Malum, karmaşık ve düzensiz bir blog bu. Konsept kavramı hiç uğramadı buraya. Bazen çok kişisel yazılar oluyor, kimseyi ilgilendirmeyen. Kimi yazılar (gene kimsenin önem atfetmeyeceği) sosyal, dini, ekonomik vs. mevzular hakkında zırvalanıyor. Birtakım metinler de pekâlâ elimin altında bulunsun istediğim bilgi notlarının blog yazısı formunda dile getirilmesi şeklinde düşünülebilir. Ama bu defa düpedüz bazı notlarımı yazacağım buraya, aynı mantıkla: Elimin altında bulunsun. Ne de olsa blog kapalı ve kimse okuyamaz. Olursa gelecekte kamuya açılırsa, zaten kimse gene merak etmez, açıp bakmaz. Neyse, girizgahı böyle yaptım, notları düşeyim şimdi aşağıya. Konumuz,
TASAVVUF, VELAYET, MEHDİ, OSMANLI:
Kökler:
a) Kuran-ı Kerim+Hadis+Sünnet asli kaynaklar
b) Doktrin/teori haline gelmesi Hristiyanlık+Musevilik+Zerdüştilik+Budizm+Neo-platonizm+Hermetizm
c) Tasavvuf bir Mevali işi. Hicaz kaynaklı ehl-i tasavvuf çok az, Mısır, İran, Irak, Horasan ve Endülüs ağırlıklı. (Hepsi kozmopolit yerler.)
d) Teori haline gelmesinde [yani zühd’ten sonraki aşama] b) maddesinde yer alanlarla ilişki/etkileşim ve tercüme hareketlerinin de büyük önemi var. (Plotinus’un Enneadlar’ını Aristoteles yazmış sanıyor Araplar, çevirileri asla unutma, Süryaniler Yunanca’dan Arapça’ya çeviriyor bu metinleri. Bir Rus’un Hegel’i Japonca'ya çevirmesi gibi bir şey.)
e) Yunus Suresi 62. Ayet: “Bilesiniz ki Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler.” Buradaki ‘Allah dostları’ evliyaallahi kelimesinin çevirisi, veli sözcüğünün çoğulu. Veli; dost, yardımcı, koruyucu anlamlarına geliyor. Veli olduğu iddiasında bulunanlar/düşünülenler/yakıştırılanlar bundan dolayı otomatikman Allah dostu kategorisine alınmaya başlanıyor. Onlara korku yoksa, korkacakları bir durumları yok demektir, yani Allah’tan korkmalarını gerektirecek bir fiilde bulunamazlar. Üzüntü çekmeyeceklerse pişmanlık duyacakları bir şey de yapmazlar, söyleyemezler. Bu nokta önemli: ayeti bu çerçevede değerlendirdiğimizde tasavvuftaki velilerin hatadan azade, yanlıştan korunmuş, günahsız kişiler olduğu sonucu çıkıyor. İnsan değil, melek formuna benziyor halleri. Papa’nın makamı gibi; pir ü paklar.
f) Özellikle hadislerle çalışıyorlar; hadis ilminin kurallarına göre doğrulanamayan hadisler için de “keşf ve ilham yoluyla” kendilerine geldiğini söylüyorlar. Hadis denilen kaynağı da bükmek bu. (Başta İbn Arabi) Bir de rüyalarla çalışıyorlar.
Babalar:
Tirmizi: 10.yy ilk yarısı.
Velayet teorisi
Kutup kavramı, Hatmü’l velaye, Velayet
Sühreverdi: Ölümü 1191.
İşrakilik bunun işi. Bilginin kaynağı keşf ve hads diyor. Antirasyonalist.
Selahattin Eyyübi idam ettiriyor.
İbn Arabi: Ölümü: 1240
a) Vahdet-i Vücud’un mucidi değil ama teorisyeni.
b) Allah ve kul arasına velayeti yerleştirdi.
c) Tirmizi’nin kitabını okuyor, hayatı değişiyor.
d) Pek mütevazı, ‘hatemül’l evliya benim’ der.
e) Öyle uç söylemleri var ki, başka sufiler bile onun tarafını tutamamış, Allah’a havale etmişler. İbn Teymiyye’ye göre şeyh’ül ekfer bu adam.
f) En önemli eserleri, Fütuhat-ı Mekkiye (Allah bu kitabı bana ilham etti diyor. Yani nerdeyse vahyedildi diyecek) ve Fusus'ül Hikem (Hz. Peygamber bu kitabı bana rüyamda verdi, kendimden bir şey katmadım diyor.)
g) O dönemlerin eserlerini ele alırken daima yazılanların tahrif edilme olasılığını, ekleme-çıkartma gibi ihtimalleri daima akılda tutmakta fayda var. Bu sadece İbn Arabi için değil herkes için geçerli.
h) Mevlana ile ilişkisi ilginç. Aynı dönemde ikisi de Anadolu’de buluyorlar ama aralarında hiçbir temas yok, aksine arkadan konuşmaları söz konusu.
