İnsanların çoğunda bir Eylül takıntısı var. Bunaltan sıcakların sona erdiği ama henüz havaların tam soğumadığı, yağmurun hala yaz yağmuru kıvamında olduğu ılık geçen bir ay olmasının yanısıra yaprakların dökülmeye yüz tuttuğu, tabiatın sararmaya başladığı görsel bir şölendir Eylül. Çocuklu aileler için de mutluluğun miladı eylül; okullar açıldığı için 7/24 kendilerini meşgul eden veletleri okula gidecek, böylece ebeveynlerin kafalarını dinlemeleri mümkün olacak. Eh, spor müsabakaları başlar, erkekler de sabırsızlıkla bekledikleri maçları izleyecekler.
Eylül ayı boyunca bir şey yazmadım bloğa çünkü bu aya karşı gıcıklığım var. Genel olarak Eylül bana iyi şeyler getirmedi, hatta buna Ekimi de katabilirim ama Eylül bir adım önde.
Bir Eylül ayında KHK ile ihraç edildim, hayatım mahvedildi, sikilip atıldım ekonomik ve sosyal yaşamdan.
Bir Eylül ayında kardeşim, 2015 senesinde ailesiyle beraber ABD’ye yerleşti.
Bir Eylül ayıydı, Havva’yı varlığıma en çok ihtiyaç duyduğu dönemde bu ilişkiyi yürütemediğimi söyleyerek yüz üstü bırakmış, terk etmiştim. En büyük utancımdır bu.
Geçen sene Eylül ayında babam hastalandı, haftalarca hastanede yattı, bir senelik tedavisi önümüzdeki günlerce ancak bitecek.
Bu senenin Eylül ayını da boş geçirmedik tabi ki: Annemde böbrek yetmezliği olduğunu öğrendik. Şimdilik diyaliz söz konusu değil ama gidişatın olumlu olduğunu söylemek de zor.
Seneler, uzun seneler sonra ilk defa geçen haftaydı, gene intihar etme düşüncesi geldi yerleşti içime. Bu hayattan çok sıkıldım. Gerçekten.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!