bir olumsuzluk olmadığı, iade talebimin haklı gerekçelere dayandığına dair argümanımı ‘adli bir soruşturma olmaması bizi ilgilendirmez, zaten olsaydı iade için başvuramazdın’ netliğiyle geri çevirdiler. Bu durum mesleğe dönme, üzerime yapıştırılan yaftadan kurtulma, statüme, mali ve özlük haklarıma kavuşma hayallerimi yıktı, sikip attı. Üst mahkeme yolu gözüktü. Bu noktaya kadar geçen beş yıla yakın süre göz önüne alınırsa, bundan sonrası ne kadar sürecek, tahmin etmek zor değil. 


Havva bugün beni karşısına aldı. Kasım ayından beri çalıştığı yeni işinde ne kadar bunaldığını ve yorulduğunu içim ezilerek görüyorum zaten. Para alamadığım için geçen sene ayrıldığım eski işimden sonra evde oturduğumu yazmıştım. Ev işlerine harcadığı zamanı ve başkaca meşguliyetlerini azaltarak ona minicik bir yardımda bulunabiliyorum sadece. Maddi anlamda yük, aldığım küçük kira geliri dışında tamamen Havva’nın sırtında. 


“Kendine acımayı bırak, bana yardım et” dedi.

“Sana olan saygım aşınıyor” dedi.

“Ben artık dayanamıyorum, çok yoruldum ve dayanacak gücüm kalmadı” dedi. 



Ne kadar işe yaramaz, niteliksiz, boş beleş bir adam olduğumu bu bloğu ileride okuyacak olanlar kadar, geçmişte okumuş olanlar da bilir. Yaptığım iş, uzmanlık alanımın spesifikliği ihraçtan sonra mesleğimi bağımsız olarak icra etmeyi imkânsız kılıyor. Aksi gibi, hayatı nasıl bir asalak halinde yaşadığıma dair daha önce uzun bir post yazmıştım, eksiği olan, fazlası olmayan bir itirafnameydi. Şimdi, haklı olarak ‘seni mesleğine geri almıyorlar, sonrasında süreç nasıl işleyecek meçhul, böyle devam edemezsin, edemem, edemeyiz’ diyor kadın. Bana kim iş verir? Elli yaşında, hiçbir vasfı olmayan, sağlıksız ve tümüyle yetersiz bir adama? 


Kanaatimce beş sene önce kalbini dinleyerek yaptığı tercihten pişman. Çok daha güzel bir hayatı olabilirdi. Onun için her şey daha mutluluk verici olabilirdi. Seçimi, önce tüm haklarına devlet tarafından haksızca el konulan, ne yapacağını bilmeden asalak gibi başkasının eline bakan birine dönüşmüş benimle hayatını birleştirmesiyle sonuçlandı. Bu tercihinden, yani o kişiyle değil, benimle evlenmekten ötürü pişman olduğuna dair en ufak bir iması ya da bu anlama gelebilecek bir davranış kırıntısı yok sözlerinde veya tavırlarında, asla, öyle bir şey iddia edersem haksızlık etmiş olurum.


Ama… Havva derinden derine biliyordur ki onun kendisine vaad ettiği hayat böyle değildi. Ne var ki bana evet dedi kadıncağız. 


Dönüyorum, dolaşıyorum, aynı yere geliyorum: Tüm bir hayat, farklı zamanlarda, farklı kişilere karşı, farklı koşullarda, farklı süreçlerle, ama hep aynı şekilde devasa bir çıban şeklinde geçebilir mi? Ya bir kene ya bir mikrop hüviyetinde ama neticede her durumda insanlarda yaralar açan bir maraz olduğumu kim yadsıyabilir? Şimdi sıra (bu defa gene ama farklı bir çerçevede) Havva’da… 


Çok ama çok ciddi bir şekilde intiharı düşünmeye başladım bunca zaman sonra. Bir halt edeceğimden değil, ama artık yeter. Kendi boktan hayatımı ne hakla başkalarını mahvetmek için sürdüreyim? Başıma gelenlerin hiçbiri benim kabahatim değil, öte yandan hayatını alt üst ettiğim Havva’nın da kabahati değil. Hiç değil.


Kalbim eziliyor. 


Keşke benimle hiç evlenmeseydi. O zamanlar şu an bu satırları yazarken kafamda dönen hayatıma son verme düşüncesi çok daha somuttu, bütün detayları ince ince tasarlamıştım. Havva bana hayır diyecekti, ben yok olacaktım, sevdiğim kadın başkasına evet diyecekti ve mutlu olacaktı. 


Kalbim…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!