Rabbim, yüce Allahım benimle nasıl dalga geçiyor ya…
Dünden, yani boşanma davamız ile ilgili Still-Havva’dan aldığım haberden bu yana ruhen sanki en başa dönmüş gibiyim, elimin titremesi tüm şiddetiyle tekrar başladı, en kötü halime, 5 Aralık’a geri döndüm. Oradayım. Gel görelim dün gündüz vakti, pazartesi gününe, Tapu dairesinde yapacağım ev satış işlemi için alıcıyla sözleşmiştik. O evi neden sattığımı yazmamıştım sanırım: Still-Havva’ya nikahta takılan altınları daha önce burada küfürlerle andığım orospu çocuğu bir arkadaşıma borç vermiştim, iade etmedi üzerine yattı hırsız. Sonuçta Still-Havva’nın altınlarıydı, yani ahlaken kendisine vermem gerekiyor ayrıldığı için. Artık O olduğu için, biz diye bir şey kalmadığı için. Evi satıp, altınlarının karşılığı olan tutarı kendisine teslim edecek, geri kalan parayı bankaya yatıracaktım. Dün aldığım haber bu düşüncemi değiştirmedi elbette ama benim nefes almamı iyiden iyiye zorlaştırdı. Aklımı kaybediyorum derken abarttığımı sanıyorsanız eğer bana haksızlık edersiniz. Bugün kendimi sokağa attım, nereye gittiğime bakmadan yürümeye başladım ruh gibi. Yemin ederim ayaklarım beni Still-Havva’nın evinin biraz ötesindeki 50. Yıl parkına götürdü. Bir baktım ki parktayım, o bölge rutin yürüyüş güzergahım olmamasına rağmen. Oraya gitmeyeli yıllar olmuştur, en son ne zaman gittiğimi de bilmiyorum ama ilk ne zaman gittiğim dün gibi hatırımda: Kendisine evlenme teklif ettiğim, -şimdikine benzer- çılgın bir ruh halinde olduğum 2016’nın nisanında Still-Havva’nın mesaisinin bitmesini beklerdim, sadece o ofisten çıkınca evine gidene kadar kendisiyle beraber olabiliyordum, onunla konuşabilme, kendimi eski kabahatlerimden temize çıkarma, değiştiğime/düzeldiğime ikna etme, türlü şirinliklerle onu gülümsetme için elimde olan tek zaman aralığı o yolculuktu. İşte gene o günlerden biriydi, evine yaklaştığımızda biraz daha konuşmaya, daha doğrusu bana kulak vermeye razı oldu, yolumuzu birkaç dakika uzatıp o parka gitmiş, oturmuştuk. Hatta Still-Havva parktaki banklardan birinde beklerken caddenin karşısında yer alan küçük bir büfeye gitmiş, iki kaşarlı tost, iki de çay almıştım, bir yandan yeriz diye. (O günlerde, belki de tam o gündü, bilemiyorum, kendisini hakkında “artık O’ndan ‘Ex’ değil, Havva diye söz etmek istiyorum” diye yazıyordum bloga.) Yani, diyorum ya, en son gidişim seneler önceydi, ama bende böyle derin bir hatırası var. Neden bugün beni oraya götürdü ayaklarım, yemin olsun bilmiyorum. Kısa bir tur attım, sonra dönerken Still-Havva’nın (yani annesinin) evinin önünden geçtim, yeni odasının penceresine gözüm kaydı, bir an durakladım öyle, acaba orada mı diye merak ettim, bahane olsun diye bir sigara yaktım, iki ya da üç saniye belki, hani olur ya, pencereden başını çıkarır, yüzünü görürüm diye umdum, hayallerim her zamanki gibi boş ve anlamsız çıktı, yürümeye devam ettim sonra. Kendimi sahile attım, orada da bir tur. Dönüşte, beni terk ettikten sonra görüştüğümüz kafenin önünden geçiyor olduğumu fark ettim. Aylardır hiçbir yerde oturmadım, bir kafeye gitmedim, Still-Havva ile oradaki buluşmalarımız hariç. İçeri girdim, üç hafta önceki son görüşmemizde oturduğumuz masa boştu, bir americano isteyip oraya tünedim. Sanki oradaymış gibi. Sanki yanımdaymış gibi. Sanki bana beş gün sonraya randevu vermemiş de, dün yaptığım teklifi kabul edip bugün görüşüyormuşuz gibi. Ben gerçekten deliriyorum. Yani bu mecaz filan değil. Ve bu haldeyken Pazartesiye kadar sabretmek, dayanmak zorundayım; evi satacağım, Still-Havva’nın parasını vereceğim. Üstelik bundan ona bahsettim telefonda ve önce gerek görmüyor, kabul etmiyor gibi davransa da ısrarım karşısında fazla direnmedi. Haklı. Yani belki arabasını yeniler, belki umreye gider, belki Mustang için kullanır; kendi bilir, onun parası. Konuşmamızın ardından kafasında kurmuştur bile nasıl değerlendireceğini, doğal olarak. İyi ama dün değil de mesela önümüzdeki salı günü avukatı arayıp, “bizim süreç neden işlemiyor, bir aksilik mi var, ne durumdayız?” diye sorsaydı, sonra da aldığı bilgiyi benimle paylaşsaydı, şu an, şimdi bu halde olmayacaktım. Veya ben satış ve tapu için görüşmeden, sözleşmeden birkaç gün önce? Şimdiyse ne kadar kötü halde olduğumu sadece bu kuluyla alay eden Rabbim biliyor. Bok gibiyim ve kilitlendim kaldım.
Deliren sadece ben değilim. Kedi de dünden beri çok tuhaf davranmakta: Still-Havva gittiğinden bu yana sanırım ilk defa dün gece beraber uyumadık. Yatağa geçmemi bekler, sonra koynuma sokulur ve uyurdu, uyurduk, sıcakladığındaysa çıkar ve başka bir odaya geçer, sonra -gecenin üçü, dördü, beşi, kafasına göre- gene beni uyandırır, istediği pozisyonu almam için zorlar ve gene kucak kucağa uykuya dalardık. Dün gece yanıma bile uğramadı. Bugün, ortalarda dolanıyor ama ne gurlamak ne de sevdirmek için yanıma gelmedi, normalde kucak ve ilgi arsızı olmasına rağmen. Bendeki negatif elektrik dünden bu yana çok artmış halde, bunun pek ala farkındayım ama bu ‘hale’ ilk batışım da değil. Benden sonra kuyruklu kızıma ne olacağını gerçekten çok merak ediyorum. Bugün yedek bulunsun diye iki büyük paket kum ve bir kilo daha mama sipariş ettim, benden sonra (?) gerekir diye. Bebek kadar masum o. Hiçbir kabahati yokken öksüz bırakıldı, şimdi gene, bu defa yetim kalma tehdidi altında, henüz farkında olmasa da. Belki de olan bitenin farkındadır, kim bilir?
Pazartesiye kadar nasıl yaşayacağım ben?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!