28 Şubat 2025 Cuma

Hacıkalkmaz Türevi Üzerine...

İçinde debelendiğim duruma ikilem değil, üçlem, dörtlem filan denilebilir ancak.



Yanında olduğum için kendimi değerli ve özel hissettiğim kadın, değerli ve özel olmadığıma kanaat getirdiği için beni terk etti; üstelik bu kararını bana açıklarken saygısını ve sonra da sevgisini yitirdiğini sakince anlattı. Yani, özel ve değerli biri olmayı bırakın, aksine tahammül edilmez bir insan olduğumu yüzüme vurdu, derhal iletişimi kesti, kaçarcasına evden gitti. Aceleyle boşanma davası açtı. Çabucak oldu-bitti her şey.


Geride, karısının duygu ve düşüncelerine, fehmine ve hissiyatına her daim hayran olan, ama neticede bu defa kendisinin özel ve değerli biri olmadığı tokadını yemiş sefil bir adam bıraktı. Sıradan, yavan. Aciz ve çaresiz. 52 yaşında adam kılığında zavallı bir insan müsveddesi.


Çünkü, hala o kadını seviyorum ben. Özsaygım ve özgüvenim paramparça olduktan sonra da sevmeye devam ediyorum. Sevgim ve o gittiğinden beri kendisine duyduğum özlem yüzünden onursuzluk abidesi olarak yaşamaya devam ediyorum ve bu durum bumerang misali dönüp özsaygımı bir daha, tekrar parçalıyor. Adli vakalar vardır ya, mesela birini önce öldürürler, sonra cesedi yakarlar ya da parçalara ayırıp her bir uzvu ayrı bir yere atarlar; sanki o kişinin katledilmesi yeterli olmamış da bir daha, bir daha öldürülmüş gibi… Ben de tekrar tekrar mahvoluyorum. 


Gitmesine sebep olacak spesifik bir halt yemediğimi burada defalarca söyledim. Eğer (söz gelimi) bir başkası yüzünden beni bırakmış olsaydı, kesin olarak belirteyim ki egom bu kadar ölümcül yara almazdı. Ama beni ben olduğum için artık dayanılmaz bulması ve arkasına bakmayıp hiç teklemeden, beklemeden kaçıp gitmesi, hiçbir şekilde düzelemeyecek bir harabeye dönüştürdü beni. En değerli varlığınız “senden hiçbir bok olmaz” der ve giderse, ne yapabilirsiniz ki? 


Egoymuş. Özsaygıymış. Onurmuş. Karaktermiş. 


Benim için yok artık bunlar. 


Annem bugün telefonda normal konuşurken -özel bir konu değildi- nasılsın, ne durumdasın diye sordu, sesimin kontrolsüzce titremesine mâni olamadım, fark etti hemen, o yüzden saklamaya gerek görmeden “bok gibiyim anne, ne yapayım” diye cevap verince “kolay değil oğlum” dedi, ne desin başka. Çocuğunun Maslow’un piramidinde dördüncü kattan zemine çakılmasını ailem idrak edebilmiş sayılmaz. Onlar da hala şaşkın. Ne yapacaklarını bilemiyorlar, Öz kızları gibi gördükleri Still-Havva puf dedi gitti. Kendisine konuyu ilk olarak açtığım gün annemin ağzından çıkan ilk cümle o nedenle “seni sevmiyorsa o zaman bizi de sevmiyordur” olmuştu, hayretle, hatta havsalası almayan şaşkınlıkla döküldü ağzından bu cümle, inanamamıştı duyduklarına. Sadece altı ay önce Still-Havva hakkında “hayatımda ilk defa biri, bana ihtimam gösteriyor” dediği için, diz ameliyatı sonrası gerçekten kendisine çok yardımcı olan ve özenen gelinine sevgisinin yanına ölçüsüz minnet eklenmişti çünkü. 


Bir de beni hayal et anne, ne hale düştüğümü. Veya boşver düşünme. Kimse gururu böylesine rencide olup da toparlanamayacak kadar ezilen rezil biri için tasalanmamalı. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!