My Fair Lady isimli sikik bir film var, eskilerden. Tam bir kız filmi. Ancak kızlara hitap edebilecek bir bok. Konusunu yazayım, anlarsınız ne demek istediğimi: sokak kızı gibi bir şey var, güzel olduğu iddia edilen ama aslında sıska, kemikli, tahta göğüslü bir kadın oynuyor o karakteri. Kaba saba bir kız, sokak kızı işte. Bir prof var, kendisini eğiterek, öğreterek bu kızı gerçek bir hanımefendiye çevireceğini düşünen o adamın gayretini ve en nihayetinde de o kıza aşık olmasını anlatıyor hikaye. Yarattığına aşık olmak. Tam bir peri masalı. Gerçek bir saçmalık. Absürdlüğün dibi. Kıçımın kenarı. Bu kadar saçma, uçuk bir hayalperestlik olunca, tabi ki kız filmi diyorum, ancak 12-17 yaş arası şapşal kızlar bunu beğenir. Evet seksistim. Beğenmiyorsanız siktirip gidin.
Bu yazıyı sabah 5.10 am’de yazıyorum. Sevilla-Roma Avrupa Ligi finali penaltılara kalınca iyice uzadı oyun, 1.30 am’de bitti, anca gidip yattım, nasıl da uykum vardı, gece dualarımı-beddualarımı bitiremeden sızıp dalmışım yatakta.
Nasıl bir rüya görüyorduysam artık, Havva yanında köpek beni uyandırdığında çığlık atar gibi oldum. Saate baktım, 2.15am. “Canım, bu gene çıkmak istiyor” dedi bana mahcup ve uykulu bir sesle. Emin misin diye sordum, çünkü sabah ve akşam dolaşmalarımızda kakalarını yapmıştı. Gece de çişini yaptırmıştım 11pm’de. “Omuzuma kadar kolumu yaladı, öyle uyandırdı beni, böyle yapınca çıkmak istiyor” dedi. Kırk beş dakikalık uykuyla sürünerek kalktım, giyindim, iti aldım, sokağa çıkardım, biraz yürüdük, sıçtı, sonra eve geldik. Havva köpeğin patilerini temizledi, yattı. Köpek kıvrıldı yattı. Ben hala ayaktayım. 45 dakikalık uykuyla, gözlerim acıdan patlamak üzere, başımda feci bir ağrı, içimde de büyük bir öfkeyle.
Dün gece acımış ve rahat bırakmıştı beni/bizi. Uyumuştuk.
Önceki gece ise saat 2am ile 4am arasında dört defa, evet DÖRT DEFA dışarı çıkarmak zorunda kaldım, tabi bütün gece uyumadım haliyle.
Bakın, bu köpeğin rutini hiç şaşmadı: Sabah 7am’de Havva bir saat dolaştırır, akşam 6-7pm’de ben çıkarırım bir saat, gece de 10-11pm gibi yirmi dakikalığına gene ben. Sorumsuz insanlar değiliz. Neredeyse iki ayı dolacak bu evde ve bu sürenin tahminen yarısında, bu rutinin yanısıra gece de en az bir defa sokağa çıkartmak ve sıçtırmak zorundayım.
Üç veteriner değiştirdik. Tahlillerini, kontrollerini yaptırdık. Türlü ilaçlar, değişik mamalar kullandık. “Klinik olarak açıklayamıyorum bu durumu” diyen veterinerin çaresizliğini gördüm. Bitmeyen, geçmeyen bir ishal var. İshal değilken de aynı şey.
Bir My Fair Lady uyarlamasında rol alıyorum ben. Tuvaletçi rolü verilmiş bana. Kongo ormanlarından koparılmış otantik bir zenci çocuk düşünün, parlayan pürüzsüz derisi, inci gibi dişleri, zeytin gözleri ile büyülesin sizi güzelliği ile. Bu çocuğu alıp Londra’ya Globe Theatre’a getirin, ona Hamlet’teki Horatio’yu oynamasını söyleyin sonra da. Al sana bir My Fair Lady daha. Bak, hani seksisttim ben? Siktir git okuyucu. Asabımı bozma. Siktir git.
Bu köpek, nam-ı diğer Ceku, bir ev köpeği değil. Evde büyümemiş. Manavgat Yangınlarından kurtarıldığını, oradan da İstanbul’daki hayvan barınağına getirildiğini, 1,5 sene o barınakta kaldığını söylemiştim daha evvel. İyi huylu, inanılmayacak ölçüde sevgi dolu, uysal, gözlerinden minnet akıyor. AMA SOKAK KÖPEĞİ KARDEŞİM! Evde yaşamaya uygun değil.
Barınaktakiler bunu bal gibi biliyordu. Bizden önce on günlüğüne birileri sahiplenmiş, sonra bakamadıklarını söyleyip geri vermişler. Orospu çocukları, 'tuvalet terbiyesi tam, ev hayatına uyumlu' notu yazılıydı instagramda.
Son planda çözümsüzlük var. Bir gerizekalıyız, çünkü Havva My Fair Lady filmini gerçek sanıyor.
Yemin ediyorum bıktım bu romantizmden.
Not: Geçenlerde tam önümüzde, sakin sakin, gözümüzün içine baka baka halıya sıçtığını daha evvel söylemiş olmalıyım. Daha evvel yazmadıysam bu da kayıtlara geçsin.
İt.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!