Hiç bir şey yazmıyorum çünkü canım istemiyor. Yazacak çok şey var aslına bakarsanız, ama ağırlığını iyiden iyiye hissettiren ağırlık bezdirdi beni.
25 Mayıs 2022 Çarşamba
22 Mart 2022 Salı
Blogu Not Defteri Olarak Kullanmak Üzerine...
Malum, karmaşık ve düzensiz bir blog bu. Konsept kavramı hiç uğramadı buraya. Bazen çok kişisel yazılar oluyor, kimseyi ilgilendirmeyen. Kimi yazılar (gene kimsenin önem atfetmeyeceği) sosyal, dini, ekonomik vs. mevzular hakkında zırvalanıyor. Birtakım metinler de pekâlâ elimin altında bulunsun istediğim bilgi notlarının blog yazısı formunda dile getirilmesi şeklinde düşünülebilir. Ama bu defa düpedüz bazı notlarımı yazacağım buraya, aynı mantıkla: Elimin altında bulunsun. Ne de olsa blog kapalı ve kimse okuyamaz. Olursa gelecekte kamuya açılırsa, zaten kimse gene merak etmez, açıp bakmaz. Neyse, girizgahı böyle yaptım, notları düşeyim şimdi aşağıya. Konumuz,
TASAVVUF, VELAYET, MEHDİ, OSMANLI:
Kökler:
a) Kuran-ı Kerim+Hadis+Sünnet asli kaynaklar
b) Doktrin/teori haline gelmesi Hristiyanlık+Musevilik+Zerdüştilik+Budizm+Neo-platonizm+Hermetizm
c) Tasavvuf bir Mevali işi. Hicaz kaynaklı ehl-i tasavvuf çok az, Mısır, İran, Irak, Horasan ve Endülüs ağırlıklı. (Hepsi kozmopolit yerler.)
d) Teori haline gelmesinde [yani zühd’ten sonraki aşama] b) maddesinde yer alanlarla ilişki/etkileşim ve tercüme hareketlerinin de büyük önemi var. (Plotinus’un Enneadlar’ını Aristoteles yazmış sanıyor Araplar, çevirileri asla unutma, Süryaniler Yunanca’dan Arapça’ya çeviriyor bu metinleri. Bir Rus’un Hegel’i Japonca'ya çevirmesi gibi bir şey.)
e) Yunus Suresi 62. Ayet: “Bilesiniz ki Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler.” Buradaki ‘Allah dostları’ evliyaallahi kelimesinin çevirisi, veli sözcüğünün çoğulu. Veli; dost, yardımcı, koruyucu anlamlarına geliyor. Veli olduğu iddiasında bulunanlar/düşünülenler/yakıştırılanlar bundan dolayı otomatikman Allah dostu kategorisine alınmaya başlanıyor. Onlara korku yoksa, korkacakları bir durumları yok demektir, yani Allah’tan korkmalarını gerektirecek bir fiilde bulunamazlar. Üzüntü çekmeyeceklerse pişmanlık duyacakları bir şey de yapmazlar, söyleyemezler. Bu nokta önemli: ayeti bu çerçevede değerlendirdiğimizde tasavvuftaki velilerin hatadan azade, yanlıştan korunmuş, günahsız kişiler olduğu sonucu çıkıyor. İnsan değil, melek formuna benziyor halleri. Papa’nın makamı gibi; pir ü paklar.
f) Özellikle hadislerle çalışıyorlar; hadis ilminin kurallarına göre doğrulanamayan hadisler için de “keşf ve ilham yoluyla” kendilerine geldiğini söylüyorlar. Hadis denilen kaynağı da bükmek bu. (Başta İbn Arabi) Bir de rüyalarla çalışıyorlar.
Babalar:
Tirmizi: 10.yy ilk yarısı.
Velayet teorisi
Kutup kavramı, Hatmü’l velaye, Velayet
Sühreverdi: Ölümü 1191.
İşrakilik bunun işi. Bilginin kaynağı keşf ve hads diyor. Antirasyonalist.
Selahattin Eyyübi idam ettiriyor.
