19 Aralık 2019 Perşembe

Tekinsiz Bir Konu Üzerine...


Epeyce uzun bir zamandır, youtube üzerinden yayınlanan Kültür & Tarih Sohbetleri’nin programlarını izliyorum, konularında son derece yetkin, çoğu akademisyen misafirler, konuk oldukları bölümlerde bazen yazdıkları ya da çevirisini yaptıkları bir kitap hakkında bazen de bir kavram ya da eser üzerine bir saate yakın süren söyleşi ortamında seyredenlerin ufkunu açacak paylaşımlarda bulunuyorlar. Keyifli bir ortam, ismiyle müsemma bir program bu. Müthiş şeyler öğretiyor insana, yepyeni perspektifler katıyor bazı programlar. Birkaç ay önce yayınladıkları söyleşide, ABD’deki bir üniversitede çalışan Hayrettin Yücesoy isimli bir akademisyen çıktı ekrana. “Ortaçağ İslam'ında Mesihçi İnançlar ve İmparatorluk Siyaseti” konusu derhal ilgimi çekti, kendi adıma şunu söyleyebilirim ki bütün dinlerin en karanlık, en muğlak ve kesinlikle en tehlikeli kavramlarıdır mesih, mehdi, apokalips, ahirzaman, binyılcılık, dünya cenneti. Musevilik, Hristiyanlık ve İslam başta olmak üzere fanatizmin kökeninde dünyevi cenneti kurma inancı vardır ve bu kadar istismara açıp sisli puslu kavramlar da sadece bu istismarın kökleşip yaygınlaşmasına yarar. Yanlış anlaşılmasın, kesinlikle bu dinlere aykırı/muhalif bir tutum içinde olduğumu söylemiyorum (blog yazarı burada içinden ‘haşa’ dedi) ancak kişiler tarafından çok kolay kullanılmaya müsait kavramlar bunlar, ve maalesef hepsi din ile alakalı: Söz gelimi bir ateist ya da deist gözü dönmüş bir ırkçı olabilir, ama bir başkasına mesih ya da mehdi statüsünü verip edip de ‘öl de ölelim’ teslimiyeti noktasına gelemez.


Konuyu biraz daraltıp İslamda değinilen mehdiye yoğunlaşmak istiyorum şimdi. Hz. Peygamberin türlü hadislerinde kıyametin kopmasına yakın, ahirzamanda geleceğine dair haber verilen mehdi, sosyal düzenin bozulduğu, adaletin yerle yeksan olduğu, iyilerin mazlum, güçlülerin zalim olduğu, dökülen kanın ve yaşanan acıların arttığı, zinanın ve başkaca cinsel ahlaksızlıkların yayıldığı, malların yağmalandığı, idarecilerin gaddar olduğu bir dönemde ortaya çıkacaktır ve dünyayı içinde bulunduğu bu bunalımdan kurtaracak, insanlara doğru yola sevk edecek ve kötülerin anasını belleyecektir. Özetleyecek olursak, yukarıda linkini verip değindiğin programda mükemmel bir şekilde anlatıldığı gibi, bunalım ve kaos dönemlerinde beklenen kişidir mehdi. Bir yandan da düzensizlik, kargaşa, zulüm gibi olgular asr-ı saadetten bu yana islam coğrafyasında hiç eksik olmadığından devamlı yolu gözlenen, hasretle intizar edilen kimsedir. Aslında bunlar bilinen şeyler; mesih, mehdi hatta saoşyant ya da kalki ve daha bir sürü türevleri dünyanın sonuna yakın gelecek de dünyaya çeki düzen verecek. Mahiyeti itibarıyla birbirine çok benzer, hatta iç içe geçmiş bu şahsiyetlerden mehdiye dönecek olursak eğer, mehdi ilk olarak yozlaşmış adaleti tekrar tesis edecek, islamı yayacak ve dini yenileyecek, müceddit diye adlandırılan sıfata uygun şekilde dini reformize edecek. Dediğim gibi biraz meraklı bir araştırmacı olan ben mehdi hakkında bu bilgilere ulaşmıştım, ne var ki programın 45,13’ünde anlatıcı çok enteresan bir konunun altını çizdi, o da mesih/mehdinin tarihin sonunda geldiği, daha doğrusu gelişiyle tarihin sonlanacağı, bunun ‘istisnalar dönemi’ olarak yorumlanabileceği, böylece tarihi döneme ait kuralların, nizamın, kısaca şeriatın hükümlerinin kalkacağına dair ifadelerdi. Programı birkaç defa izledim değişik zamanlarda, en sonunda Hayrettin Hoca’nın mail adresini buldum internetten ve yazdım kendisine. Sorduğum, mehdini gelişiyle birlikte tarihin sonuna erişildiği, istisnai bir dönem başlayacağı, şeriat hükümlerinin ortadan kalkacağına dair sözlerinin kaynağıydı, çünkü ne kadar aramış olsam da bu minvalde bir bilgiye rastlayamadım programdan sonra baktığım kitaplarda. Uzun ve nazik cevabında Nuaym b. Hammad’ın Kitabul Fiten’inde bu rivayetlerin yer aldığını, diğer fiten ve melahim kitaplarında da konuya rastlanabileceğini belirtti. Sonuçta gerek söyleşinin konusu gerekse yaptığı incelemeler sonucu ortaya çıkan kitabı, (kendisini mehdi ilan eden) Abbasi Halifesi El Memun üzerine, o nedenle bu cevap bile yeterdi benim için.


