21 Ağustos 2024 Çarşamba

Girdabın Teknik Özellikleri Üzerine...

Geride bıraktığımız hafta sonu olayları, Havva ile aramızdaki problemi tekrar ve daha detaylı bir otopsiden geçirdim. Değerlendirme sonuçlarını buraya yazmaya başlayayım.


Bu blogta sürekli olarak sızlanıp duran bir adam var. Yıllardan beri böyle. Bitmiyor. Çünkü arızalarım tamir olmuyor. Hastalıklarım geçmiyor. Yaralarım iyileşmiyor. Üstelik mücadele etmeyen, rahatsızım ne var ki tedaviye inanmayan bir karakterim var, o nedenle toparlanmak için çaba göstermediğim de doğru. Havva’nın sözünü ettiği de, onu ayrılık aşamasına getiren de tam olarak bu. 


Yedi yılı aşkın süredir evliyiz. 


Bu süre boyunca Havva sıfırdan başlayıp Almanca öğrendi, günlük dilde zayıf ama bilimsel makale okuyacak kadar yetkinleşti bu lisanda. 


Biri kurgu, toplamda üç kitap yazdı. Sayısını bilmediğim kadar çok kitap tercüme etti. 


İş hayatında mücadele etmeye devam etti bunları yaparken. Emekli de olsa, maaşının düşüklüğü hayal kırıklığı yarattı onda, emekli değişmiş gibi şirketlere freelance iş yapmaya devam ediyor. 


Üniversite sınavına girdi önce, en yüksek puanlı sosyoloji bölümlerinden birini kazandı, bir sene lisans derslerine girdikten sonra hocalarının teşvikiyle yüksek lisansa başvurdu, birincilikle kazandı. Bu sene yüksek lisansa başlayacak. 


Bütün bunların yanısıra, en son bir otomobilin direksiyonuna oturmasının üzerinden otuz seneye yakın geçmişti, önce bir eğitmenin gözetiminde haftalarca sürüş pratiği yaptı, ardından da kendisine minik de olsa bir araba aldık. Şehir içinde güvenle kullanıyor, hatta eylül ayında annesi ve kardeşiyle bir güneydoğu turu yapmaya niyetliler ve orada da araç kiralayıp şehirlerarası trafiğe girecek kadar özgüvenli.  


Hepsinin yanında kadınların baş belası olan ev işleri, yemek vs. ne kadar yardımcı olmaya çalışsam da onun sırtında. 


Alt alta sıraladığım bunca şey, evlendiğimiz zamanki Havva’nın o tarih üzerinden yedi sene geçtikten sonra aynı Havva olmadığını göstermeye yeterli. Becerisi gelişti, bilgisi arttı. Sosyal çevresi çeşitlendi, yeni mecralar açtı önüne. 



Buraya kadar yazdıklarımın tam karşı kutbuna kendimi koymam gerek. Havva bunca meşgalesiyle hayatını dolu dolu geçirirken ben kendime kocaman bir sıfır ekledim evliliğimizden bu yana. Hiçbir şey katmadım. Bu konuda daha fazla bir şey yazmak gereksiz, ne kadar boş bir hayatım olduğuna dair pek çok post var blogta. Ne var ki Havva’yı “böyle devam ederse ayrılırım” uyarısını yapmak zorunda bırakan mesele benim çalışmıyor oluşum (sanki çalışabilirmişim gibi) ya da Eski Yunanca veya Macarca öğrenmemem  değil; daha doğrusu şu değil, bu değil, o değil. 


Bu kadının tahammül edemediği, aslında kendi girdabım; yani korku – öfke- nefret-hiddet sarmalından çıkamıyor oluşum. Hafta sonu onunla da tekrar diz dize oturduk, bu defa daha sakin, daha yapıcı bir tonda konuşma geçti aramızda. 


Dikkatimi çektiği konu, etrafımdaki herkesin benden korktuğu vurgusu. Kendisinin, annesinin, kardeşlerinin, benim anne-babamın, yani yakın çevredekilerin benden çekinmeleri. Bu dediğini tam anlayamadım en başta. Tekrar tekrar, farklı ifade kalıplarıyla sormuşumdur aynı soruyu, o da her bir soruyu farklı kelimelerle ama hemen hemen aynı içerikte cevaplamaktan sıkılmadı neyse ki: Kimseye kötü davranmadığımı biliyor, ne ona ne de başkasına yönelik  şiddetin hiçbir çeşidi söz konusu değil, ne var ki sürekli patlamaya hazır bir bombanın yarattığı endişe halini yaşıyor ve yaşıyorlar(mış). Sanki parmağım elimde tuttuğum bir bombanın pimindeymiş gibi. Bu sahneyi literal olarak gözünüzün önüne getirebilirseniz, gerçekten sinirleri harap edecek birine dönüştüğümü de idrak etmek kolaylaşıyor. Benden bu yüzden korkuyorlar(mış). 


Hiç kimseye zarar verecek biri değilim, aklımın ucundan bile geçmez/geçmedi, ama dışarıdan böyle göründüğümü da hayal edemezdim doğrusunu isterseniz. Dedim ya, tekrar sordum, gene benzer yanıtı aldım. Havva zeki bir kadın, problemin temelinde KHK sonrası yaşadığım duygu bozukluklarını, yukarıda değindiğim korku-öfke-nefret-hiddet döngüsü olduğunu idrak edeli çok zaman olmuş aslında, o nedenle farklı zamanlarda bana profesyonel destek almam gerektiğini söylemişti. Israrcı da olmuştu. Bunu kendime yediremediğimden değil, ama duygularımı ve düşüncelerimi en keskin ve gerçek halde muhafaza etme takıntım yüzünden geri çevirip durmuştum. 


Bu defa -bir önceki postta yazdığım gibi, dün için psikiyatri randevum vardı- değindiğim konuşmanın ardından, sadece kendisinden biraz zaman istedim, bir tür izin. Daha özenli ve dikkatli davranmaya gayret edeceğimi, onun da bendeki değişimi takip etmesini rica ettim. Başarısız olduğumu düşündüğü anda “derhal randevu almanı istiyorum” talebini yineleyecek, ben de boyun eğeceğim. 


Son planda psikiyatri randevusuna gitmedim, iptal ettim. Havva’nın geçen hafta önce anlam veremediğim, sonra da yanlış yerlere çekerek ajite ettiğim çıkışını da şimdi daha etraflıca kavrayabiliyorum.


Eski Yunanca öğrenmek değil yani. O kadar basit değil, daha karmaşık ve müşkül, ama en azından -yıllar sonra da olsa- tam olarak anladım sıkıntıyı.


Fiziksel değil, sözel değil… Psikolojik şiddetin tuhaf bir versiyonundan mustaripmiş Havva. 


Şu blogu okuyan insan benim melek gibi bir adam olduğumdan şüphe etmez ya!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!