Orta 3’teydim. Öğrenciyken hepimizin nefret ettiği, yıllar
geçip büyüdükçe o günlerdeki tüm direncimize rağmen kendisine çok şey borçlu
olduğumuzu anladığımız, daha fazla faydalanamadığımız için hayıflanmaktan geri
duramadığımız Bruce Robson, o dönem bizlere
Charles Dickens’in Hard Times’ını okutuyordu.
“Now, what I want is
Facts. Teach these boys and girls nothing but Facts. Facts alone are wanted in
life. Plant nothing else, and root out everything else. You can only form the
minds of reasoning animals upon Facts; nothing else will ever be of any service
to them.”
Bu pasaj okunduğunda, sadece benim değil, eminim sınıftaki
her öğrencinin bugün dahi hatırladığı o konuşmayı yapmıştı önümüzde; kara tahtanın
önünde geçmişti, dimdik ayakta durup iki kolunu iki yanına açmış, kolları sanki
bir terazinin iki kefesiymiş gibi bir vücut dili takınarak, “this is balance”
demişti. Terazinin bir kolu aşağı inip diğeri yükseldiğinde “this is too much
imagination”, sonra diğer kefeyi aşağı çekip “and this is too many facts” diye derse
giriş yaptı.
Şimdi, ben de hâlihazırdaki halimi ancak böyle
netleştirebilirim. Balance yok durumumda, facts ve imagination üzerine madde
madde gideyim:
1- Ex bir başkasını seviyor. Bu bir fact. Beni yıllardır
beklediği gibi, ne zaman sonlanacağı belli olmayan bir süreçte, yıllarca bekleyeceği
düşüncesine kapılmış olmak, imagination olgusunun en açık hali.
2- Fact: Kendimi bunca zaman ölesiye sevsem de bunca zaman
yanında olmadığım, sahip çıkmadığım Ex’in bir başkasının elinden tuttuğu
gerçeğine alıştırmam gerek. En azından bunu kabullenmeliyim.
3- Fact: Bu durumu bir türlü hazmedemiyorum. Halim
kıskançlık krizinin çok ötesinde, aslına bakarsanız hiç alakası yok. Olan biten
her şeyin kusuru bende olduğundan kendimi çok şiddetli yargılıyorum, infaz
ediyorum. Ben yanında olsam, bir başka erkeğin gözlerine o ışıltılı bakışıyla
bakmayacaktı diyorum.
4- Fact: Beni bu hayata bağlayan çok fazla şey yok. Çünkü
hayatım boyunca –bakınız Ex&Virgilius- sorumluluktan uzak durdum ve bundan
ötürü yapayalnızım. Üstelik şu psikoloji ile hayatta kalmak bana işkence
geliyor; sevmediğim her şeyden hemen kaçındım ben, evlilik – kaç, çocuk – kaç,
vs. vs. Bir haftadır genel olarak pek hazzetmediğim bilinen bu yaşamdan kaçma
isteğim de tavan yaptı. İntihar düşüncesi bir dakikada kaç defa insanın aklını
işgal edebilir? Ya bir saatte? Ya bütün bir gece? Dünyada cehennemliksem,
ahirette belki Allah merhamet eder ümidine kapılmanın akılsızlığına kucaklamak,
bu ümide sarılmak?
5- Fact: İstanbul’a ayak bastığım cumartesi gününe dek
intihar etmediysem, iki sebebi vardı: İlki, Ex ile görüşebilme ihtimalimdi.
İkincisi pazartesi psikiyatristle olan randevum. Ex benimle görüşmedi, zorlukla
da olsa telefonda konuşmaya razı geldi. Sanırım hassasiyetimi tahmin ettiğinden
olsa gerek, katiyen kırıcı davranmadı, hayır, ama konuşmamızın üzerimde
inceltici bir etki yarattığından bahsedebilmem mümkün değil. “2.5 yıl
neredeydin?” sorusuna cevap veremeyince insanın üzerindeki karabulutlar
dağılmak bir yana, fırtına yaratacak ölçüde daha da kesifleşiyor. Her şeyden
kaçmış birinin hayattan da kaçması kadar doğal bir şey yok.
6- Fact: Şu an, intihar etmemem için beni tutan yegâne sebep
ailem. Harekete geçmeye yeltenecek olduğumda gözümün önüne annemin dışına
yansıtmamak için tabiatüstü bir gayret sarf edeceği derin ıstırabını, kendisini
hala süpermen zanneden hasta babamın yataklara düşüp yaşayacağı perişanlığı
getiriyorum. Bu acıyı onlara yaşatmaya hakkım olmadığımın bilinciyle
duraksıyor, geri duruyorum. Ex beni o kadar iyi tanıyor ki, gayet kibar ve
mesafeli konuşması sırasında bu eğilimimi ima etmekten alıkoyamadı kendini, O’na
beraberliğimiz sırasında verdiğim bu konudaki sözümü hatırlattı, ‘bana verdiğin
sözü tut’ dedi. İronik, kendisini bu kadar yüz üstü bırakmış, türlü çileler
yaşamasına sebep olmuş, acınası yalnızlığa itmiş, nihayetinde âşık olduğu adamı
unutmak zorunda bırakmış biriyim ve bunca fenalığım üzerine hala O’na verdiğim
sözü hatırlatıyor. İtiraf edeyim, sadece annem ve babamın yüzleşecekleri acı mani
olabiliyor bana.