İbn Arabi: Ölümü: 1240
a) Vahdet-i Vücud’un mucidi değil ama teorisyeni.
b) Allah ve kul arasına velayeti yerleştirdi.
c) Tirmizi’nin kitabını okuyor, hayatı değişiyor.
d) Pek mütevazı, ‘hatemül’l evliya benim’ der.
e) Öyle uç söylemleri var ki, başka sufiler bile onun tarafını tutamamış, Allah’a havale etmişler. İbn Teymiyye’ye göre şeyh’ül ekfer bu adam.
f) En önemli eserleri, Fütuhat-ı Mekkiye (Allah bu kitabı bana ilham etti diyor. Yani nerdeyse vahyedildi diyecek) ve Fusus'ül Hikem (Hz. Peygamber bu kitabı bana rüyamda verdi, kendimden bir şey katmadım diyor.)
g) O dönemlerin eserlerini ele alırken daima yazılanların tahrif edilme olasılığını, ekleme-çıkartma gibi ihtimalleri daima akılda tutmakta fayda var. Bu sadece İbn Arabi için değil herkes için geçerli.
h) Mevlana ile ilişkisi ilginç. Aynı dönemde ikisi de Anadolu’de buluyorlar ama aralarında hiçbir temas yok, aksine arkadan konuşmaları söz konusu.
Ara Not:
Zahiri bilgi = İlm = knowledge
Batıni bilgi = marifet = gnosis
Velayet Konusu:
1- Velinin Allah tarafından korunması, böylece günah işlemeyeceği konusu. Allah bu kişilere müthiş güçler, lütuflar, fevkalade haller verir.
2- Veli olağanüstü bir varlık, hatem’ül evliya ise veliler üstü bir veli.
3- Mevlana’ya göre; veli ölüyü diriltir, kaderi değiştirebilir, hafızayı silebilir vs. Veliler sayesinde yağmur yağar, bitkiler büyür. Doğaya hükmederler. [ a) ‘kışt kışt dedim, depremi geri gönderdim’ diyen şeyh. b) Fatih Sultan Mehmet’in Otman Baba’sı.
4- Peygamber= Mucize, Veli= Keramet
5- 13.yy’da ‘veli mi daha büyük, nebi mi daha büyük?’ tartışmaları. İbn Teymiyye’nin duruşu.
6- Nur-u Muhammedi konusu, velilerin kendilerini dayandırdıkları nokta.
Kutup Meselesi:
a) İnanılmaz yetki ve güçlere sahipler. Fakih-kelam grubu bu öğretiyi şiddetle eleştirdi.
b) Dünyada hükümdar, kral vardır. Kainatın da (Allah tarafından atanmış) manevi bir hükümdarı vardır görüşü.
c) Kelime kutup yıldızından geliyor. Daha da geriye gidilirse, kutup; değirmen taşının sabitlendiği mile verilen isimdir. Kutup olmazsa değirmen taşın dönmez. Paralel olarak kutup olmazsa dünya var. Mutlaka bir kutup vardır.
d) İbn Haldun, bu işin İsmaililer’den kaynaklandığını söyler. Şii İsmaililer’e göre, Allah, imamlara (cami imamı değil, Şii imamlara) hulul eder. Kutup inancı da bu durumun tasavvuftaki izdüşümüdür.
e) Hakikat-i Muhammedi burada anahtar kavramdır. İbn Arabi ‘bir tarihi, cismani, doğan, yaşayan, ölen Hz. Muhammed vardır’ der, ‘bir de hep var olmuş, olan ve olacak ruhani varlık olarak’ varlığın merkezine konulan Hz. Muhammed ele alınır. Hızır mesela, tasavvufa göre Hz. Musa’dan üstündür. Daimi kutup Hz. Muhammed’tir, sahib-ül vakt denilen kişi, onun yerine vekaleten bakan kutuptur.
f) Gavs ve Kutup aynı şeydir. Kutup yardıma çağırıldığında Gavs olur.
g) Tarikatlar, tasavvufun kurumsallaşmış hali. Dolayısıyla her tarikat kendi şeyhinin kutup olduğuna inanır. Kutup enflasyonu buradan kaynaklanır.
h) Bir sürü tarikat ve farklı kutup telakkileri var, mesela Melamiler’e göre kutup sadece Anadolu’dan çıkar.
i) Kutup maddi dünyaya hükmeden manevi hükümdardır.
j) (K.S) kısaltması, kutup, yani şeyhler için kullanılır. Açılımı ‘Kuddise Sırrehu’ manası sırları, gizli bilgisi, özel ilmi takdis olunsun şeklinde.
k) Tasavvufla Şiiler arasında anormal bir etkileşim var. Şiiler zamanın imamını tanımadan ölürsen kafirsin derler. Mevlana da zamanın kutbunu bilmeden ölürsen kafirsin der. Şii İsmaililer’e göre Mevlana, Attar kendi müridleri.
