10 Nisan 2016 Pazar

Bruce Robson Üzerine...





Orta 3’teydim. Öğrenciyken hepimizin nefret ettiği, yıllar geçip büyüdükçe o günlerdeki tüm direncimize rağmen kendisine çok şey borçlu olduğumuzu anladığımız, daha fazla faydalanamadığımız için hayıflanmaktan geri duramadığımız Bruce Robson, o dönem bizlere Charles Dickens’in Hard Times’ını okutuyordu.
“Now, what I want is Facts. Teach these boys and girls nothing but Facts. Facts alone are wanted in life. Plant nothing else, and root out everything else. You can only form the minds of reasoning animals upon Facts; nothing else will ever be of any service to them.”

Bu pasaj okunduğunda, sadece benim değil, eminim sınıftaki her öğrencinin bugün dahi hatırladığı o konuşmayı yapmıştı önümüzde; kara tahtanın önünde geçmişti, dimdik ayakta durup iki kolunu iki yanına açmış, kolları sanki bir terazinin iki kefesiymiş gibi bir vücut dili takınarak, “this is balance” demişti. Terazinin bir kolu aşağı inip diğeri yükseldiğinde “this is too much imagination”, sonra diğer kefeyi aşağı çekip “and this is too many facts” diye derse giriş yaptı.



Şimdi, ben de hâlihazırdaki halimi ancak böyle netleştirebilirim. Balance yok durumumda, facts ve imagination üzerine madde madde gideyim:

1- Ex bir başkasını seviyor. Bu bir fact. Beni yıllardır beklediği gibi, ne zaman sonlanacağı belli olmayan bir süreçte, yıllarca bekleyeceği düşüncesine kapılmış olmak, imagination olgusunun en açık hali. 

2- Fact: Kendimi bunca zaman ölesiye sevsem de bunca zaman yanında olmadığım, sahip çıkmadığım Ex’in bir başkasının elinden tuttuğu gerçeğine alıştırmam gerek. En azından bunu kabullenmeliyim.

3- Fact: Bu durumu bir türlü hazmedemiyorum. Halim kıskançlık krizinin çok ötesinde, aslına bakarsanız hiç alakası yok. Olan biten her şeyin kusuru bende olduğundan kendimi çok şiddetli yargılıyorum, infaz ediyorum. Ben yanında olsam, bir başka erkeğin gözlerine o ışıltılı bakışıyla bakmayacaktı diyorum. 

4- Fact: Beni bu hayata bağlayan çok fazla şey yok. Çünkü hayatım boyunca –bakınız Ex&Virgilius- sorumluluktan uzak durdum ve bundan ötürü yapayalnızım. Üstelik şu psikoloji ile hayatta kalmak bana işkence geliyor; sevmediğim her şeyden hemen kaçındım ben, evlilik – kaç, çocuk – kaç, vs. vs. Bir haftadır genel olarak pek hazzetmediğim bilinen bu yaşamdan kaçma isteğim de tavan yaptı. İntihar düşüncesi bir dakikada kaç defa insanın aklını işgal edebilir? Ya bir saatte? Ya bütün bir gece? Dünyada cehennemliksem, ahirette belki Allah merhamet eder ümidine kapılmanın akılsızlığına kucaklamak, bu ümide sarılmak?

5- Fact: İstanbul’a ayak bastığım cumartesi gününe dek intihar etmediysem, iki sebebi vardı: İlki, Ex ile görüşebilme ihtimalimdi. İkincisi pazartesi psikiyatristle olan randevum. Ex benimle görüşmedi, zorlukla da olsa telefonda konuşmaya razı geldi. Sanırım hassasiyetimi tahmin ettiğinden olsa gerek, katiyen kırıcı davranmadı, hayır, ama konuşmamızın üzerimde inceltici bir etki yarattığından bahsedebilmem mümkün değil. “2.5 yıl neredeydin?” sorusuna cevap veremeyince insanın üzerindeki karabulutlar dağılmak bir yana, fırtına yaratacak ölçüde daha da kesifleşiyor. Her şeyden kaçmış birinin hayattan da kaçması kadar doğal bir şey yok.

6- Fact: Şu an, intihar etmemem için beni tutan yegâne sebep ailem. Harekete geçmeye yeltenecek olduğumda gözümün önüne annemin dışına yansıtmamak için tabiatüstü bir gayret sarf edeceği derin ıstırabını, kendisini hala süpermen zanneden hasta babamın yataklara düşüp yaşayacağı perişanlığı getiriyorum. Bu acıyı onlara yaşatmaya hakkım olmadığımın bilinciyle duraksıyor, geri duruyorum. Ex beni o kadar iyi tanıyor ki, gayet kibar ve mesafeli konuşması sırasında bu eğilimimi ima etmekten alıkoyamadı kendini, O’na beraberliğimiz sırasında verdiğim bu konudaki sözümü hatırlattı, ‘bana verdiğin sözü tut’ dedi. İronik, kendisini bu kadar yüz üstü bırakmış, türlü çileler yaşamasına sebep olmuş, acınası yalnızlığa itmiş, nihayetinde âşık olduğu adamı unutmak zorunda bırakmış biriyim ve bunca fenalığım üzerine hala O’na verdiğim sözü hatırlatıyor. İtiraf edeyim, sadece annem ve babamın yüzleşecekleri acı mani olabiliyor bana.

