Epeyce uzun bir zamandır, youtube üzerinden yayınlanan Kültür & Tarih Sohbetleri’nin programlarını
izliyorum, konularında son derece yetkin, çoğu akademisyen misafirler, konuk
oldukları bölümlerde bazen yazdıkları ya da çevirisini yaptıkları bir kitap
hakkında bazen de bir kavram ya da eser üzerine bir saate yakın süren söyleşi
ortamında seyredenlerin ufkunu açacak paylaşımlarda bulunuyorlar. Keyifli bir
ortam, ismiyle müsemma bir program bu. Müthiş şeyler öğretiyor insana, yepyeni
perspektifler katıyor bazı programlar. Birkaç ay önce yayınladıkları söyleşide,
ABD’deki bir üniversitede çalışan Hayrettin Yücesoy isimli bir akademisyen
çıktı ekrana. “Ortaçağ İslam'ında Mesihçi İnançlar ve İmparatorluk Siyaseti” konusu derhal ilgimi çekti, kendi adıma şunu
söyleyebilirim ki bütün dinlerin en karanlık, en muğlak ve kesinlikle en
tehlikeli kavramlarıdır mesih, mehdi, apokalips, ahirzaman, binyılcılık, dünya
cenneti. Musevilik, Hristiyanlık ve İslam başta olmak üzere fanatizmin
kökeninde dünyevi cenneti kurma inancı vardır ve bu kadar istismara açıp sisli
puslu kavramlar da sadece bu istismarın kökleşip yaygınlaşmasına yarar. Yanlış
anlaşılmasın, kesinlikle bu dinlere aykırı/muhalif bir tutum içinde olduğumu
söylemiyorum (blog yazarı burada içinden ‘haşa’ dedi) ancak kişiler tarafından
çok kolay kullanılmaya müsait kavramlar bunlar, ve maalesef hepsi din ile
alakalı: Söz gelimi bir ateist ya da deist gözü dönmüş bir ırkçı olabilir, ama
bir başkasına mesih ya da mehdi statüsünü verip edip de ‘öl de ölelim’ teslimiyeti
noktasına gelemez.
Konuyu biraz daraltıp İslamda değinilen mehdiye yoğunlaşmak
istiyorum şimdi. Hz. Peygamberin türlü hadislerinde kıyametin kopmasına yakın,
ahirzamanda geleceğine dair haber verilen mehdi, sosyal düzenin bozulduğu,
adaletin yerle yeksan olduğu, iyilerin mazlum, güçlülerin zalim olduğu, dökülen
kanın ve yaşanan acıların arttığı, zinanın ve başkaca cinsel ahlaksızlıkların
yayıldığı, malların yağmalandığı, idarecilerin gaddar olduğu bir dönemde ortaya
çıkacaktır ve dünyayı içinde bulunduğu bu bunalımdan kurtaracak, insanlara
doğru yola sevk edecek ve kötülerin anasını belleyecektir. Özetleyecek olursak,
yukarıda linkini verip değindiğin programda mükemmel bir şekilde anlatıldığı
gibi, bunalım ve kaos dönemlerinde beklenen kişidir mehdi. Bir yandan da
düzensizlik, kargaşa, zulüm gibi olgular asr-ı saadetten bu yana islam
coğrafyasında hiç eksik olmadığından devamlı yolu gözlenen, hasretle intizar
edilen kimsedir. Aslında bunlar bilinen şeyler; mesih, mehdi hatta saoşyant ya
da kalki ve daha bir sürü türevleri dünyanın sonuna yakın gelecek de dünyaya
çeki düzen verecek. Mahiyeti itibarıyla birbirine çok benzer, hatta iç içe
geçmiş bu şahsiyetlerden mehdiye dönecek olursak eğer, mehdi ilk olarak
yozlaşmış adaleti tekrar tesis edecek, islamı yayacak ve dini yenileyecek,
müceddit diye adlandırılan sıfata uygun şekilde dini reformize edecek. Dediğim
gibi biraz meraklı bir araştırmacı olan ben mehdi hakkında bu bilgilere
ulaşmıştım, ne var ki programın 45,13’ünde
anlatıcı çok enteresan bir konunun altını çizdi, o da mesih/mehdinin tarihin
sonunda geldiği, daha doğrusu gelişiyle tarihin sonlanacağı, bunun ‘istisnalar
dönemi’ olarak yorumlanabileceği, böylece tarihi döneme ait kuralların,
nizamın, kısaca şeriatın hükümlerinin kalkacağına dair ifadelerdi. Programı
birkaç defa izledim değişik zamanlarda, en sonunda Hayrettin Hoca’nın mail adresini
buldum internetten ve yazdım kendisine. Sorduğum, mehdini gelişiyle birlikte
tarihin sonuna erişildiği, istisnai bir dönem başlayacağı, şeriat hükümlerinin
ortadan kalkacağına dair sözlerinin kaynağıydı, çünkü ne kadar aramış olsam da
bu minvalde bir bilgiye rastlayamadım programdan sonra baktığım kitaplarda. Uzun
ve nazik cevabında Nuaym b. Hammad’ın Kitabul Fiten’inde bu rivayetlerin yer
aldığını, diğer fiten ve melahim kitaplarında da konuya rastlanabileceğini belirtti. Sonuçta
gerek söyleşinin konusu gerekse yaptığı incelemeler sonucu ortaya çıkan kitabı, (kendisini mehdi ilan eden) Abbasi Halifesi El Memun üzerine, o nedenle bu cevap bile yeterdi
benim için.
