30 Mart 2025 Pazar

Pincher Martin Üzerine...

Kasım ayının başından itibaren blogta yazdığım yüze yakın yazının içinde o kadar çok “hayatımın en kötü…” diye başlayan cümle kurdum ki, artık kendim için bile esprisi kalmadı bu ifadenin. Gene de başka türlü olmuyor. Başka şekilde dile getiremiyorum halimi.


Bugün ramazan bayramı. Benim bir bayramım yok. Ne kişisel olarak, ne yerel, ne global çerçevede bayramlık bir durumdan bahsedilemez. Cehennemde bayram kutlanmaz. 


Still-Havva’sız ilk bayramım. Bitiyor. Akşam oldu. Bayram rutinleri filan hak getire. Bütün işkencelerden kaçındım, annemlere saat 4pm gibi on dakikalık bir ziyarette bulundum o kadar. Birkaç saat önce de (çok özlediğim) eski kayınvalidemi yasak savma babında kısacık arayıp konuştum hepsi bu. 


Self-pity çizgisini çok önce geçmiştim ben. Maslow’un negatif piramidi var mıdır bilmiyorum, denk gelmedim, olsaydı eğer ben bu sürecin sonunda en üst basamaya, öz-yıkım katına varmışımdır. Bütün bir gün boyu, Slayer’in bir şarkısındaki nakaratı tekrarlayıp durdum. 


You're nothing

An object of animation

A subjective mannequin

Beaten into submission

Raping again and again


Allah canımı almadığı için oluyor bütün bunlar. Yani, O'nu da provoke edemiyorum tanım gereği. Prosedürü kendi belirliyor. 


Pincher Martin’i okuduğum zaman, yazarın hayal gücüne bir kez daha hayranlık duymuştum. Benden çok önce Still-Havva okumuştu İngilizcesinden, o da bayılmıştı. Neden o kadar sevmişti bilmiyorum, aslında karanlık bir nokta barındırmayacak kadar ışıltılı bir ruhu vardır. O zaman da şaşırmıştım.


Bunca şey oldu, yaşandı. Ben Pincher Martin’e dönüştüm. Nihilist bir münkir. Tabi bariz bir fark var aramızda: O, öldüğünü fark etmediğinden kayalıkların üzerinde okyanusa, açlığa, susuzluğa, rüzgâra, hayvanlara, hayata, Tanrı’ya küfürler yağdırıp meydan okuyor, yaşamak için savaş veriyordu. Bense daha en başta meseleye vakıf olmuştum. Daha akıllı ve daha acizim. Hep öyle oldum. Akıllı ve zayıf. İşe yaramayan bir hikmet sahibi. Temizleyemediği götü boklu bir bilge. Yirmi santim ama kalkmayan bir sik mi daha evladır, oniki santim ama isviçre saati gibi olan bir sik mi? Anladınız siz onu. 


Evet ya, gene Golgotha’ya, iki üç alttaki yazıya vardık değil mi? Still-Havva’nın neden bu romanı sevdiği de aşikâr, inanın bana şimdi yazarken fark ettim.


Olanı biteni bu kadar geç idrak edebildiğim için değil mi zaten;


I am nothing

An object of animation

A subjective mannequin

Beaten into submission

Raping again and again


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!