24 Mart 2025 Pazartesi

Sondan Bir Önceki Resmî İşlem Üzerine... (veya, 'Fraulein'a Veda.)

Üzerinden bir aydan fazla bir zaman geçmişti, 20 şubattan sonra bugün görüştük. Babamların ev interneti daha önce değindiğim gibi Still-Havva’nın üzerineydi, öğleden sonra Superonline bayiinde buluştuk, devir işlemini hallettik, kendi üzerime aldım. Buna bağ denir mi bilmiyorum, netice bir şey daha koptu aramızda. Artık hukuki olarak yalnızca terk ettiği evin tapusundaki %50 hakkını bana devretmesi kaldı, buna zaten bir an önce olsun bitsin gözüyle bakıyor ama benim bu işlem için mecalim yok, kendisinden ruhen hazır olmamı beklemesine dair ricamı hatırlattı, “senden haber bekliyorum” dedi o konuda. 


Ne tokalaştık, ne sarıldık bayiinin otoparkında buluştuğumuzda. Merhabalaşmadık bile! Ofise girdik, kimliklerimizi verdik, iki yabancı gibi bitirdik işi, birbirimizin yüzüne bile bakmadık dersem abartmış olmam. Öylesine soğuk, öylesine mekanik, öylesine uzak. O’nun rahatlığı ve iç huzuru malum, benim yüzümün şekilden şekile girmesi, karnıma oturan kramplar da sürpriz değil. Devir bitince, Still-Havva kendi-annesinin- eviyle ilgili bir konu sordu görevliye, birkaç dakika daha orada duracağı belli olunca bana döndü, “sen istersen git” dedi. Aynı metro durağına yürüyeceğiz, aynı metroya bineceğiz, aynı istasyonda ineceğiz, aynı metro çıkışından yol sapağına kadar devam edeceğiz aslında, evlerimiz(!) o kadar yakın ki. “Bekleyeyim” diyerek bir köşeye oturdum ama daha o saniye benimle aynı ortamda daha fazla olmak istemeyeceği düşüncesi aklıma düştü. Üstelik bekleyeyim demiş de bulundum. Kendi işi bitip kapıya doğru yöneldiğinde çabucak “benimle beraber yürüme eziyetini sana yaşatmak istemem, ben şurada beş dakika sigara içer oyalanırım, sen rahatça git” dedim. Yok canım, olur muymuş öyle şey. Salaklığıma karşı nezaket gösterisi. İstasyona kadar beş yüz metre kadar yürüdük tek kelime konuşmadan. Benim yüzüm dayak yemiş gibi, dudaklarım bükülüyor, gözlerim doluyor, kalbim güm güm. Perona inip suskunca metronun gelmesini beklerken birden bana döndü, “kız nasıl?” diye sordu. O kadar beklenmedik bir soruydu ki. Bir kez olsun merak etmemişti evden ayrıldığından bu yana. Hatta bir kere fotoğrafını gönderme gafletinde bulunmuştum da ateş püskürmüştü bana. Sağlığının iyi olduğunu, hep yanımda, kucağımda, koynumda durduğunu söyledim. Ondan sonra -artık soru sorma cesaretini kendimde bularak- yılın bu dönemi gitmesi gereken önemli sağlık kontrolünü, Mustang’i, eski kayınvalidemi, okulunu sordum. Bir müşkül yokmuş çok şükür. Arabayı satmaya niyetliydi, satabilmiş nihayet, onun yerine epeyce yeni ve güzel bir araba almış kendisine. Hüzünlendim Fraulein ismini verdiği araba(mız) artık olmadığı için. Gene de çok daha güvenli ve yeni bir aracının olmasına sevindim elbette. Anne-babamı sordu. Çok sızlanmak istemedim, babamın durumundan bahsettim kısaca.


İlk karşılaştığımız ana kıyasla, nispeten güler yüzlü ayrıldık ama benim suratımın durmaksızın değişen şekli, sesimin sık sık titremesi, kimi zaman ağlak bir sesle konuşmamı fark etmemiş olması mümkün değil. 


Acıyordur bana. Zayıflığıma. 


Ayrıldıktan sonra eve doğru adımlarken yanlış sokağa girdiğimi de, bacaklarımın zangırdayarak titremesinin hala geçmediğini de not düşeyim. 


