13 Mayıs 2023 Cumartesi

Gerim Gerim Gerilim Üzerine... (ya da Slayer'in dediği gibi "You'll see no bright tomorrow, A promise of more sorrow")

Türk futbol tarihinin en heyecanlı sezon finallerinden biri, 2010 senesinde yaşanmıştı. 2009-2010 sezonunun son maçlarına girildiğinde Fenerbahçe 73 puanla liderdi, son hafta rakibi Trabzon’u Kadıköy’de ağırlıyordu. İkinci sırada o sene büyük bir çıkış yapan 72 puana sahip Bursa vardı, onlar da kendi sahalarında Beşiktaş ile oynayacaklardı. Bu dörtlüden Trabzon ve Beşiktaş’ın iddiası yoktu, prestij için çıkıyorlardı sahaya. Fenerbahçe son doksan dakikayı galip bitirdiği takdirde şampiyonluğunu ilan edecekti, diğer skorlarda ise Bursa-Beşiktaş maçının skorunu bekleyecekti, şampiyon Bursa da olabilirdi bu durumda. Neyse, Fenerbahçe-Trabzon maçı 1-1 bitti, Bursa ise Beşiktaş’ı 2-1 mağlup ederek 2009-2010 sezonunu şampiyon bitirdi. (Akalasız not: o maçı Beşiktaş’ın oyuncusu Ali Toraman açık bir şekilde Bursa’ya verdi. Hediye etti. Kendi kalesine bir gol attı, diğer golde bariz bir hata yaptı, maç boyunca da laubali hareketlerini sürdürdü. Canlı izlediğim için bu kadar net konuşuyorum. Sebebini anlamak zor değil: Kadıköy’de daha önce oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş maçı sırasında bütün FB takımı oyun içinde sırasıyla İbrahim Toraman’ı evire çevire dövdü, en sert faullerle yıldırmak için yapmadıkları kalmadı. Ezik bir hakem ve etkin bir seyirci baskısıyla oyun psikolojik savaşa dönüştü, o maçın sonlarında İbrahim Toraman dayanamayıp rakibine sert bir müdahalede bulununca da göt lalesi hakem derhal kırmızı kartla onu oyundan attı. Bence, Toraman’ın Fenerbahçe’nin şampiyon olmaması için bir şeyler yapmasına yönelik motivasyonu haklıydı. Neyse. Alakasız bir parantez fazlaca uzun oldu farkındayım.) Her ne kadar her iki maç şaibe olmaması için aynı saat/dakikada başladıysa da, oyun bu, sakatlıklar ya da türlü sebeplerle uzatmalardan ötürü aynı anda bitemiyor. Fenerbahçe-Trabzon maçı 1-1 devam ederken bütün stadın, maçın izlendiği kafelerin, kahvehanelerin ve bilumum spor sever mekanlarının kulakları bir yandan da Bursa-Beşiktaş maçındaydı. Radyolar, cep telefonları vs. Fenerbahçe maçı 1-1 ile tamamlamak üzereydi, Bursa-Beşiktaş maçı ise tam o anlarda 2-1 Bursa lehine bitmişti. Yani, Fenerbahçe’nin şampiyon olmak için kazanmaktan başka şansı yoktu. Son dakikalarda bir anons geçti Kadıköy’de, statta: Bursa-Beşiktaş maçının 2-2 bittiğini haber veren bu anonsla Şükrü Saracoğlu Stadında tarifi zor bir coşku dalgası yaşandı, evet, bu anonsa göre Fenerbahçe, kendi maçı 1-1 bittiğinde şampiyonluğunu ilan edecekti. 


Dedim ya, bu işlerden biraz anlarım: Böyle bir maçı izlemek için giden hemen herkesin elinde anlık olarak eşzamanlı oynanan diğer maçı da takip etmek için radyo filan bulunur. Bu iddiamı iyimser yaklaşarak indirgeyeyim ve şöyle ifade edeyim: Stadyumda 50.000 kişi varsa, en az 10.000 radyo da canlı olarak Bursa- Beşiktaş maçını anlatıyordur oradaki seyircilere. Diğerleri de cep telefonlarından sürekli Bursa-Beşiktaş maçının skorunu takip ediyorlardır, şüphem yok. 


Somut, anlık dinlenen bir maç anlatımında olmayan, aksine, 2-1 Bursa lehine bittiği gayet açık bir şekilde öğrenilen bir durumda, stat içi anonsta “Bursa-Beşiktaş maçı 2-2 bitmiştir” haberini alıp coşkuyla sahaya sevinç içinde inen, dakikalarca kutlama yapan, mutluluk gözyaşları döken insanların durumu nedir? Ortada net bir veri var. Ama duygu patlaması yaşayan bu insanlar, bu net veri yerine kendilerine anons edilen bir skora inanmayı tercih ettiler. ÇÜNKÜ ÖYLE İSTEDİLER. İnsan istediğine inanır, doğruya, hakikate değil. 


Dakikalar sonra, bu defa en şiddetli orgazm hazzının da ötesini yaşayan Şükrü Saracoğlu Stadyumundaki seyirciler, yavaş yavaş durumu idrak edince bu defa karşı durulmaz bir öfkeye kapıldılar. Görevli polislere saldırmalar, kendi içlerinde kavgalar, koltukları yakmalar, stat dışında çıkan olaylar filan. Aşırı motivasyon yamultur insanı. Hakkında psikoloji bölümlerinde yüksek lisans tezi yazılabilecek türden bir örnek olay bu. 


Yarın, 14 Mayıs’ta genel seçim var. Hem cumhurbaşkanı hem de parlamento seçimi için oy kullanacağız. Ülkenin çok uzun zamanda beri siyah-beyaz, ateş-buz, yaşam-ölüm gibi zıtlıklarda ortadan, evet tam ortadan bölündüğü bilinmeyen bir şey değil. Her iki taraf “sonuçları bizden duymadıkça…” diye başlıyor açıklamalarına, bu tersten okunduğunda “diğer tarafın verdiği sonuç yalan olacak” demek. İki taraf da kendi zaferini ilan edecek demektir. Çok küçük farklarla sonuçlanacak bu seçim bu, dolayısıyla iki taraf da, yani kaybeden de, kazanan gibi inandırıcı olacağını öngörüyor. Bu da seçmenlerin, yani taraftarların sahaya inip çılgınca zafer kutlamalarını başlamalarına neden olacak. Videolarda görüyorsunuz olanları. 


Bu işin sonu kötü bitecek diye çok korkuyorum. 




















p.s. köpek hala duruyor. Eve de, hem de biz evdeyken, üstelik güpegündüz sıçmaya başladı. Yani aslına bakarsanız benim çok başka dertlerim var. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!