Sosyal medyaya düşman birini görürseniz, bilin ki o kişi
aslında demokrasi idealine de derinden derine buğz ediyordur.
Sosyal medya, ifade hürriyetidir.
Demokrasi, her insana onurlu,
düşünen, aklını kullanarak seçim yapabilen eğitimli bireyler şeklinde ön
kabulle yaklaşarak şahsi tercihlerine ve kararlarına saygı duyulması görüşüdür.
İfade hürriyeti, demokrasinin ikinci safhasıdır.
Demokrasinin birinci safhası, düşünce hürriyetidir. İfade
hürriyeti, doğal olarak düşünce hürriyeti ile eklemlidir.
Düşünce hürriyeti, muhakemeyi, irdelemeyi, hatta vicdani
denetimi de zorunlu kılar.
Ne var ki pratikte düşünce hürriyetini kullanmaya gerek
görmeden ifade hürriyetini kullanmaya cesaret eden sayısız insanla
karşılaşırız. Özellikle sosyal medyanın yayılması, mecraların çeşitlenmesi ile
bu gibi insanların sandığımızdan çok daha fazla olduğunu görürüz.
Bu durum saçmalama, kendini görünür kılmak için ses çıkarıp
dikkat çekme, bu uğurda anlayışsızlığı aşikâr kılma çekincesi olmadan büyük bir
cesaretle ne düşündüğünü (daha doğrusu neyi, ne kadar düşünebildiğini)
başkalarına sergileme yürekliliğini ortaya çıkarır.
Sosyal medya, aslında utanılması gerekilen cehaletin,
anlayışsızlığın, kendini beğenmişliğin, budalalığın, muhakeme eksikliğinin ve
daha birçok olumsuz özelliğin tuhaf bir şekilde gururla dile getirildiği bir
ayna halini almış halde.
Kişilerin demokratik tercihlere baktığımızda falancaların ya
da filancaların seçimlerine aklımızın ermemesi, şaşkınlıktan küçük dilimizi
yutmamız gibi, sosyal medyanın tuttuğu ayna, insanı sadece ümitsizliğe
düşürüyor.
Demokrasinin ne kadar yanlış bir sistem olduğunu tatlı tatlı anlatan Platon’un ellerini öpmek gerek.
Bu adam beyin cerrahı.
Profesör. Özel bir üniversitenin tıp fakültesinin kurucu dekanı. Tıp
fakültesine felsefe dersi koymuş biri. Hakkında ekleyebileceğim kişisel bir şey
de var; kardeşimin eşi Z. Ölüm döşeğindeyken, hiçbir doktorun ameliyat masasında kaybedecekleri endişesi ile yapmaya yanaşmadığı operasyonu yapmayı kabul eden, sonuçta başaran ve kızın beynindeki tümörü temizleyen kişi
bu cerrah. Hemşireler günü dolayısıyla teşrik-i mesaide bulunduğu hemşireleri
yücelten, onları taltif edip göğüslerini kabartacak bir paylaşımda bulunmuş sosyal
medyada.
Altında bir yorum var. Yazan kişi fizyoterapist, yani o da
sağlık dünyasından. Çok değerli biri olabilir, eminim ki de öyledir. Üzerinde
durmak istediğim şey sadece yazdığı yorum. Üstteki metinde ekip olmanın önemi,
bütünün bir parçası olmak ve ‘yarım
bütünden fazladır’ vurgusu varken, iş arkadaşına –low rank dahi olsa- saygı ve değer verme yaklaşımı söz konusuyken,
hiç anlamadığı bir mesaj hakkında tümüyle alakasız bir yorum üstelik. Tıp
öğrencisinin başarısının tavanı gibi tuhaf bir anlam çıkmıyor ana mesajda,
mesleğe geçtikten sonra sağlık ordusunun bir sınıfının önemine değiniliyor.
Öğrenciliği hemşirelere bağlamaktan ise hiç söz edilmiyor. Hele birkaç muzip
hemşirenin tuvalet anahtarlarını saklaması gibi çok saçma bir önermeyle
yadsınabilecek bir beyan yok.
İşte sosyal medya böyle bir şey.
İşte demokrasi bu.
İşte hayatımız.
Not: Dün bir makine mühendisinin AVM’lerin açılmasına rağmen
havalandırma sistemlerinin özelliklerinden ötürü Covid-19 virüsünün yayılma
riskine dikkat çektiği ve kısaca ‘AVM’lere gitmeyin, virüs temiz hava girişi
olmayan havalandırma tesisatından ötürü bulaşabilir’ mealinde ifadelerin
bulunduğu tweetine rast gelmiştim, altında da biri hastanelerin o zaman virüs
kaynayacağını söyleyip çürütmeye çalışıyordu bu tespiti. AVM’ler yapmış,
tesisat konusunda uzman müteahhit/mühendis arkadaşımı arayıp sordum, ‘abi çok
sakat, sakın gitme AVM’ye’ dedi. Hatta metro, Marmaray gibi vasıtaları da
kesinlikle kullanmamak gerektiğinden bahsetti. Telefonu evimde götümün üzerinde
oturmam tavsiyesiyle kapattı.
Demokrasi neydi? Herkesin söyleyecek bir şeyi olmasıydı.
Ne söylediğinin bir önemi yok.
Son söz: Sosyal medyaya düşman birini arıyorsanız, o benim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!