Acınacak haldeyim, doğru. 



Kapıdan içeri girdiğimde her zamanki gibi önümde kendini yere atıp karnını açan kedime “güzel kızım, sana harika bir haberim var! Annen bana bir defa bile ‘nasılsın?’ diye sormamış olabilir ama seni merak ediyor!” dedim. 


Miyavladı yerde yuvarlanarak.  




Not: Nasıl da yaramış bensizlik... Nasıl mutlu, rahat, özgüvenli... ve güzel...





Gecenin 11.30pm’inde edit: Dayanamadım, “bu akşam yürüyüş yapmadığım için belim ağrıyor, geç de olsa çıkıp biraz dolaşayım” diye kendime yalan söyleyip sokağa çıktım, doğruca Still-Havva’nın evine gittim, sitenin garajına park ettiğini söylediği yeni arabasını görmeye. Plakasını sormuştum gündüz konuştuğumuzda. Hemen karşıma çıktı. Çok güzel bir araba. SUV. Aslında markasını, modelini ve yılını söylediğinde de içimden ‘uuuuuuu’ sesi yükselmişti, ama görmek bir başka oluyor tabi. 


İşte beni bu yüzden bıraktı, daha doğrusu terk etmesinin sebeplerinden biri de buydu. Açıklayayım: Atfettiği onca kusurumun arasında bir de beni cimri olmakla itham ediyordu, bense cimri olmadığımı, ancak tutumlu/ eli sıkı denilebileceğimi öne sürüyordum. Karşı delil olarak sunduğum unsurlara itiraz edemiyordu çok sağlam kanıtlar olduğu için, ama neden daha rahat ve konforlu yaşamadığımızı sorguluyordu çoğu zaman. Bu noktayı aydınlatmam gerek yanlış anlamalara mahal vermeden: Asla para sevdalısı değildir, beni de fakirlik yüzünden bırakmadı bu kadın. Ama eldeki imkanları farklı, kendince daha efektif kullanma düşüncesi hep aklındaydı. Bense, (söz gelimi aldığı o yeni SUV hakkında yazıyorum) o arabayı almasına itiraz ederdim evli olsaydık. Ufkumun dar, hayalimin kısıtlı olması değil buna sebep – Still-Havva o arabayı almak için eski ve minnak Fraulein’i sattı, üzerine evliliğimizin birikiminden aldığını (bence alması gerekenin azıydı) ekledi, üzerine evimi satıp benim kendisine olan borcumu ödediğim miktarı da koydu, bugün arabadan bahsederken söylediğine göre kardeşinden de para almış; zaten piyangodan ikramiye çıkmadığı takdirde - satış sitelerinden arabanın tahmini fiyatına baktığımda başka türlü olması mümkün değil, güzel, yeni ve güçlü bir araba pahalı olacak haliyle. Ben bu eylemi savurganlık olarak görürdüm – Still-Havva’nın her şeyin en iyisine layık olduğunu tüm kalbimle inanarak haykırdım hep ve hala öyle düşünüyorum ama elde avuçta ne var ne yok tüketmek, tabiri caizse sıfırlanmak yerine, her zaman yedek akça olarak güvenli bir miktarı bir köşede tutma taraftarıyımdır ben; o nedenle diyorum ya, benimle evli kalsa elbette gene yeni, gene güzel bir araba almasını isterdim ama 2023 model bir SUV’a da muhalefet ederdim. 

İronik olan şu: Evdeki birikmiş para, benim bu tutumumla birikmişti zaten. Şayet o para olmasaydı bu yeni arabasını da alamazdı. Bunu kendimi haklı çıkarmak için söylemiyorum, çünkü tersten okursak ‘o parayı zor günler kaygısıyla elde tutmak yerine böyle bir arabayı daha önce alabilirdik’ sonucu da pekâlâ çıkar. Beni gene bırakırdı, o da muhakkak. 


Netice-i kelam, kıçıma vurmasının sebeplerinden biri de bu tavrım ve tutumumdu. 

Allah kaza bela vermesin. Artık kendisini sınırlayacak bir kocası yok, çok güzel bir arabası var. Çok güzel gerçekten.

 Maşallah. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!