11 Şubat 2019 Pazartesi

Utancın İtirafı üzerine...


Bu dünyaya ait değilim. Aslına bakılırsa bu dünyada yaşamıyorum bile diyebilirim. Nefes almak, yürümek, düşünmek gibi eylemler yaşamaktan sayılır mı? Kısaca hayatta olmak, yaşam sürmek midir? Bence aynı şey değil bunlar. Sümüklü kızlar araba sürebilirken, birkaç yurt dışı görevinde yer almak için geçmem gereken –o da mucize kabilinden başarılı kabul edildiğim- zorunlu sınavlar haricinde araç kullanamıyorum. Bırakın otomobili, bisiklet bile süremem ben. Hiçbir konuda becerim yok: Evde tesisat ya da bir başka arıza yaşandığında ya görmezden geliyorum, ya da kös kös tamirci çağırıp elin adamına ufak tefek şeyler için dünyanın parasını vermek zorunda kalıyorum. Ampul değiştirmek hariç elektrikten de zerre anlamam. Dedim ya, hünersiz, beceriksiz bir adamım. Bir aralar ortaçağda yaşadığımı düşünürdüm, ama kazın ayağı öyle değil, sorun daha çetrefilli aslına bakarsınız: Yemek yapmayı bilmem, makarna dahi yapmadım bu yaşa kadar. Hadi bunu kabul ettiniz diyelim, beni manava da gönderemezsiniz: Tüketmeyi sevdiğim elma, portakal, mandalina gibi meyvelerin dışında çoğu sebzenin pörsümüşünü, yamulmuşunu anlayamam; isimlerini dahi bilmem çoğunun, tanımam. Şaka yapmıyorum, gerçekten haberim yok dünyadan. Balık almaya da yollamayın beni, isimlerini bilemem, lüfere çinekop, palamuta tekir deseniz itiraz etmez, kabul ederim sessizce. Hele tazesini, yok gözü parlak olacak, yok solungaçları kırmızı olacak filan ayırt edemem. Köfte yapmak, harcını karmak filan zor iş, tamam, ama dolapta antrikot ya da pirzola dahi olsa nasıl pişireceğimi bilmiyorum.
Tüketiciliğin dibine vurmuş biridir Virgilius. Üretmemeyi geçtim, tüketimi bile ancak hazır lop olacak, ağzına kaşıkla verilecek, ‘ham yapacak’, ancak öyle yerine getirebilir. Peki beni ormana bıraksanız ne olur? Hiç. Ölürüm. Ağaçları tanımam, bir tek çam ağacının neye benzediği konusunda fikrim var, ancak incir filan meyvelerini görürsem bazısı hakkında yorum yapabilirim. Ne bir tavuğun altından yumurta aldım, ne bir ineği sağdım, ne balık tuttum ne de ördek avladım bu yaşıma dek. Migros, Şok, A-101, Bim, Carrefour vs.
Bu dünyada üretim adına hiçbir şey yapmamış bir adamım ben. Belki fikrimle, düşüncemle bir yere gelmişimdir ama, olamaz mı? Olamaz. Yaratıcı bir zihnim yok, kalemimle yahut dilimle insanları etkilemek, değiştirmek, dönüştürmek gibi maharetlerim olmadı. Sanatçı da değilim ki yazayım, besteleyeyim, filmle alayım, oyunlaştırayım… Plastik sanatlar, görsel, yazın, her biri benim nazarımda çok güzel, o kadar.
Benden bu dünyaya miras kalacak hiçbir şey yok. Yapamadım. Bırakamadım. Hayatımın en verimli çağlarını, en güzel yaşlarımı ziyadesiyle çar çur ettim. Geriye dönüp baktığımda eserim diyebileceğim tek bir şey gösteremem.

En ufak bir mübalağa yok yukarıda yazdıklarımda.
Havva benimle evlendi evlenmesine ama, zavallı kızcağız nasıl bir parazite âşık olup hayatına dâhil ettiğini başlangıçta anlamamıştı korkarım. Beni tanımıyordu diyemem, hayır, ama ölçüsüz sefaletimden haberdar değildi işte.


Buna, v a r  o l m a m ı n  d a y a n ı l m a z  u t a n c ı dersem kendime bir gıdım haksızlık ediyor sayılmam.
Bok gibi bir adamım. Bok.  Varım, varlığı fazlalık, rahatsız edici, ortadan kalkması istenen türden bir varlık.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!