Ricalü’l Gayb Meselesi:
1- Ricalü’l Gayb: Gayb Adamları
Ricalullah: Allah’ın Adamları.
2- Hiyerarşik velayet şeması. Kozmik düzen adına ne varsa onlardan sorulur.
3- Kuran’daki bazı ayetlere dayanıyorlar, görünmez meleklerin savaşlarda Peygamberimize ve sahabelere yardıma gelmeleriyle alakalı ayetler bunlar. Birtakım hadisler de var, hadis ilmiyle teyid edilemeyen, güvenilmez hadisler bunlar. Ama hemen “batını değil zahiri bilirsiniz siz” itirazı geliyor sufilerden.
4- Ricalü’l gayb, Kutup liderliğinde bir politbüro gibi çalışır.
5- Allah’ı tam manasıyla bilme iddiasındalar ve Allah’ın bilinme isteğini karşıladıklarını söylerler.
6- 1 kutup, 2 imam, 4 evtad (direk), 7 abdal, 12 nukaba (nakipler) vs. vs.
7- Ricalü’l Gayb’a inanmayan kafir olur diyen sufiler var.
8- Allah’ın görünmez, bilinmez, olağanüstü güçlerle donatılmış süper ordusu. Yağmuru onlar yağdırır, depremi onlar yaptırır, bitkileri onlar yeşertir, güneşi onlar doğdurur, vs.
Tasavvuf ve Mehdilik:
1) Şiilikteki 12 imam ve Gizli İmam kavramlarının içselleştirilmesi.
2) İbn Haldun tasavvufun ilk dönemlerinde Kutup ve Mehdi kavramlarının olmadığını, bunların Şii kökenli olup Sünnilerce absorbe edildiğini söyler.
3) İslam siyasi hayatına hükmedemeyen Şiiler, 7.yy sonlarında beklenen bir Mehdi anlayışı geliştirdiler.
4) İbn Arabi, Fütuhat-ı Mekkiye’sinde şov yapıyor: Anadolu ve İstanbul’un fethinden sonra Horasan bölgesinde Deccal ortaya çıkacak, Yahudiler ve Türkler onu takip edecek diye iddia ediyor. Ardından Mehdi zuhur edecek, hatasız ve masumdur diye vurguladıktan sonra Mehdi’ye en büyük düşmanlığı fakihler gösterecek diyor.
5) Devirlerinde I. Murad’a ve II. Beyazıd’a kutup denmiş.
Fatih’e uygun görülmemiş! Kanuni’ye hem mehdi hem kutup denilmiş, O da samimiyetle inanmış buna.
Son Notlar:
a) Toplumlarda okuma-yazma oranı neredeyse sıfır, tefekkür için okuma yazmanın ne kadar elzem olduğu düşünülürse, avam tarafından bu anlatıların sorgusuz sualsiz kabul edilmesi anlaşılabilir. Onun yerine sözlü iletişim yoğun, sözlü iletişimde insanlar tanımlarla, kavramlarla uğraşmaz. Eğilip bükülen kavramlar kitleye olası ve itiraz edilemez, sorgulanamaz gelir. Üstelik bu anlatı otoritesi sorgulanamayan biri tarafından anlatılıyorsa. Akıl almaz olaylar böyle kabul görür. Anlatanın karizması da son derece belirleyicidir.
b) Medrese, kitabî islamdır (fakihler), Tekke şifahi-tecrübi islamdır (sufiler.)
c) Veli sadece manevi önder değil, her sıkıntı, aile içi problem, hastalık [hocaya üfletmek] konularında da otorite kaynağıdır. Zaten hatasızdır. Yanlış yapmaz. Allah yaptırmaz ki, onu korur, o nedenle Veli ne dese doğrudur. Her ne ederse bir hikmeti vardır. Sual olunmaz.
d) Hadislerdeki ahirzaman vurgusu, Mehdi beklentisini perçinleyen bir sebep.
e) Kıyamet hesaplamaları, Mehdi hesaplamaları gibi de ele alınabilir. Cifr, vıfk, astroloji. Suyuti mesela, h. 1300’lerden yani miladi 1800’lerin sonlarında kıyametin kopacağına eminmiş.
