Olan biteni bir gözden geçirelim.
İlk olarak: Havva, kurumsal olduğu iddia edilen ülkenin en büyük holdinglerinden birinde beş aydır yeni bir işe başlamıştı. Kendi ifadesiyle 18 yaşından beri çalışıyor ve bu onun için sıradışı değil ama nispeten dolgun maaşına rağmen abartmadan ifade ediyorum – yedi gün 24 saat süren mesaisi onu tüketmekte. Hasta olacağını, çok koşmaktan ötürü yarış ortasında çatlayan bir at gibi yorgunluktan yığılıp kalacağından endişe ediyorum kimi zaman. Mailler, mesajlar, telefonlar susmuyor.
Bu durumu sürdüremeyeceğine karar verdi. Yaşı(mız) elliye yaklaşıyor ve artık vücudu kaldırmıyor bu tempoyu. İşten ayrılma kararında hem bu haklı gerekçe, hem de psikolojik başka faktörler var. Dedim ya, kurumsallıktan uzak bu holdingde şirket sahibi aile üyelerinin kaprisleri ya da aralarındaki çatışmalardan da kısa sürede gına geldi Havva’ya. Beş ayda bıktı. ‘İstediğim işi yapmak istiyorum’ dedi bana geçen hafta. Bu cümle buram buram şımarıklık kokuyor aslına bakarsanız, çünkü neredeyse hiç kimse istediği işi yapamaz bu hayatta. Gel görelim Havva şımarık bir insan değil. Hem de hiç değil. Dolayısıyla 18 yaşından beri iş hayatında olan birisinin bu cümleyi sarf etmesine saygı duymak gerek.
İkinci olarak: Mahkemenin iade talebimi reddetmesi ile benim ne bok olacağım sorunsalı birdenbire devasa bir müşkül şeklinde belirdi. Para kazanamadığım, üstelik en iyi arkadaşım olan patron tarafından insanlara yalan söyleme ve oyalama göreviyle düpedüz suiistimal edildiğim için ruhumun kirlendiği eski işimden ayrılalı 15 ay olacak, 15 aydır evdeyim, çalışmıyorum. Küçük kira gelirim haricinde bütün maddi yük Havva’nın omuzlarında. Kısaca evi o geçindiriyor, yediğim ekmeği de, içtiğim kahveyi de, giydiğim donu da Havva alıyor. İhraç edildiğim mesleğime iade edileceğim beklentisi çok büyüktü bende, hakkımda adli bir sorun yoktu ve ihracıma sebep olan konular hep soyut belirlemeler, somut olsa zaten adli süreçle durum çetrefil bir çehreye bürünürdü. Öyle olmadı, ama aslında her ikisi de olmadı: Somut bir şey olmadığı için adli bir olumsuzluk yokken soyut bir takım kanaatler gerekçesiyle mahkeme iade talebimi de reddetti. Şimdi üst mahkeme, itiraz filan derken gene yıllara yayılacak bir dönem başlıyor, ne olacak göreceğiz.
Üçüncü olarak: Havva, işten ayrılmakta kararlı. Bu durum ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullarda korkunç bir riski beraberinde getiriyor. Düzenli ve nispeten dolgun bir maaş aldığını söylemiştim mevcut iş yerinde, ayrıldığı takdirde verdiği kararın sonuçlarının hayatımıza yansıması kaçınılmaz olacaktır. Yaşam standardımızın düşmesi demek özetle. İşten ayrılma kararını bana açıklarken bana mahkemenin talebimi geri çevirdiğini, yeni bir hayata başlamam zorunluluğunu, kendime bir iş bulmam, çalışmam ve para kazanmam gerekliliğini de açıkça ifade etti. Burası çokomelli. Kendi işi ile ilgili verdiği kararı, benim iş bulup çalışmamla ve kendisine destek olmamla bağlantılı hale getirmesi, benim ‘delirdin mi, %30 enflasyon, %25 işsizlik ve ne olacağı belli olmayan bir gelecek var ülkede, bu koşullarda yüksek maaşlı bir işin var, ne olursun sık dişini, maceraya atılmayalım’ diyebilme hakkımı (varsa öyle bir hakkım) elimden aldı.
