Psikiyatrist seansın sonlarına doğru telaşlı bir havaya
büründü. Elimden geldiğince derli toplu olarak hikayemi anlatmaya çalışırken “Buraya
geldiğim metro, Haliç’in üzerindeki köprüden geçiyordu, insanlar neden intihar
etmek için Boğaz Köprüsüne çıkıp onca korunaklı, güvenliği arttırılmış bir yeri tercih ediyor ki, metro’nun Haliç durağında inince orası da yeterince yüksek ve ayrıca çok
sakin” tespitimi yan yan dinleyip not aldı, birkaç dakika sonra iki gündür
vücut bütünlüğünü bozmayan intihar yöntemleri düşündüğümü, söz gelimi silahın bu açıdan uygunsuz
olduğunu, çünkü kafanın yarısını uçurduğunu, gasilhanede babamın beni öyle
görmesini istemediğimi söylediğimde, aklıma hiç yer etmeyen çeşitli açıklamalarda
bulunmak zorunda hissetti kendini. Kah ağlayarak, kah tıslayarak anlattığım
hikayenin sonunda Ex hakkında hiçbir ithamda ya da suçlayıcı bir sözüm
olmadığını da not aldı. Seans, beni hastaneye yatırmaya yönelik telkiniyle sona
erdi, işimi öğrenince bu durumun mesleki geleceğim açısından sakıncasının
farkına vardı, o zaman bir haftalığına La Paix’e yatmamı önerdi, ailemin
durumun içeriğini bilmediğini söyleyip bunu da reddettim. En sonunda kaygılı
bir tavır ile reçetemi yazdı, Xanax ve Ciplarex. Xanax’ı muayenehaneden çıkar
çıkmaz almamı salık verdi, yan etkilerini soracak oldum, durumunuz şu an yan
etkileri düşünmemize engel diye kestirip attı. Yeşilköy’e dolmuşla dönüş
yolumdayken, sabah psikiyatriste gitmeden evvel ard arda yazdığım bir kaç mail sebebiyle,
Ex aradı beni. Hayatını tekrar tekrar mahvetmeye çalışmakla suçlandım,
kulağımda O’nun üzgün ve kızgın sesi, cebimde yeşil reçete. Kendimi ifade
etmeye çalışmam nafile, çünkü dönüp dolaşıp aynı soruya geliyoruz: “2.5 yıldır neredeydin?” İstediğim
kadar konuşayım, tam yeni bir ilişkiye başladığında aklımın başıma gelmesi,
böyle berbat bir zamanlama hiçbir şekilde mazur ve makul görünmüyor. Siz nasıl
benim açıklamalarımla ikna olmuyorsanız, O hiç olmuyor. Daima haksızım, O da
her zaman haklı. Kendimi O’na işkence etmekle görevli bir zebaniymişim gibi hissettirdi;
öyle olmadığımı da, öyle olmak istemediğimi de biliyorum. Ama öyle davranıyor
olabilirim yazdığım maillerle. En azından hesabımı engellemediğini, maillerimi
okuduğunu öğrendim bu şekilde. Hâlbuki okuduğunu sanmıyordum, içimi dökmek için
özel bir gayret sarf etmesem de ajite yazdığımın, yetmezmiş gibi ‘banane
banane, onu alma beni al’ üslubumun bilincindeydim. Hayır, intihar filan hiç
konusu geçmedi maillerde. Sokak ortasında ve yağmur altında geçen konuşma gözyaşları
içinde bitince, karşımdaki eczaneye girdim, yeşil reçeteyi uzattım. İlaçlar şu
an evde. Henüz başlamadım kullanmaya. Ben grip ilacı bile kullanan bir adam
değilim ki… Enteresan olan, zaten antidepresan vermesi ümidiyle gitmiştim
oraya. Xanax bile verdi doktor, üzerine Perşembe günü kendisini telefonla
aramamı –muhtemelen intihar edip etmediğimi kontrol etmek için- tembihledi, haftaya
pazartesi de tekrar kendisine gelmemi istedi. Ardından Nişantaşı’ndan Taksim’e
kaplumbağa hızıyla yürüyüş, Yeşilköy dolmuşu, Yeşilyurt’un oralarda Ex’in
araması, sonra eczane, ilaçlar ve ev. Bu günün en ironik pasajı geliyor: Cuma gündüz
vakti Erzurum’da iken bir psikiyatriste gitme düşüncesinin kafamda belirir
belirmez olgunlaşması, bana antidepresan verme ihtimaline sarılmamla ve bu
sayede duyduğum acıdan kurtulmak, daha da önemlisi intihar düşüncesinden azade
olmak temelinde pekişmişti. Bu pazartesi
akşamı, ilaçlar evdeki valizimin içinde el değmemiş durmakta; çünkü acıyı
hissetmeye devam etmek istiyorum, herşeyden önce canımın böylesine yanması benim dışındaki bir faktörden
değil, kendi korkaklığım, beceriksizliğim, güvenilmezliğim, duyarsızlığım ve aptallığımdan
kaynaklanıyor, intihar arzusu da sanki müstahak olduğum bir tehdit kafamın
üzerinde. Kimse bu hale beni zorla getirmedi, ben getirdim, ben yaptım,
yapamadıklarım, kotaramadıklarım yüzünden. İlaçları kullanmayı düşünmüyorum. Daha
da karartayım mı yazıyı? Sanırım onları intihar etmek için de pekâlâ suiistimal
edebilirim, toplam 30 tablet xanax, 28 tablet ciplarex. O ilaçları ruhsal sağlığım için ziyan edemem, çok farklı ve etkili bir
amaç için kullanma düşüncesi dolanıyor kafamda, hem vücut bütünlüğüm de
bozulmaz böylece.
Keşif de yaptım, Yeşilköy sahilde kayalıklar var. Oralarda, kayaların sahil kısmına geçip gözler uzak bir köşe bulmak kolay. Bir büyük pet şişe su. İlaçları almadan önce bir arkadaşa google kimliğimi ve şifremi yazıp benden sonra blogu kamuya açmasını rica etme. Bunun son arzum olduğunu ekleyerek.
Keşif de yaptım, Yeşilköy sahilde kayalıklar var. Oralarda, kayaların sahil kısmına geçip gözler uzak bir köşe bulmak kolay. Bir büyük pet şişe su. İlaçları almadan önce bir arkadaşa google kimliğimi ve şifremi yazıp benden sonra blogu kamuya açmasını rica etme. Bunun son arzum olduğunu ekleyerek.
Ex beni istemiyor, bunun sorumlusu benim.
Ex istemiyorsa, hayat da istemiyor demektir.
Sorumluluk benim.
Sorumluluk benim.
Birkaç gün bekleyeyim.Şu an vereceğim bir savaş var.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!