20 Mayıs 2020 Çarşamba

Kepçe'nin Bir Yılı Üzerine...



Bugün evlilik yıldönümümüz. Üçüncü yılımız doldu, hayret, Havva hala beni boşamadı. İşim yok, param yok, becerim yok, hayatı eşim için kolaylaştıran hiçbir marifetim yok, ama sorsanız benimle evli olmaktan mutlu. Hem tuhaf, hem maşallah.

Geçen sene kendisine hediye ettiğim evlilik yıldönümü hediyesi şuydu. Eve geldiğinde minnacık, henüz 2,5 aylık bir şerefsizdi.







Altı aylıkken şu hali aldı.






Yaklaşık on aylıktı şirinliğinin zirvesine erdiğinde.





Bir yaşını geçtiğinde ise kuyruklu bir tanker olarak ortalarda gezinmeye başladı, yorulunca da canının istediği yere yıkılıp yatmaya.






Malum, evliliğimizin henüz ikinci haftası bir kedi almıştık yuvamıza. Kedileri severim ben, Havva ise kedilerle aklını bozmuş bir kadın... Çizmesi, çorabı, tişörtü, şemsiyesi, daha bir sürü şeyi kedi resimli, desenli. İkinci bir kedi isteğine karşı koymam, evlilik yıldönümü hediyesini bedavaya getirme düşüncesiyle değişmişti. Derken benim sevgili kedimin psikolojisi bozuldu eve gelen bu it yüzünden, bildiğiniz depresyona girdi zavallıcık, ardından wc’nin penceresindeki sinekliği parçalayıp karşıya, yandaki apartmanın çatısına kaçtı, oradan da sokağa. Evin çevresinde dolaşıyor, bazen görüyoruz, başlarda içimiz parçalanmıştı onu öyle pis, zayıf ve yabani gördüğümüzde ama yapacak bir şey yok, kaçtı gitti, bizi terketti. Hadi benimle yaşayıp kaçsa kimseyi kendisine iyi davrandığıma da inandıramazdım, ‘Virgilius zaten manyağın önde gideni, kedi bile tahammül edememiş herife, kaçmış adamdan’ diye düşünürdü annem bile, ama işin içinde Havva var ve onu tanıyan herkes kedilere çocuğu gibi özenli, şefkatli baktığını biliyor. Dolayısı ile meselenin benimle ilgisi olmadığı kesin. Neticede evde gene tek bir kedi var, ayrıca tam bir manyak çıktı bu. Kepçe adını verdiğimiz bu kedi, önceki kedimiz Mi’den %100 farklı, hem de her konuda.



Mi yalnızlığı severdi, Kepçe daima yanımızda olmayı seviyor, Mi asosyal ve tedirgindi, Kepçe sıcakkanlı ve sevecen.

Mi için kucak bir şey ifade etmezdi, Kepçe ise gurlamak, yavşamak, uyumak derken saatlerce kucakta kalıyor. Bunu istiyor.

Mi ses çıkarmazdı, miyavlamazdı, en fazla arada bir Mi! Mi! diye değişik bir tonda azarlarcasına bağırırdı, Kepçe bildiğin konuşuyor. Karşılıklı sohbet edebilirsiniz bununla, cevap veriyor söylediğinize, sitem ediyor, ağlıyor ya da sevgisini ilan ediyor size.

Mi konuşmazdı evet ama her istediğini çok güzel ifade edebilen sıra dışı bir mahlûktu, maması mı bitmiş, mama kabının başında oturur ve gözlerini üzerimize diker, bakışlarıyla kendisine mama vermemizi buyururdu. Her akşam hemen hemen aynı saatte taranmak için fırçaların bulunduğu rafın önünde geçer, oturur ve korkutucu bakışlarıyla gene gözlerimizi hedef alırdı. Kepçe maması bitince ya söylene söylene ortalarda geziniyor, ya kütüphaneye çıkıp kitapları yere deviriyor, ayaklarımızı filan ısırması cabası.

Mi maması haricinde büyük bir iştahla balık, tavuk, kırmızı et de tüketirdi, Kepçe bunların hiçbirine yüz vermiyor; bildiğin hamurcu bu kedi. Pide, pizza, tost yiyor, tostun da sucuklusu değil, kaşarlısı.

Mi dikkat çekici bir kadınsı havaya sahipti, acele etmeden, yavaş, sallana sallana yürürdü, annem bile ilk gördüğünde ‘şuna bak, nasıl kırıtıyor, sanki konaklarda büyümüş’ demişti, üstelik masaya, mutfak tezgâhına filan çıktığında da tabak, kâse, bardak gibi kırılacak nesnelere hiç temas etmeden gayet dikkatli bir şekilde görürdü işini, Kepçe ise bildiğiniz öküz. Koca masaya çıkıp kendisini küt diye yerçekimine bıraktığında kuyruğu kahve fincanına patisi kitabın arasındaki kaleme çarpabiliyor, umursamıyor bile.

Mi, Havva’nın heyecanla aldığı onca oyuncağa gözünün ucuyla bile bakmamıştı, bizi de sanki ayıplıyordu kendisine kedi muamelesi yaptığımız için. İki sene boyunca bir kere bile sinek peşinde koşmadı, hiçbir şey onun kıçını kaldırması için yeterli bir gerekçe sunamadı. Kepçe eve geldiği günden itibaren oyun manyağı olduğunu belli etti bize, alüminyum folyodan yapılma küçük toplar, ambalaj lastikleri, kürdanlar, sinekler, böcekler, toplar, her şey ama her şey bir oyun malzemesi bu kedi için. Bazen at bazen köpek sanıyor kendisini.

Özetle, Mi, kedi dünyasının Sansa Stark, Kepçe de Arya Stark modellemesi.

Mi, ben kedi değilim, farkında değil misiniz diye bakışlarıyla bizi paylarken Kepçe koltuğumun etrafında ağlaya aplaya zıplayıp kucağında gurlamak istiyooooom diyor.

Mi iki seneden fazla yaşadığı bu evde tek bir defa olsun mobilyaları tırmalamamıştı, Kepçe ise ağzına sıçıyor koltuk yatak vs. 

Mi, kendisini gören kimilerini irrite edecek ölçüde aristokrat havalarda burnundan kıl aldırmazken, Kepçe darbuka ve klarnet bir roman havası çalsa da göbek atıp kurtlarımı döksem heyecanıyla ortalarda heyecanla gezinen sevimli çingene gibi.

Mi, lütfederdi, Kepçe yaşatıyor.

Artık Mi'nin hatırasından başka bir şey kalmadı, Kepçe az ötemde poşetle oynuyor.

Ve evimizde Havva’yı yürüyen mama, beni yumuşak yastık zanneden bu kedinin bir yılı doldu bugün itibarı ile.

Dev gibi, sürekli ‘ne itlik yapsam’ diye gezinen bir kedi.

Şerefsiz, çok da tatlı. Mi ile aynı evi paylaşırken bir kedim olduğunu hissetmiyordum, Kepçe iti ise evin, bizim, çokça Havva’nın kedisi. Yaramaz, iflah olmaz bir oyuncu ama çok iyi huylu.


Not: Bugün evlilik yıldönümü hediyesi almam lazım ama yeni bir kedi değil, o kadar iddialı değil!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!