Uygur Türklerine uygulanan asimilasyon politikası ve eziyete
dair Urfa’daki protestoda mukavva karton
kutuların (aslında bildiğiniz koli bunlar, süpermarketlerde ya da beyaz eşya
satan dükkanlarda rastladığımız türden) çin seddi muamelesiyle önce yüceltilip,
sonra da yıkılması komedisini bir protesto gösterisi haline dönüştürmek ne
kadar gerizekalı bir davranışsa, mehter takımı getirip sikik bir dönercinin
açılışında müzik ve şanlı tarih
şöleni vermek de aynı şey.
Halkımızın sembolizm kavramı ve imge/simge olguları üzerine
ciddi bir sorunu var. Bir tane de aklı başında adam olmaz mı, hayır, yok işte.
İkinci fotoğraf bugün Kozlu mezarlığında rahmetli
teyzem-eniştemin kabirlerini ararken karşıma çıkan bir mezardan: karşısında
epeyce durdum, bekledim, ne düşüneceğimi bilemedim, en sonunda ona özel fatiha
okudum, uzaklaştım.
Nispeten eski bir mezar olduğundan birisi hazırlamış da
ölünce defnedilmek için bekletiyor gibi değildi.
Silinmiş aile isminin altında bir tarih olmadığına göre,
gömülü kimse de yoktu orada.
Mezarın sahibi acaba
öldü de cesedini bulamadılar mı, kayıp diye gömemediler mi acaba?
Adam belki din değiştirdi, başka bir mezarlığa gömdüler, kim
bilir.
Dediğim gibi eski bir mezar bu, kabir taşı 1980’lerde
yazılanlara benziyor.
Belki parası kalmadı ailenin, Kozlu da malum gözde
mezarlıklardan, satmak için müşteri arıyorlar, bir yatırım aracı olarak mezar. (Gayrimenkul tabi)
Ya orada biri defnedildiyse, ama daha sonra ismini silip
tarih bile koymadan damnatio memoriae yapmaya
karar verdilerse?
Özenilmiş, zarif bir mezar aslında, baksanıza ayakucuna
kuşlar için su yuvası bile düşünülmüş.
Daha neler neler olabilir, açıklaması çok basit veya çok
karmaşık…
Mezarda geçirilen bir saat, insanı sarsmaya yetiyor, bu
kadarını söyleyeyim ve susayım.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!