Dün insanlarla ilk temasımı gerçekleştirdim. (Eskiden) Ailece görüştüğümüz bir arkadaşım durumumu çok merak ediyordu, hatta Still-Havva evden taşındıktan hemen sonra da benimle konuşmak istemişti ama konuşacak durumumun olmadığını söyleyince ısrar etmemiş, ben uygun olduğumda buluşabileceğimizi söylemişti. Dün iş yerine gittim, ancak 15 dakika oturmuşumdur. Çok şaşkın olduğu muhakkak, her şeyin bu kadar çabuk olup bitmesine de o da hayret ediyor. Sesimdeki titremeye mâni olamadığımın farkında, o yüzden nasıl davranacağını kestiremedi sanırım. Yıkık bir halde görünmek de istemedim ama elimden fazla bir şey gelmiyor doğrusu. Dört paket sigarayı duyunca dehşete düştü. Bana evde durma, çık, bir şeylerle meşgul ol, evde bunalıma girersin dedi. (Tanıdık geldi mi?) Tam bir aksiyon adamıdır kendisi, dolayısıyla benim yaşadığım perişanlığı anlaması mümkün değil, öyle bir tabiatı yok bir kere. Gene de yardım etmeye çalışıyor kendince, sağ olsun. Çayımı içip yanından ayrılırken kapıya geldi uğurlamak için, “bak, bir kilo hamsi al, evde onları güzelce pişir, sana iyi gelecek” diye gülümsedi. Döndüm, “iki hafta sonra çay ısıtıp kahvaltı yapmayı ancak başarmış biriyim, hayatım su-bisküvi ile geçiyor, parmağımı kımıldatacak enerjim yok, ne diyorsun sen ya” diye mukabele ettim. Israrcı oldu. Hamsi iyi gelirmiş. Anlamasının imkanı yok, onun kodları farklı.
Oradan ayrılıp Ayrılık Çeşmesine yürüyeyim dedim. Kesinlikle bunu öngöremediğime yemin ediyorum; sizi temin ederim ama arar ara söylüyorum ya size, Allah benimle dalga geçiyor diye, gene tam öyle oldu: Still-Havva’yla 2008 senesinde ilk tanıştığımız zamanlar oturduğu evin civarından geçmem gerekiyordu bunun için. Gerçekten böyle bir güzergahı planlamamıştım. On altı sene önce soğuk bir kış gününde kapısından ilk defa girdiğim o evin önüne doğru yürümeye başladım; kaç yıldır o muhite gitmediğimi bilmiyorum bile. Yani şöyle söyleyeyim, o sokaktan geçmeseydim, paralelindeki iki üç sokak öteden geçmek zorundaydım Marmaray’a geçmek için. Çevreyi pek tanıyamadım; kentsel dönüşüme giren bir sürü yeni bina, değişen silüetler. Ama henüz o eve dokunmamışlar, duruyor yerinde. Bahçe girişinde o zamanlar oturduğu dairesinin pencerelerine baktım. Sayın okuyucu, çok zor be. Çok zor bazı şeyler. Still-Havva ile sabaha kadar konuştuğumuz iki gün var diye hatırlıyorum, biri o evdeki ilk gecemdi, çekyatın iki ucuna karşılıklı oturmuş, üzerimize birer battaniye almış, sadece konuşarak, anlatarak, dinleyerek yeri geldiğinde birlikte susarak…
Öteki günü biliyorsunuz zaten. 5 Kasım felaketi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!