7- Fact: Erzuruma dönmeden bu halim değişmeli, yoksa orada
iyice zıvanadan çıkabilirim, bunun açık bir şekilde farkındayım.
8- Fact: Yarınki görüşmemde psikiyatriste ne
anlatabileceğime dair hiçbir fikrim yok. En ufak bir fikrim olmadığı gibi, zaten
anlatmak istediğim bir şey de yok. Kendisine mesleğimi söyleyip, sağdan
yaklaşan şeytan misali muayene ücretini rüşvet olarak kabul etmesini,
karşılığında da hiç uğraştırmadan beni uyutacak türden bir antidepresan
vermesini söyleyeceğim.
9- Imagination: Ex, kendini, yeni ilişkisini, eski
ilişkisini –yani bizi- kafasında sorguluyor olabilir. Halimi, derdimi,
şaşkınlığımı, çılgınlığımı aramızda geçen telefon konuşmasıyla bir nebze de
olsa resmedebildiğini zannediyorum. Yeni başlayan ilişkisini belki daha ileri götürmekten
geri durabilir, bir zamanlar beni ne çok sevdiğini, demek çok, çok sevilecek
biri olarak gördüğünü kalbinde, kafasında döndürür, tartar, kendi
facts-imagination listesini yapar. “2.5 sene neredeydin?” diye sorup haklıca
azarladığı eski sevgilisinin 2.5 sene sonra aklının başına geldiğini
kabullenir, içine sindirir.
10- Imagination: Ex, beni hala kalbinin
derinliklerinde seviyor olabilir. Öyle büyük bir tutkuyla seven bir kadının
sonsuz aşkı, ne kadar darbe ve hasar görürse görsün kolay kolay tükenmez.
11- Fact: Telefonda (o sırada
elimdeki valizle) İstanbulda olduğumu ve kendisini görmeyi, konuşmayı çok
istediğimi, buna çok ihtiyacım olduğunu duyduğunda hiç oralı olmadı. Eskiden böyle
bir davette bulunsaydım pegasus kanatları bile yetişemezdi O’nun hızına. Beni görmek
istememesi, benden uzak durmak istemesiyle eşdeğer. Ex trip atmaz, tafra
yapmaz, olduğu gibidir daima.
12- Fact: Bir sevgilisi var. O adam Ex’in
sevgilisi ise, nirengi noktası olarak Ex’i almalıyım. Ben ki tüm boktanlığıma,
korkaklığıma, özgüvensizliğime ve duyarsızlığıma rağmen kendi ölçeğinde üstün
niteliklere sahip biriyim ve Ex bunları tecrübe etti, beş sene benimle yaşadı
ve 2.5 sene de bekledi. Ardından başka bir ilişkiye başladı. Bu yüzeysel akıl
yürütme Ex’in yeni sevgilisi olan tanımadığım beyefendinin de kumaşının,
karakterinin, eğitiminin üst düzey olduğunu düşündürüyor bana. Aksi takdirde Ex
ondan etkilenemezdi zaten.
13- Fact: Hayatım boyunca hiçbir şey
için savaşmadım ben. Savaşmayı hep hırsın bir sonucu, hırs duygusunu da hem
şeytani hem de adice görüp küçümsedim. İşim için savaşmadım, para kazanmak için
savaşmadım, statü için savaşmadım. Ex için de savaşmama gerek olmamıştı, daha
önce yazmıştım eski yazılarda; bir kuyruklu yıldız gibi başıma düşmüştü ben sarsak
ve sefil bir hayat sürerken. Sağanak yağmur altında çaresiz kalan bir insanın
gördüğü ilk saçağın altına koşarak sığınması gibi sığındım O’na, yoksa kendimi
altında kuru kalacağım bir çardak, kulübe, vs. inşa etmekle uğraşmadım hiç.
Savaşmadığım için bir şey kazanmanın ne olduğunu öğrenemedim. Bir şey
kazanmadığım için değerini takdir etmedim, bu kazancı muhakemeden aciz oldum bu
yaşa kadar. Ve, şimdi, kaybettiğimde, Ex gittiğinde ve ellerim boş kaldığında
acısını hissediyorum dayanılmaz biçimde. Adem’in cennetten kovulduktan sonra
yediği halt yüzünden pişmanlıkla ettiği duaya benzer, yitirdiğim şey üzerine
ağıt yakabiliyorum ancak. (“Ey Rabbimiz!
Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele
etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz.” Araf ,7/23)
14- Imagination: Şu an savaşmaya
hazırım. Hayatımda ilk defa. Bütün hücrelerimle, tüm düşüncelerimle, gücümün ve
imkânımın sınırlarını zorlayarak. Önce kendime, sonra karşıma çıkacak her
olumsuzluğa meydan okuyarak… O’nu tekrar geri kazanmak ve bir daha kaybetmemek için
her şeyi yaparım, ama bunu O’na rağmen yapamam. Bu mümkün değil.
Maddelere devam edemiyorum çünkü
oturduğum yerde başımın nasıl döndüğünü ifade edemem. Sanki masa, sandalye ve
ben boşlukta yüzüyor gibiyiz. İyi değilim ben. Eve kadar nasıl yürüyeceğim
bilmiyorum.
Ben hiçbir şey bilmiyorum zaten.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!