f) İbn Arabi’nin kaleminden çıkmadığı muhakkak olan ama kendisine atfedilen bir kitap var: Şeceretü'n-Numaniyye fi'd-Devlet-i Osmaniyye. İbn Arabi öldüğünde henüz Osmanlı Beyliği bile ortada yoktu ama bu kitapta (güya) İbn Arabi Sahabe döneminden sonra en mükemmel ve olgun devletin Osmanlı Devleti olacağını, Osmanlı Devletinin kıyamet kopana kadar yaşayacağını yazıyor.
g) İbn Arabi’nin çizgisindeki sufilerden İsmail Hakkı Bursevî bu öngörüyü ileri taşıyor, “Osmanlı Hanedanının son temsilcisi de Mehdi’nin ta kendisidir” diyor.
h) Kesinlikle dikkat çekici olan, 1505 senesinde ölen e) maddesindeki Suyuti’nin kendisinden 300 sene sonrayı işaret edip kıyamet/mehdi tarihi vermesi. 19yy sonlarında da Osmanlı Devleti’nin yaşadığı toprak kayıpları, ekonomik ve toplumsal olaylar insanlarda kıyametin kopmasına ramak kaldı psikolojisi yaratıyor. Şeceretü'n-Numaniyye fi'd-Devlet-i Osmaniyyedeki öğretiyi benimsemiş ve Osmanlı Devletinin son devlet olacağına inanmış insanlar, bu kaotik dönemde kıyametin her an koptu kopacak olduğu düşüncesine kapılıyorlar.
![]() |
| Güneş mi parlıyor kapının arkasında, azgın bir ateş mi var yoksa? Doğrusunu Allah bilir. |
1 Mart 2022 Salı
Lord Byron'a İthaf Üzerine...
| Resim bana ait. Hayret değil mi? |
Okuduğum andan beri içimde tuhaf şeyler hissettiren aşağıdaki kıtada Lord Byron şöyle buyurmuş:
LXXXIV
Hangi derin yara iz bırakmadan kapanmıştır?
Uzun süre kanasa da kalp, yıpratmak için iyileşir
Onu çirkinleştiren şeyi; kendi umutlarına
Karşı savaş verip kaybedenler, sessizleşirler
Belki ama boyun eğmezler; ininde
Nefesini tutup bekler Kararlı Tutku,
Yılları telafi edeceği âna kadar; ümidini kesmesin kimse:
O geldi, gelir, gelecek – cezalandırma
Ya da affetme gücü – yavaşlayacağız BİR olduğumuzda.
*
Çok ısınamadığım yukarıdaki çeviri bu kitaptan.
Orijinali de aşağıda:
What deep wounds ever closed without a scar?
The heart's bleed longest, and but heal to wear
That which disfigures it; and they who war
With their own hopes, and have been vanquished, bear
Silence, but not submission: in his lair
Fixed Passion holds his breath, until the hour
Which shall atone for years; none need despair:
It came--it cometh--and will come--the power
To punish or forgive--in ONE we shall be slower.
27 Şubat 2022 Pazar
Ailevi, Toplumsal ve Tabi ki Kişisel Bir Quo Vadis? Üzerine...