Yukarıda tehlikeli, muğlak, karanlık gibi sıfatlarla girdim konuya. Bunun önde gelen sebeplerinden biri şu: Mehdi hakkında şöyle garip yorumlar/kabuller var;
* Mehdi, mehdi olduğunu hiç bilmeyecek,
* Mehdi, mehdi olduğunu son ana kadar bilmeyecek,
* Mehdi, mehdi olduğunu inkâr edecek.



Zurnanın zırt dediği yere yaklaşıyoruz sevgili okuyucular.



Gene yukarıda değindiğim gibi, kan dökmenin, zulmün, haksızlığın, adaletsizliğin, her çeşit suiistimalin kol gezdiği, tarih boyunca sürdüğü Ortadoğu coğrafyasında her daim beklenen kurtarıcı, yol gösterici, masumların ve mazlumların kalkanı olarak mehdi beklenmiş durmuş. Üstelik bu iddiayla ortaya çıkanların yanı sıra kendisine bu kimlik yakıştırılmış insanlar da bolca var. Şimdi, cehaletin oksijenden daha bol olduğu bu dünyada hiç kimseden elin totaliteri Thomas Hobbes’un Leviathan’ında yer alan şu nefis çıkarımına kendi kendine varmasını beklemiyorum:

 “Şurası yeterince açıktır ki, bir insan çelişkili iki buyruk aldığında ve bunlardan birinin Tarının buyruğu olduğunu biliyorsa (bir monark veya egemen bir meclis) meşru egemenin veya babasının buyruğu olsa bile, ona değil, Tanrının buyruğuna itaat etmelidir. Zorluk şuradan doğar ki, insanlar, kendilerine Tanrı adına bir şey buyrulduğunda, pek çok durumda, buyruğun Tanrıdan mı, yoksa Tanrının adını kendi özel amaçları için istismar edilen bir kimseden mi geldiğini bilemezler.”



Takip edilen, takdir edilen, gösterdiği olağanüstü halle dikkatleri ya da ilgileri üzerine çeken, hitabetiyle kişileri etkileyen, söylemleri ile yüceltilen, kalabalıkları peşinden sürükleyen bir adam düşünün şimdi. Sonra bu adamın mehdi olduğunu iddia ettiğini hayal edin. “Ahirzamandayız, kıyamet yakın, bunca rezilliğe sizlerin de yardımıyla hep beraber son vereceğiz alimallah” desin mesela, istisnalar devrinde olduğunu ima edip de mazlumların ahı yerde kalmayacak söylemiyle tarih dönemlerine ait kuralları ve kanunları da tanımadığını söylesin. Ya da öyle olmasın, müridleri, takipçileri o kişiye bu ünvanı yakıştırsın. “Bizim üstad/hoca/beyefendi/şeyh/mürşid/hazret/lider söylemiyor ama, o aslında olsa olsa mehdidir, zaten mehdi ne bilsin mehdi olduğunu, nutella da nutella olduğunu bilmiyor zaten” diye aralarında konuşsunlar. Şimdi bunun üzerine biraz fanatizm serpin. Zemin ıstıraplı, atmosfer zehirli, hayat uğursuz, gelecek belirsiz, adalet çökük, şeytan muzafferken resmini çizmeye çalıştığım bu tablo hayal edilemeyecek kadar korkunç sonuçlara varabilecek bir hale gelir. İşte o zaman Stargazer bir kez daha çalar, ta ki tarihin geçekten sonuna kadar tekrarlanıp durur bu hikâye.  


Bu belirsiz, karanlık kavramların ne kadar yıkıcı olabileceğini, ortaya çıkan/çıkabilecek dini ve politik putları, istisnai bir devirde yaşıyor olma illüzyonunu/sanısı/sorumsuzluğu ile meydana gelebilecek eylemleri, olayları tahayyül ettiğinizde, içinizin benimki kadar kararmaması mümkün mü?


Ben sözü gene Hobbes’a bırakayım, bu defa De Cive – Yurttaşlığın Felsefi Temelleri’den daha önce yaptığım bir alıntıyı yineleyerek bir alıntıyla bitireyim:

“Eğer bir vaiz veya günah çıkartan biri sözlerinin Tanrı kelamına uygun olduğunu ve buna dayanarak bir egemenin veya egemenin emri olmaksızın herhangi birinin hakkaniyetli bir şekilde öldürülebileceği veya yurttaşların isyanlara, komplolara veya devletlerinin aleyhine sözleşmelere aykırı bir şekilde katılabileceğini söylerse, ona inanmayın ve onun adını [yetkililere] bildirin. Bunları onaylayan biri, bu eseri kaleme almamdaki amacı da onaylamış olur.”

Stargazer’a gelince, insanlığın sonsuz türküsüdür o.









p.s. 1: ilahiyatçı filan değilim, uzman hiç değilim, eğer ileride birisi bir gün bu yazıyı okur da katılmadığı noktaları paylaşmak isterse hiç çekinmesin beni aydınlatsın, yorum kutucuğu aşağıda.

p.s. 2 : Bu yazı sanki üç sene evvel yazdığım şu postun şerhi gibi olmuş, şimdi farkettim.




30 Aralık tarihli edit: Gündemin artık nasıl önünden gidiyorsam, önemli ve dikkate değer bir zatın dün okuduğum beyanı bu konunun ciddiyetine dair işaret fişeği olmuş, sosyal medyada kıyamet kopuyor. Blog kapalı olmasa burayı okuyup da meseleye vakıf olmuştur diyeceğim neredeyse :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!