Yukarıda tehlikeli, muğlak, karanlık gibi sıfatlarla girdim
konuya. Bunun önde gelen sebeplerinden biri şu: Mehdi hakkında şöyle garip
yorumlar/kabuller var;
* Mehdi, mehdi olduğunu hiç bilmeyecek,
* Mehdi, mehdi olduğunu son ana kadar bilmeyecek,
* Mehdi, mehdi olduğunu inkâr edecek.
Zurnanın zırt dediği yere yaklaşıyoruz sevgili okuyucular.
Gene yukarıda değindiğim gibi, kan dökmenin, zulmün,
haksızlığın, adaletsizliğin, her çeşit suiistimalin kol gezdiği, tarih boyunca
sürdüğü Ortadoğu coğrafyasında her daim beklenen kurtarıcı, yol gösterici,
masumların ve mazlumların kalkanı olarak mehdi beklenmiş durmuş. Üstelik bu
iddiayla ortaya çıkanların yanı sıra kendisine bu kimlik yakıştırılmış insanlar
da bolca var. Şimdi, cehaletin oksijenden daha bol olduğu bu dünyada hiç kimseden elin totaliteri Thomas Hobbes’un Leviathan’ında
yer alan şu nefis çıkarımına kendi kendine varmasını beklemiyorum:
“Şurası yeterince açıktır ki, bir insan çelişkili iki buyruk aldığında
ve bunlardan birinin Tarının buyruğu olduğunu biliyorsa (bir monark veya egemen
bir meclis) meşru egemenin veya babasının buyruğu olsa bile, ona değil,
Tanrının buyruğuna itaat etmelidir. Zorluk şuradan doğar ki, insanlar,
kendilerine Tanrı adına bir şey buyrulduğunda, pek çok durumda, buyruğun
Tanrıdan mı, yoksa Tanrının adını kendi özel amaçları için istismar edilen bir
kimseden mi geldiğini bilemezler.”
Takip edilen, takdir edilen, gösterdiği olağanüstü halle
dikkatleri ya da ilgileri üzerine çeken, hitabetiyle kişileri etkileyen,
söylemleri ile yüceltilen, kalabalıkları peşinden sürükleyen bir adam düşünün
şimdi. Sonra bu adamın mehdi olduğunu iddia ettiğini hayal edin. “Ahirzamandayız,
kıyamet yakın, bunca rezilliğe sizlerin de yardımıyla hep beraber son vereceğiz
alimallah” desin mesela, istisnalar devrinde olduğunu ima edip de mazlumların
ahı yerde kalmayacak söylemiyle tarih dönemlerine ait kuralları ve kanunları da
tanımadığını söylesin. Ya da öyle olmasın, müridleri, takipçileri o kişiye bu
ünvanı yakıştırsın. “Bizim üstad/hoca/beyefendi/şeyh/mürşid/hazret/lider
söylemiyor ama, o aslında olsa olsa mehdidir, zaten mehdi ne bilsin mehdi
olduğunu, nutella da nutella olduğunu bilmiyor zaten” diye aralarında
konuşsunlar. Şimdi bunun üzerine biraz fanatizm serpin. Zemin ıstıraplı,
atmosfer zehirli, hayat uğursuz, gelecek belirsiz, adalet çökük, şeytan
muzafferken resmini çizmeye çalıştığım bu tablo hayal edilemeyecek kadar
korkunç sonuçlara varabilecek bir hale gelir. İşte o zaman Stargazer bir kez daha çalar, ta ki tarihin geçekten
sonuna kadar tekrarlanıp durur bu hikâye.
Bu belirsiz, karanlık kavramların ne kadar yıkıcı olabileceğini,
ortaya çıkan/çıkabilecek dini ve politik putları, istisnai bir devirde yaşıyor
olma illüzyonunu/sanısı/sorumsuzluğu ile meydana gelebilecek eylemleri,
olayları tahayyül ettiğinizde, içinizin benimki kadar kararmaması mümkün mü?
Ben sözü gene Hobbes’a bırakayım, bu defa De Cive – Yurttaşlığın Felsefi Temelleri’den daha önce
yaptığım bir alıntıyı yineleyerek bir alıntıyla bitireyim:
“Eğer bir vaiz veya günah çıkartan biri sözlerinin Tanrı
kelamına uygun olduğunu ve buna dayanarak bir egemenin veya egemenin emri
olmaksızın herhangi birinin hakkaniyetli bir şekilde öldürülebileceği veya
yurttaşların isyanlara, komplolara veya devletlerinin aleyhine sözleşmelere
aykırı bir şekilde katılabileceğini söylerse, ona inanmayın ve onun adını
[yetkililere] bildirin. Bunları onaylayan biri, bu eseri kaleme almamdaki amacı
da onaylamış olur.”
Stargazer’a gelince, insanlığın sonsuz türküsüdür o.
p.s. 1: ilahiyatçı filan değilim, uzman hiç değilim, eğer ileride
birisi bir gün bu yazıyı okur da katılmadığı noktaları paylaşmak isterse hiç
çekinmesin beni aydınlatsın, yorum kutucuğu aşağıda.
30 Aralık tarihli edit: Gündemin artık nasıl önünden gidiyorsam, önemli ve dikkate değer bir zatın dün okuduğum beyanı bu konunun ciddiyetine dair işaret fişeği olmuş, sosyal medyada kıyamet kopuyor. Blog kapalı olmasa burayı okuyup da meseleye vakıf olmuştur diyeceğim neredeyse :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!