Kardeşim haftada bir arıyor beni. Her konuşmamız yaklaşık iki saat sürüyor; aile işlerinden ABD’nin iç politikasına kadar geniş bir yelpazede her konuda laflıyoruz; ardından kendisini genel İslam tarihi ve islami düşüncenin zihniyet değişimini tarihsel olarak anlatıyorum kendisine. Bir keresinde kısa da olsa kulak misafiri olan Havva, podcast gibi bir şey yaptığımızı söyledi; hayatımda podcast dinlemedim ama o diyorsa doğrudur. Kardeşim gavur ellerde gırtlağına kadar hayat mücadelesinin içinde; kırk yaşından sonra fiziksel olarak çok yorulduğu, yıprandığı bir işle meşgul, yani yoğun bir koşturmaca içinde ailesini geçindirme ve geleceğini garanti altına alabilme derdinde. Bunun yanında, geçmişte dini değerlere inancı ve bağlılığıyla benden çok önde olan kardeşimin son dönemde Allah’la ilişkisinde problemler yaşadığını hissediyorum. Kendisinden duymaya alışık olmadığım kimi ifadeler açıkça olmasa dahi bu yönde sezgilerimi güçlendiriyor. Hoş, bizzat tanıdığım, gıyabında bildiğim ya da başkalarından işittiğim kimseler hakkında öyle çok ateist, deist ya da agnostik haberi alıyorum ki, üzdüğü ve ürperttiği kadar şaşırtıcı gelmiyor artık bu durum. Yetmişini çoktan aşmış annecim bile imanını sorguladığını söylüyordu geçenlerde. İnsanın imanını sorgulaması kötü bir şey değil, zaten iman denilen meret hiç kimse için garanti bir olgu değil. Elbette benim için de bu geçerli. Kimse kendinden emin olamaz, başkaları hakkında da kesin konuşamaz. Buna yetkisi de yok, hakkı da yok. Bununla birlikte kişilerin yoğun bir şekilde tecrübe ettiği türden umumi bir felakete uğramışlık hissi yadsınamaz; adaletsizlik, kötülük, zulüm, cehalet, zorbalık her yerde, her coğrafyada, her alanda, her disiplinde, mikro ve makro anlamda tüm gezegene hâkim olmuş halde. Dünyayı cehenneme çeviren insanların suçu Allah’a atması bu ama kimseyi neden ateist oldu, neden deist söylemlerde bulunuyor diye eleştirecek değilim. Ne var ki, kardeşimle yaptığımız uzun konuşmalarda kötülüğün, baskının, şiddetin tarihin her döneminde ve coğrafyasında olduğu gibi İslamın geldiği günden bu yana sürekli yaşadığını, kavgaların, çekememezliklerin, eziyetin ve yaşam hakkı tanımamanın eksik olmadığını anlatırken bu defa olay başka bir yöne sapıyor: 1- Bu yaşanılanlar aslında yeni bir durum değil. 2- Dünya her daim böyle korkunç bir yer olduysa, o zaman hep bir cehennemdi. Aslında bu sonuçlara varmak da yanlış. Ama işte bu gibi konular hakkında konuşarak telefonda geçiyor saatlerimiz. Fakat bu defa da anlattıklarım (kendi ifademle ona verdiğim eğitim) öylesine hayrete düşürüyor ki kardeşimi, bu kez de zaten çok bilmediği İslam zihniyetinin oluşumunu, düşünce tarihi ve aşamalarında yaşananları şok dalgaları gibi algılıyor. Emevi-Ehl-i Beyt- Harici bölünmesinin sonraki safhaları, Şii ideolojinin biçimlenmesi, Mürcie’den itibaren Sünni düşüncenin geçirdiği akılalmaz evrim, bu arada ehl-i rey, ehl-i hadis, mihne, Mutezile, diğer taraftan tasavvuf-tarikatler, mesiyanik beklentiler filan derken, başlangıçta safiyane gayem islamın en içten ve yoğun yaşandığı farz edilen yüzyıllarda bile bir golden age’den söz etmenin mümkün olmadığı, kelime-i tevhid ve bireysel ibadetler hariç islama dair ya da ilinti her şeyin ama her şeyin politik ve ekonomik temele dayandığı vurgusunu perçinlemekti; sebep-sonuç ilişkilerine ve tarihsel bakış açısıyla olabildiğince nesnel anlatmaya çalıştım kendisine, hala da çalışıyorum, gel görelim fark etmeye başladım ki benden dinledikleri onun ruhunu daha da kasvete boğuyor.
Kardeşimin ateist/deist olduğunu henüz işitmedim ondan, ama dediğim gibi emarelerini sezinliyorum. Tam aksi bir niyet taşısam da eğer bu yönde onu olumsuz etkileyecek olursam çok ama çok üzülürüm.
Gene de hemen her konuşmamızda lafı manyak ve arıza kayınpederimin özlü deyişine atıfta bulunuyor, hak verdiğini ifade ederek: “İslam’ın şartı üçtür: Haram yeme, yalan deme, namazını koma.”
Haram yememek ve yalan dememek, yalnızca İslamın şartı değil, başlı başına iyi bir insan olmanın şartı. Bu önemli. Tabi bir de namazını kılmaya devam etse ne güzel olur.
Bu çocuk benden çok daha dindardı, Çok daha kuvvetli bağları vardı manevi değerlerle.
Rabbim yardım etsin.
