Bugün bir cafede buluşmamız oldu. Evden kendisine verilecek şeyler vardı ama bu sadece bahane, benim için önemli olan soracağım sorular ve alacağım cevaplardı, kendimi hazırlamış, heyecandan unutmayayım diye notlar bile çiziktirmiştim. Kısaca özetlemek gerekirse;
Bir: Beni ‘ben olduğum için’ için değil, evlendiği adamdan ‘farklı’ olduğum için terk ettiğini söyledi. İki ihtimal varmış, a) ya ben evlendikten sonra değişmişim, b) ya da onu en başta olduğumdan farklı biri gibi görünüp kandırmışım. Bunların ikisi de kesin bir dille itirazı gerektiriyor, çünkü ne değiştiğimi, ne de onu manipule ettiğimi kabul edebilirim. Şurası çok ironik: Ben hiç değişmediğimi iddia ediyorum, hep böyleydim diyorum. O zaman bir şekilde yol b) şıkkına gidiyor. Eğer değiştiysem, benim bunun farkına varamıyor olma ihtimalim elbette var ama kesinlikle kendimi öyle görmüyorum. Hele, bu kadar sevip özendiğimi ‘sandığım’ kişinin beraber yaşayamayacağı biri olarak asla. Değişikliğim belki artan tembelliğimde, ataletimde söz konusu olabilir ve bu ayıbın doğru olma olasılığı çok yüksek, ayrıca yıllar içinde kendisine karşı artan düşkünlüğümde. Eski günlerimizin birinde hiç unutmam beni ‘nezaket terörü’ uygulamakla eleştirmişti. Bu noktada kesin bir fikir ayrılığımız var: ben evlendiği adamdan başka birine dönüşmediğimi ısrarla vurguluyorum, Still-Havva ise, bırakın vurgulamayı, benden bu yüzden ayrıldı.
İki: Bana son derece hoyrat ve kırıcı olabilecek kadar kötü davranma meselesine gelince, alınganlığım ve hassasiyetim had safhada. Yumurta gibiyim, hemen çatlayıveriyorum. Burası bir gerçek. Ondan gelen bir mimik, bir jest bile yetiyor tuzla buz olmama. Bunun yanı sıra Still-Havva ümide kapılmamı, hayallere dalmamı istemediğini, yumuşadığını sanmayayım düşüncesiyle bana bilinçli olarak iyi davranmadığını yarım ağızla itiraf etti. Yumuşak tabiatlı, düşünceli bir insan olduğunu biliyorum ama aklı bu benimsediği ‘mission’ sırasında bana kaba, sert davranmayı emrediyor anladığım kadarıyla. Olanı biteni kabullenmemi bekliyor. Dahası ajitasyon/agresyon içerikli mesajlarım (epeydir olmuyordu, geçenlerde gene tutamadım kendimi) bu tutumunu pekiştiriyor, kendince meşrulaştırıyor. Diğer bir değişle kendi bakış açısıyla ‘normal’ davrandığıma kanaat getirse ve buna inansa, zırhını çıkarmaz belki ama silahlarını yere bırakır. Ancak o zaman nazik ve düşünceli davranacak, alıştığım gibi.
Üç: ikinci maddeyle bağlantılı olarak, kendi perspektifiyle dengesiz, isyankâr ve sinir bozucu halimin geçmesini beklemekte, (son üç ayda ne yaşadığımı, hissettiğimi hakkıyla bilmiyor, tahmin ettiği kadarını bile umursamasa da) ben bu süreci, olan biteni kabullendikten ve belli ki onu da iyileştiğime ikna ettikten sonra benimle arkadaş kalmaya istekli. Birinci maddeyle çelişkisini yüzüne vurmadım: Onun sevdiği, beğendiği, saygı duyduğu adamken aksi yönde değiştiysem, benimle arkadaş olmayı/kalmayı istemesi anlamsız, yok eğer olduğumdan farklı ve -bu kelimeyi kullanmadı ama aslında oraya gidiyor- riyakâr biriysem zaten böyle biriyle arkadaş filan olunmaz. Ama bir taraftan da arkadaşlığımı dilediğini belli etti. Yani burada dikkat çekici bir tuhaflık var. Sözlerini kurcalamamayı tercih ettim, canını daha fazla sıkmaktan, onu bunaltmaktan çekindiğimden.
Bu defa ağlak bir ses tonuyla ezik büzük durmadım karşısında. Tek bir kez sesim titredi, fark etti ama hemen toparladım kendimi. Bir saate yakın konuştuk, sonra ayrıldık. Mesafeli de olsa konuşabilmek güzel.
Aslında güzel değil. Eve girerken ayaklarım titriyordu gene. Âşık olduğum, sevdiğim, sekiz sene mutlu mesut sandığım bir evlilikten sonra her şeyimle hayranlık duyduğum kadınla böylesine ‘resmi’ bir üslupta karşılıklı oturup konuşabilmek, arka planda o kadar çalkantılı ve çaresiz bir mutsuzluk veriyor ki bana, kendimi iyi ne kelime, berbat hissediyorum. Bundan bahsetmiştim. Ondan ayrıyken başka türlü ıstırap, onunla beraberken çok başka türlü bir ıstırap.
Çünkü o, artık O değilmiş gibi. Bunu içime sindirmemi, kabullenmemi bekliyor. Talep ediyor. Dayatıyor. Bu bağlamda Still-Havva da benim kadar ümitsiz bir vaka. Ben düzelecek gibi değilim. O geri adım atmayacak, düzelmeme dair talebi tavizsiz.
Kedi, kokusunu mu aldı, içgüdüleri mi devreye girdi bilmiyorum, ben evden içeri adımımı attıktan sonra kabanımı epeyce kokladı; sonra da daire kapısının önünde yattı uzun bir süre. Asansör sesini her duyduğunda da ayağa fırlayıp miyav miyav.
Gelmeyecek kızım, gelmeyecek. Boşuna beklemeyelim.
Ben varken gelmeyecek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!