Çünkü çok yıprandığını zaten görüyorum ve bu konuda üzülmekten başka bir şey gelmiyor elimden.
Çünkü artık istediğim işi yapmak istiyorum diyor.
Çünkü, en önemli çünkü bu, benim para kazanmak ve eve katkıda bulunmak için bir çaba göstermiyor oluşumundan ötürü ‘bana olan saygısının aşındığını’ dile getirdi. Bunu Havva’dan işitmek kahredici. Zaten mahkemenin kararını beklediğim süre zarfında ezilip büzülüyordum bu gerçekle devamlı yüzleştiğim için, ama ret kararı tebliğ edilmesinin üzerinden yirmi gün bile geçmeden bu tutum, beni çok acıttı. Haksız mı? Değil. Havva hiçbir zaman haksız değildir. Buradaki çaresizliğim, herşeyi bana birlikte söylemiş olması. Karşısına aldı beni, işten ayrılacağım, istediğim işi yapacağım, sen de bir iş bul yoksa sana saygım nanay… Bu paket önüme gelince, hiçbir şey yapamadım, itiraz edemedim, alternatif sunamadım, öylece kalakaldım. Bu kadının hayatı bana bakmakla mı geçecek yani?
Dördüncü olarak: Ben… elli yaşına merdiven dayamış, hayatı, hayalleri, geçmişi, emeği elinden alınmış bir adamım. Tipi bozuk; aşırı kilolu, saçı dökük, sağlığı bozuk, beli ağrıyan, topukları ağrıyan, yeni bir iş başvurusunda istenen en basit niteliklerden mahrum, pastanın çileği nev’inden bir de muhreç bir KHK’lı, sadece medeni değil aynı zamanda ekonomik bir ölüyüm. Ancak %100 güvenilir insan kategorisinde bana göre bir iş bulabilirim, bunu da en iyi arkadaşım (AKA ex-patronum) bildiği için para işlerini bana emanet etmişti şirketinde, ona karşı hiç mahcup olmadım, pişman da etmedim ama bildiğiniz pişman etti beni. Özgüvenim yerlerde, hayatım kendime acıyarak geçiyor ve Havva bana artık çalışmam ve para kazanmam gerektiğini yoksa…’ söylüyor. Bu işsizlikte, bu ekonomik belirsizlikte, bu istikrarsız düzende ve bu savaşta benden umduğu, beklediği, istediği bu. Aslında ‘yatalak bir hastaymış gibi davranmayı bırak, sana bakmak zorunda değilim’ diyor.
Beşinci olarak: Aramızda bir soğukluk, mesafe peydahlandı bu konuşmaların akabinde. Konuşmuyoruz. Hayır, dargın değiliz, konuşmamaktan kastım, konuşmamız gereken konuları konuşmuyoruz. Mustang krizinde bile böyle değildi aramızdaki kopuş. Bildiğiniz iletişimsizlik söz konusu. Mesela ben Havva ‘istediğim işi yapmak istiyorum’ dediğinde, bunu kitap tercümesi olarak anlıyorum (detayını soramadım bile) ve bu şekilde geçinmenin mümkün olmadığını söyleyemedim bile, çünkü hemen ardından bana sen de çalış diyor. Bu probable but not possible bir önerme diyemiyorum, konu bana duyduğu saygıya geliyor çünkü. İşi bırakma desem, bu defa da ‘rahat bir hayatım var, sık dişini ve çalış, bana bakmaya, evi çevirmeye devam et’ demekten farksız bir hale gelecek.
Netice: Ekim ayının sonunda yeni evimize taşınırken Havva da sözünü ettiğim yeni işe girmişti. Daha güzel bir ev, daha iyi bir iş. Elbette klişe espri geldi insanlardan, ‘bu kadın seni de değiştirir, yeni ev, yeni iş, yeni eş.’ Gülüp geçmiştim o zaman. Şimdi, benimle evlendiğine de, mevcut durumda bu evlilikten de pişman olduğunu hissediyorum. Mutsuz. Bir kamburla evli. Yaklaşık beş sene önce ayaklarına kapanarak kendisine evlenme teklif eden adam güçlüydü, statüsü, geleceği vardı. Şimdi ise bir hiç.
Kocaman bir hiçim ve bu evliliğin çatırdadığı görmek beni öldürüyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!