Bugün evlilik yıldönümümüz. Üçüncü yılımız doldu, hayret,
Havva hala beni boşamadı. İşim yok, param yok, becerim yok, hayatı eşim için
kolaylaştıran hiçbir marifetim yok, ama sorsanız benimle evli olmaktan mutlu.
Hem tuhaf, hem maşallah.
Geçen sene kendisine hediye ettiğim evlilik yıldönümü hediyesi şuydu. Eve geldiğinde minnacık,
henüz 2,5 aylık bir şerefsizdi.
Altı aylıkken şu hali aldı.
Yaklaşık on aylıktı şirinliğinin zirvesine erdiğinde.
Bir yaşını geçtiğinde ise kuyruklu bir tanker olarak
ortalarda gezinmeye başladı, yorulunca da canının istediği yere yıkılıp
yatmaya.
Malum, evliliğimizin henüz ikinci haftası bir kedi almıştık yuvamıza.
Kedileri severim ben, Havva ise kedilerle aklını bozmuş bir kadın... Çizmesi,
çorabı, tişörtü, şemsiyesi, daha bir sürü şeyi kedi resimli, desenli. İkinci
bir kedi isteğine karşı koymam, evlilik yıldönümü hediyesini bedavaya getirme
düşüncesiyle değişmişti. Derken benim sevgili kedimin psikolojisi bozuldu eve
gelen bu it yüzünden, bildiğiniz depresyona girdi zavallıcık, ardından wc’nin
penceresindeki sinekliği parçalayıp karşıya, yandaki apartmanın çatısına kaçtı,
oradan da sokağa. Evin çevresinde dolaşıyor, bazen görüyoruz, başlarda içimiz parçalanmıştı
onu öyle pis, zayıf ve yabani gördüğümüzde ama yapacak bir şey yok, kaçtı
gitti, bizi terketti. Hadi benimle yaşayıp kaçsa kimseyi kendisine iyi
davrandığıma da inandıramazdım, ‘Virgilius
zaten manyağın önde gideni, kedi bile tahammül edememiş herife, kaçmış adamdan’
diye düşünürdü annem bile, ama işin içinde Havva var ve onu tanıyan herkes
kedilere çocuğu gibi özenli, şefkatli baktığını biliyor. Dolayısı ile meselenin
benimle ilgisi olmadığı kesin. Neticede evde gene tek bir kedi var, ayrıca tam
bir manyak çıktı bu. Kepçe adını verdiğimiz bu kedi, önceki kedimiz Mi’den
%100 farklı, hem de her konuda.
Mi yalnızlığı severdi, Kepçe daima yanımızda olmayı seviyor,
Mi asosyal ve tedirgindi, Kepçe sıcakkanlı ve sevecen.
Mi için kucak bir şey ifade etmezdi, Kepçe ise gurlamak,
yavşamak, uyumak derken saatlerce kucakta kalıyor. Bunu istiyor.
Mi ses çıkarmazdı, miyavlamazdı, en fazla arada bir Mi! Mi! diye
değişik bir tonda azarlarcasına bağırırdı, Kepçe bildiğin konuşuyor. Karşılıklı sohbet
edebilirsiniz bununla, cevap veriyor söylediğinize, sitem ediyor, ağlıyor ya da
sevgisini ilan ediyor size.
Mi konuşmazdı evet ama her istediğini çok güzel ifade
edebilen sıra dışı bir mahlûktu, maması mı bitmiş, mama kabının başında oturur
ve gözlerini üzerimize diker, bakışlarıyla kendisine mama vermemizi buyururdu.
Her akşam hemen hemen aynı saatte taranmak için fırçaların bulunduğu rafın
önünde geçer, oturur ve korkutucu bakışlarıyla gene gözlerimizi hedef alırdı. Kepçe
maması bitince ya söylene söylene ortalarda geziniyor, ya kütüphaneye çıkıp kitapları
yere deviriyor, ayaklarımızı filan ısırması cabası.
Mi maması haricinde büyük bir iştahla balık, tavuk, kırmızı
et de tüketirdi, Kepçe bunların hiçbirine yüz vermiyor; bildiğin hamurcu bu
kedi. Pide, pizza, tost yiyor, tostun da sucuklusu değil, kaşarlısı.
Mi dikkat çekici bir kadınsı havaya sahipti, acele etmeden,
yavaş, sallana sallana yürürdü, annem bile ilk gördüğünde ‘şuna bak, nasıl kırıtıyor, sanki konaklarda büyümüş’ demişti, üstelik
masaya, mutfak tezgâhına filan çıktığında da tabak, kâse, bardak gibi kırılacak
nesnelere hiç temas etmeden gayet dikkatli bir şekilde görürdü işini, Kepçe ise
bildiğiniz öküz. Koca masaya çıkıp kendisini küt diye yerçekimine bıraktığında
kuyruğu kahve fincanına patisi kitabın arasındaki kaleme çarpabiliyor,
umursamıyor bile.
Mi, Havva’nın heyecanla aldığı onca oyuncağa gözünün ucuyla
bile bakmamıştı, bizi de sanki ayıplıyordu kendisine kedi muamelesi yaptığımız
için. İki sene boyunca bir kere bile sinek peşinde koşmadı, hiçbir şey onun
kıçını kaldırması için yeterli bir gerekçe sunamadı. Kepçe eve geldiği günden
itibaren oyun manyağı olduğunu belli etti bize, alüminyum folyodan yapılma
küçük toplar, ambalaj lastikleri, kürdanlar, sinekler, böcekler, toplar, her
şey ama her şey bir oyun malzemesi bu kedi için. Bazen at bazen köpek sanıyor kendisini.
Özetle, Mi, kedi dünyasının Sansa Stark, Kepçe de Arya Stark
modellemesi.
Mi, ben kedi değilim, farkında değil misiniz diye
bakışlarıyla bizi paylarken Kepçe koltuğumun etrafında ağlaya aplaya zıplayıp kucağında gurlamak istiyooooom diyor.
Mi iki seneden fazla yaşadığı bu evde tek bir defa olsun mobilyaları tırmalamamıştı, Kepçe ise ağzına sıçıyor koltuk yatak vs.
Mi, kendisini gören kimilerini irrite edecek ölçüde aristokrat
havalarda burnundan kıl aldırmazken, Kepçe darbuka ve klarnet bir roman havası
çalsa da göbek atıp kurtlarımı döksem heyecanıyla ortalarda heyecanla gezinen sevimli çingene gibi.
Mi, lütfederdi, Kepçe yaşatıyor.
Artık Mi'nin hatırasından başka bir şey kalmadı, Kepçe az ötemde poşetle oynuyor.
Artık Mi'nin hatırasından başka bir şey kalmadı, Kepçe az ötemde poşetle oynuyor.
Ve evimizde Havva’yı yürüyen mama, beni yumuşak yastık
zanneden bu kedinin bir yılı doldu bugün itibarı ile.
Dev gibi, sürekli ‘ne itlik yapsam’ diye gezinen bir kedi.
Şerefsiz, çok da tatlı. Mi ile aynı evi paylaşırken bir
kedim olduğunu hissetmiyordum, Kepçe iti ise evin, bizim, çokça Havva’nın
kedisi. Yaramaz, iflah olmaz bir oyuncu ama çok iyi huylu.
Not: Bugün evlilik yıldönümü hediyesi almam lazım ama yeni
bir kedi değil, o kadar iddialı değil!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!