Bu dünyaya ait değilim. Aslına bakılırsa bu dünyada
yaşamıyorum bile diyebilirim. Nefes almak, yürümek, düşünmek gibi eylemler
yaşamaktan sayılır mı? Kısaca hayatta olmak, yaşam sürmek midir? Bence aynı şey
değil bunlar. Sümüklü kızlar araba sürebilirken, birkaç yurt dışı görevinde yer
almak için geçmem gereken –o da mucize kabilinden başarılı kabul edildiğim- zorunlu
sınavlar haricinde araç kullanamıyorum. Bırakın otomobili, bisiklet bile
süremem ben. Hiçbir konuda becerim yok: Evde tesisat ya da bir başka arıza
yaşandığında ya görmezden geliyorum, ya da kös kös tamirci çağırıp elin adamına
ufak tefek şeyler için dünyanın parasını vermek zorunda kalıyorum. Ampul
değiştirmek hariç elektrikten de zerre anlamam. Dedim ya, hünersiz, beceriksiz
bir adamım. Bir aralar ortaçağda yaşadığımı düşünürdüm, ama kazın ayağı öyle
değil, sorun daha çetrefilli aslına bakarsınız: Yemek yapmayı bilmem, makarna
dahi yapmadım bu yaşa kadar. Hadi bunu kabul ettiniz diyelim, beni manava da
gönderemezsiniz: Tüketmeyi sevdiğim elma, portakal, mandalina gibi meyvelerin
dışında çoğu sebzenin pörsümüşünü, yamulmuşunu anlayamam; isimlerini dahi
bilmem çoğunun, tanımam. Şaka yapmıyorum, gerçekten haberim yok dünyadan. Balık
almaya da yollamayın beni, isimlerini bilemem, lüfere çinekop, palamuta tekir
deseniz itiraz etmez, kabul ederim sessizce. Hele tazesini, yok gözü parlak
olacak, yok solungaçları kırmızı olacak filan ayırt edemem. Köfte yapmak,
harcını karmak filan zor iş, tamam, ama dolapta antrikot ya da pirzola dahi
olsa nasıl pişireceğimi bilmiyorum.
Tüketiciliğin
dibine vurmuş biridir Virgilius. Üretmemeyi geçtim, tüketimi bile ancak hazır
lop olacak, ağzına kaşıkla verilecek, ‘ham
yapacak’, ancak öyle yerine getirebilir. Peki beni ormana bıraksanız ne
olur? Hiç. Ölürüm. Ağaçları tanımam, bir tek çam ağacının neye benzediği
konusunda fikrim var, ancak incir filan meyvelerini görürsem bazısı hakkında yorum
yapabilirim. Ne bir tavuğun altından yumurta aldım, ne bir ineği sağdım, ne
balık tuttum ne de ördek avladım bu yaşıma dek. Migros, Şok, A-101, Bim,
Carrefour vs.
Bu dünyada
üretim adına hiçbir şey yapmamış bir adamım ben. Belki fikrimle, düşüncemle bir
yere gelmişimdir ama, olamaz mı? Olamaz. Yaratıcı bir zihnim yok, kalemimle
yahut dilimle insanları etkilemek, değiştirmek, dönüştürmek gibi maharetlerim olmadı.
Sanatçı da değilim ki yazayım, besteleyeyim, filmle alayım, oyunlaştırayım… Plastik
sanatlar, görsel, yazın, her biri benim nazarımda çok güzel, o kadar.
Benden bu
dünyaya miras kalacak hiçbir şey yok. Yapamadım. Bırakamadım. Hayatımın en
verimli çağlarını, en güzel yaşlarımı ziyadesiyle çar çur ettim. Geriye dönüp
baktığımda eserim diyebileceğim tek
bir şey gösteremem.
En ufak bir
mübalağa yok yukarıda yazdıklarımda.
Havva
benimle evlendi evlenmesine ama, zavallı kızcağız nasıl bir parazite âşık olup
hayatına dâhil ettiğini başlangıçta anlamamıştı korkarım. Beni tanımıyordu
diyemem, hayır, ama ölçüsüz sefaletimden haberdar değildi işte.
Buna, v a r o l m a m ı n d a y a n ı l m a z u t a n c ı dersem kendime bir gıdım haksızlık
ediyor sayılmam.
Bok gibi bir
adamım. Bok. Varım, varlığı fazlalık,
rahatsız edici, ortadan kalkması istenen türden bir varlık.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!