Ara Not:
Zahiri bilgi = İlm = knowledge
Batıni bilgi = marifet = gnosis
Velayet Konusu:
1- Velinin Allah tarafından korunması, böylece günah işlemeyeceği konusu. Allah bu kişilere müthiş güçler, lütuflar, fevkalade haller verir.
2- Veli olağanüstü bir varlık, hatem’ül evliya ise veliler üstü bir veli.
3- Mevlana’ya göre; veli ölüyü diriltir, kaderi değiştirebilir, hafızayı silebilir vs. Veliler sayesinde yağmur yağar, bitkiler büyür. Doğaya hükmederler. [ a) ‘kışt kışt dedim, depremi geri gönderdim’ diyen şeyh. b) Fatih Sultan Mehmet’in Otman Baba’sı.
4- Peygamber= Mucize, Veli= Keramet
5- 13.yy’da ‘veli mi daha büyük, nebi mi daha büyük?’ tartışmaları. İbn Teymiyye’nin duruşu.
6- Nur-u Muhammedi konusu, velilerin kendilerini dayandırdıkları nokta.
Kutup Meselesi:
a) İnanılmaz yetki ve güçlere sahipler. Fakih-kelam grubu bu öğretiyi şiddetle eleştirdi.
b) Dünyada hükümdar, kral vardır. Kainatın da (Allah tarafından atanmış) manevi bir hükümdarı vardır görüşü.
c) Kelime kutup yıldızından geliyor. Daha da geriye gidilirse, kutup; değirmen taşının sabitlendiği mile verilen isimdir. Kutup olmazsa değirmen taşın dönmez. Paralel olarak kutup olmazsa dünya var. Mutlaka bir kutup vardır.
d) İbn Haldun, bu işin İsmaililer’den kaynaklandığını söyler. Şii İsmaililer’e göre, Allah, imamlara (cami imamı değil, Şii imamlara) hulul eder. Kutup inancı da bu durumun tasavvuftaki izdüşümüdür.
e) Hakikat-i Muhammedi burada anahtar kavramdır. İbn Arabi ‘bir tarihi, cismani, doğan, yaşayan, ölen Hz. Muhammed vardır’ der, ‘bir de hep var olmuş, olan ve olacak ruhani varlık olarak’ varlığın merkezine konulan Hz. Muhammed ele alınır. Hızır mesela, tasavvufa göre Hz. Musa’dan üstündür. Daimi kutup Hz. Muhammed’tir, sahib-ül vakt denilen kişi, onun yerine vekaleten bakan kutuptur.
f) Gavs ve Kutup aynı şeydir. Kutup yardıma çağırıldığında Gavs olur.
g) Tarikatlar, tasavvufun kurumsallaşmış hali. Dolayısıyla her tarikat kendi şeyhinin kutup olduğuna inanır. Kutup enflasyonu buradan kaynaklanır.
h) Bir sürü tarikat ve farklı kutup telakkileri var, mesela Melamiler’e göre kutup sadece Anadolu’dan çıkar.
i) Kutup maddi dünyaya hükmeden manevi hükümdardır.
j) (K.S) kısaltması, kutup, yani şeyhler için kullanılır. Açılımı ‘Kuddise Sırrehu’ manası sırları, gizli bilgisi, özel ilmi takdis olunsun şeklinde.
k) Tasavvufla Şiiler arasında anormal bir etkileşim var. Şiiler zamanın imamını tanımadan ölürsen kafirsin derler. Mevlana da zamanın kutbunu bilmeden ölürsen kafirsin der. Şii İsmaililer’e göre Mevlana, Attar kendi müridleri.
Ricalü’l Gayb Meselesi:
1- Ricalü’l Gayb: Gayb Adamları
Ricalullah: Allah’ın Adamları.
2- Hiyerarşik velayet şeması. Kozmik düzen adına ne varsa onlardan sorulur.
3- Kuran’daki bazı ayetlere dayanıyorlar, görünmez meleklerin savaşlarda Peygamberimize ve sahabelere yardıma gelmeleriyle alakalı ayetler bunlar. Birtakım hadisler de var, hadis ilmiyle teyid edilemeyen, güvenilmez hadisler bunlar. Ama hemen “batını değil zahiri bilirsiniz siz” itirazı geliyor sufilerden.
4- Ricalü’l gayb, Kutup liderliğinde bir politbüro gibi çalışır.
5- Allah’ı tam manasıyla bilme iddiasındalar ve Allah’ın bilinme isteğini karşıladıklarını söylerler.
6- 1 kutup, 2 imam, 4 evtad (direk), 7 abdal, 12 nukaba (nakipler) vs. vs.