7- Fact: Erzuruma dönmeden bu halim değişmeli, yoksa orada iyice zıvanadan çıkabilirim, bunun açık bir şekilde farkındayım. 

8- Fact: Yarınki görüşmemde psikiyatriste ne anlatabileceğime dair hiçbir fikrim yok. En ufak bir fikrim olmadığı gibi, zaten anlatmak istediğim bir şey de yok. Kendisine mesleğimi söyleyip, sağdan yaklaşan şeytan misali muayene ücretini rüşvet olarak kabul etmesini, karşılığında da hiç uğraştırmadan beni uyutacak türden bir antidepresan vermesini söyleyeceğim. 

9- Imagination: Ex, kendini, yeni ilişkisini, eski ilişkisini –yani bizi- kafasında sorguluyor olabilir. Halimi, derdimi, şaşkınlığımı, çılgınlığımı aramızda geçen telefon konuşmasıyla bir nebze de olsa resmedebildiğini zannediyorum. Yeni başlayan ilişkisini belki daha ileri götürmekten geri durabilir, bir zamanlar beni ne çok sevdiğini, demek çok, çok sevilecek biri olarak gördüğünü kalbinde, kafasında döndürür, tartar, kendi facts-imagination listesini yapar. “2.5 sene neredeydin?” diye sorup haklıca azarladığı eski sevgilisinin 2.5 sene sonra aklının başına geldiğini kabullenir, içine sindirir. 

10- Imagination: Ex, beni hala kalbinin derinliklerinde seviyor olabilir. Öyle büyük bir tutkuyla seven bir kadının sonsuz aşkı, ne kadar darbe ve hasar görürse görsün kolay kolay tükenmez.

11- Fact: Telefonda (o sırada elimdeki valizle) İstanbulda olduğumu ve kendisini görmeyi, konuşmayı çok istediğimi, buna çok ihtiyacım olduğunu duyduğunda hiç oralı olmadı. Eskiden böyle bir davette bulunsaydım pegasus kanatları bile yetişemezdi O’nun hızına. Beni görmek istememesi, benden uzak durmak istemesiyle eşdeğer. Ex trip atmaz, tafra yapmaz, olduğu gibidir daima. 

12-  Fact: Bir sevgilisi var. O adam Ex’in sevgilisi ise, nirengi noktası olarak Ex’i almalıyım. Ben ki tüm boktanlığıma, korkaklığıma, özgüvensizliğime ve duyarsızlığıma rağmen kendi ölçeğinde üstün niteliklere sahip biriyim ve Ex bunları tecrübe etti, beş sene benimle yaşadı ve 2.5 sene de bekledi. Ardından başka bir ilişkiye başladı. Bu yüzeysel akıl yürütme Ex’in yeni sevgilisi olan tanımadığım beyefendinin de kumaşının, karakterinin, eğitiminin üst düzey olduğunu düşündürüyor bana. Aksi takdirde Ex ondan etkilenemezdi zaten. 

13- Fact: Hayatım boyunca hiçbir şey için savaşmadım ben. Savaşmayı hep hırsın bir sonucu, hırs duygusunu da hem şeytani hem de adice görüp küçümsedim. İşim için savaşmadım, para kazanmak için savaşmadım, statü için savaşmadım. Ex için de savaşmama gerek olmamıştı, daha önce yazmıştım eski yazılarda; bir kuyruklu yıldız gibi başıma düşmüştü ben sarsak ve sefil bir hayat sürerken. Sağanak yağmur altında çaresiz kalan bir insanın gördüğü ilk saçağın altına koşarak sığınması gibi sığındım O’na, yoksa kendimi altında kuru kalacağım bir çardak, kulübe, vs. inşa etmekle uğraşmadım hiç. Savaşmadığım için bir şey kazanmanın ne olduğunu öğrenemedim. Bir şey kazanmadığım için değerini takdir etmedim, bu kazancı muhakemeden aciz oldum bu yaşa kadar. Ve, şimdi, kaybettiğimde, Ex gittiğinde ve ellerim boş kaldığında acısını hissediyorum dayanılmaz biçimde. Adem’in cennetten kovulduktan sonra yediği halt yüzünden pişmanlıkla ettiği duaya benzer, yitirdiğim şey üzerine ağıt yakabiliyorum ancak. (“Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz.” Araf ,7/23)

14- Imagination: Şu an savaşmaya hazırım. Hayatımda ilk defa. Bütün hücrelerimle, tüm düşüncelerimle, gücümün ve imkânımın sınırlarını zorlayarak. Önce kendime, sonra karşıma çıkacak her olumsuzluğa meydan okuyarak… O’nu tekrar geri kazanmak ve bir daha kaybetmemek için her şeyi yaparım, ama bunu O’na rağmen yapamam. Bu mümkün değil.



Maddelere devam edemiyorum çünkü oturduğum yerde başımın nasıl döndüğünü ifade edemem. Sanki masa, sandalye ve ben boşlukta yüzüyor gibiyiz. İyi değilim ben. Eve kadar nasıl yürüyeceğim bilmiyorum.


Ben hiçbir şey bilmiyorum zaten.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!