22 Aralık 2019 Pazar

Boş Kafalar ve Boş Mezarlar Üzerine...


Uygur Türklerine uygulanan asimilasyon politikası ve eziyete dair Urfa’daki protestoda mukavva karton kutuların (aslında bildiğiniz koli bunlar, süpermarketlerde ya da beyaz eşya satan dükkanlarda rastladığımız türden) çin seddi muamelesiyle önce yüceltilip, sonra da yıkılması komedisini bir protesto gösterisi haline dönüştürmek ne kadar gerizekalı bir davranışsa, mehter takımı getirip sikik bir dönercinin açılışında müzik ve şanlı tarih şöleni vermek de aynı şey.






Halkımızın sembolizm kavramı ve imge/simge olguları üzerine ciddi bir sorunu var. Bir tane de aklı başında adam olmaz mı, hayır, yok işte.


İkinci fotoğraf bugün Kozlu mezarlığında rahmetli teyzem-eniştemin kabirlerini ararken karşıma çıkan bir mezardan: karşısında epeyce durdum, bekledim, ne düşüneceğimi bilemedim, en sonunda ona özel fatiha okudum, uzaklaştım.
Nispeten eski bir mezar olduğundan birisi hazırlamış da ölünce defnedilmek için bekletiyor gibi değildi.
Silinmiş aile isminin altında bir tarih olmadığına göre, gömülü kimse de yoktu orada.
 Mezarın sahibi acaba öldü de cesedini bulamadılar mı, kayıp diye gömemediler mi acaba?
Adam belki din değiştirdi, başka bir mezarlığa gömdüler, kim bilir.
Dediğim gibi eski bir mezar bu, kabir taşı 1980’lerde yazılanlara benziyor.
Belki parası kalmadı ailenin, Kozlu da malum gözde mezarlıklardan, satmak için müşteri arıyorlar, bir yatırım aracı olarak mezar. (Gayrimenkul tabi)
Ya orada biri defnedildiyse, ama daha sonra ismini silip tarih bile koymadan damnatio memoriae yapmaya karar verdilerse?  
Özenilmiş, zarif bir mezar aslında, baksanıza ayakucuna kuşlar için su yuvası bile düşünülmüş.
Daha neler neler olabilir, açıklaması çok basit veya çok karmaşık…








Mezarda geçirilen bir saat, insanı sarsmaya yetiyor, bu kadarını söyleyeyim ve susayım.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!