7- Ricalü’l Gayb’a inanmayan kafir olur diyen sufiler var.
8- Allah’ın görünmez, bilinmez, olağanüstü güçlerle donatılmış süper ordusu. Yağmuru onlar yağdırır, depremi onlar yaptırır, bitkileri onlar yeşertir, güneşi onlar doğdurur, vs.
Tasavvuf ve Mehdilik:
1) Şiilikteki 12 imam ve Gizli İmam kavramlarının içselleştirilmesi.
2) İbn Haldun tasavvufun ilk dönemlerinde Kutup ve Mehdi kavramlarının olmadığını, bunların Şii kökenli olup Sünnilerce absorbe edildiğini söyler.
3) İslam siyasi hayatına hükmedemeyen Şiiler, 7.yy sonlarında beklenen bir Mehdi anlayışı geliştirdiler.
4) İbn Arabi, Fütuhat-ı Mekkiye’sinde şov yapıyor: Anadolu ve İstanbul’un fethinden sonra Horasan bölgesinde Deccal ortaya çıkacak, Yahudiler ve Türkler onu takip edecek diye iddia ediyor. Ardından Mehdi zuhur edecek, hatasız ve masumdur diye vurguladıktan sonra Mehdi’ye en büyük düşmanlığı fakihler gösterecek diyor.
5) Devirlerinde I. Murad’a ve II. Beyazıd’a kutup denmiş.
Fatih’e uygun görülmemiş! Kanuni’ye hem mehdi hem kutup denilmiş, O da samimiyetle inanmış buna.
Son Notlar:
a) Toplumlarda okuma-yazma oranı neredeyse sıfır, tefekkür için okuma yazmanın ne kadar elzem olduğu düşünülürse, avam tarafından bu anlatıların sorgusuz sualsiz kabul edilmesi anlaşılabilir. Onun yerine sözlü iletişim yoğun, sözlü iletişimde insanlar tanımlarla, kavramlarla uğraşmaz. Eğilip bükülen kavramlar kitleye olası ve itiraz edilemez, sorgulanamaz gelir. Üstelik bu anlatı otoritesi sorgulanamayan biri tarafından anlatılıyorsa. Akıl almaz olaylar böyle kabul görür. Anlatanın karizması da son derece belirleyicidir.
b) Medrese, kitabî islamdır (fakihler), Tekke şifahi-tecrübi islamdır (sufiler.)
c) Veli sadece manevi önder değil, her sıkıntı, aile içi problem, hastalık [hocaya üfletmek] konularında da otorite kaynağıdır. Zaten hatasızdır. Yanlış yapmaz. Allah yaptırmaz ki, onu korur, o nedenle Veli ne dese doğrudur. Her ne ederse bir hikmeti vardır. Sual olunmaz.
d) Hadislerdeki ahirzaman vurgusu, Mehdi beklentisini perçinleyen bir sebep.
e) Kıyamet hesaplamaları, Mehdi hesaplamaları gibi de ele alınabilir. Cifr, vıfk, astroloji. Suyuti mesela, h. 1300’lerden yani miladi 1800’lerin sonlarında kıyametin kopacağına eminmiş.
f) İbn Arabi’nin kaleminden çıkmadığı muhakkak olan ama kendisine atfedilen bir kitap var: Şeceretü'n-Numaniyye fi'd-Devlet-i Osmaniyye. İbn Arabi öldüğünde henüz Osmanlı Beyliği bile ortada yoktu ama bu kitapta (güya) İbn Arabi Sahabe döneminden sonra en mükemmel ve olgun devletin Osmanlı Devleti olacağını, Osmanlı Devletinin kıyamet kopana kadar yaşayacağını yazıyor.
g) İbn Arabi’nin çizgisindeki sufilerden İsmail Hakkı Bursevî bu öngörüyü ileri taşıyor, “Osmanlı Hanedanının son temsilcisi de Mehdi’nin ta kendisidir” diyor.
h) Kesinlikle dikkat çekici olan, 1505 senesinde ölen e) maddesindeki Suyuti’nin kendisinden 300 sene sonrayı işaret edip kıyamet/mehdi tarihi vermesi. 19yy sonlarında da Osmanlı Devleti’nin yaşadığı toprak kayıpları, ekonomik ve toplumsal olaylar insanlarda kıyametin kopmasına ramak kaldı psikolojisi yaratıyor. Şeceretü'n-Numaniyye fi'd-Devlet-i Osmaniyyedeki öğretiyi benimsemiş ve Osmanlı Devletinin son devlet olacağına inanmış insanlar, bu kaotik dönemde kıyametin her an koptu kopacak olduğu düşüncesine kapılıyorlar.
![]() |
| Güneş mi parlıyor kapının arkasında, azgın bir ateş mi var yoksa? Doğrusunu Allah bilir. |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!