*
| Emin Barın ne müthiş biriymiş ya. |
*
Yazı bitti ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Her senenin sonunda o yıl boyunca okuduğum kitapların fotoğrafını koyuyorum bloga, okuma konularımın ve ilgi alanlarımın değiştiğini daha evvel de belirtmiştim burada zaten. Konuşmanın ve anlatmanın şehveti benzersiz bir duygu; kendime mani olamıyorum çoğu zaman ve muhatabımda şüpheler yaratacak, sorgulamalara sebebiyet verecek şeyleri de keyifle paylaşıyorum. Bu neden olabilir? Ne kadar çok şey bildiğime dair bir kibir şovu mu, bilinmese daha iyi olacak şeyleri başkasına zerk ederek karşımdakini yorma fitnesi mi, konuştuğum kişiyi aydınlatma güdüsü mü veya başka bir açıklaması var mıdır bilmiyorum. Bilinç öyle ilginç bir olgu ki, idrak çoğu zaman tahrikle mümkün hale geliyor, dürterek harekete geçirmek manasına gelir tahrik. Dürtmek ne demek peki? Hafifçe itmek. Hafifçe itince harekete geçiriyorsunuz, sertçe ittiğinizde ne oluyor peki? Yıkar düşürürsünüz. Benim konuşma ve anlatma şehveti derken ifade etmeye çalıştığım şey bu işte, harekete geçirmek istiyorum, fakat ya hızımı alamaz ve düşürürsem? Samimi olduğumu biliyorum, ama nerede duracağımı biliyor muyum acaba?
İşte bu da benim kendime dair şüphem.
Son sözüm ise hayatımın nakaratı: Bok gibi adamım vesselam.
24 Şubat 2022 Perşembe
Jorge'nin Temsil Ettiği Eril Düşler Üzerine... (+18 bir yazı.)
Bundan tam yirmi sene önceydi, BM çatısı altında Kosova’da resmi görevli olduğum o günlerde herhangi bir ortamda kadınlardan söz açıldığında Almanı, İtalyanı, Pakistanlısı, Amerikalısı, Mısırlısı, Nijeryalısı, kimi hindu kimi yamyam kimi bilmem ne belası, tabi ki kimi Türk yiğitlerinin de keyifle dahil olduğu bu muhabbetlerde, hayallerindeki BM görevinin Rusya-Ukrayna arasında yaşanacak bir savaştan sonra bölgeye barışı/düzeni sağlamak amacıyla gidilmesi olduğu dile getirilirdi. Eril dil, kültürler üstü bir özellik taşır, dinî sorgulama, coğrafi sınır ya da vicdani muhasebe kısıtlaması tanımaz; Irvin Cemil Schick’in Oğuzname’den birebir aktardığı özlü sözün işaret ettiği gibi “Sik kalkınca Tanrı unudulur”, eh, sik kalkınca ne unutulmuyor ki zaten değil mi? Güya uluslararası Barış Gücü personelinin sikleri uğruna düşlerini süsleyen savaş buydu işte. Alımlı kadınlarının baş döndürücü güzelliği dillere destan Rus ve Ukrayna hakları savaşacak ve barış gücü gidip asayişi sağlayacak, sonra da o kadınları sikecek... Yarrak gibi bir kariyer hayali.
Sabah gelen haberlere göre günlerden beri çalan savaş tamtamları nihayet yerini tank homurdanmalarına, patlama sarsıntılarına yani işgal efektlerine bırakmış; Rus birlikleri Ukrayna’yı işgale başlamış.
Sevgili Jorge, seninle aramızda on iki yaş vardı; demek oluyor ki şimdilerde 60’ını geride bırakmış olmalısın. Hayatta mısın onu da bilmiyorum ya neyse. Mutlu musun aq?! Al işte, hatırladığım kadarıyla bu savaş için kosmosa gerçekleşmesi için dilek pompalayanların başında geliyordun sen, bak duaların kabul oldu.
Bu arada insanlar ölecek, yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalacaklar, zorbalık açlıkla, kaos dehşetle kolkola girip bu kış kıyamette ezecek insanları.
Eğer yaşıyorsan şimdi Rusların kendilerini dostlar alışverişte görsün nevinden bile olsa eleştirecek diğer devletlere tepki olarak doğalgaz vanasını kapatmamaları için dua etmelisin, malum, romatizma yaşın gelmiştir. Sikini sonra dert edersin Jorge.
| Bilemedim valla. |
