Dün, babamı bir önceki postta bahsettiğim ‘aniden on yaş ihtiyarlama’ şeklinde özetleyebileceğim halden ötürü acile götürmek zorunda kaldım. Hep okuduğum acil servisler hakkındaki haber ve yorumların fazlası yokmuş, eksiği varmış meğerse. Gerçekten cehennem çukuru acil servisler, keşmekeş hüküm sürüyor, çarşamba pazarı gibi bir yer. Detayları anlatmayacağım, tam sekiz saat acilde bir oraya, bir buraya yalpaladık, detaylı kan testleri, EKG, tomografi, beyin MR’ı derken neticede hiçbir klinik bulgu babamın neden bu halde olduğunu açıklayamadı. Acil servise adım attığı andan, akşam 9pmde oradan ayrıldığımız ana kadar tekerlekli sandalyede oturan, işlem yerlerine götürdüğüm babamın ‘oturmaktan yoruldum, yatmam lazım’ diye isyan edip MR sırasını beklediğimiz odada metro koltukları gibi yan yana dizilmiş koltuklara boylu boyunca uzanmasını ve öyle uyuyup dinlenmesini yazsam mesela, ne hissettiğimi tahmin edebilirsiniz. Oturmaktan yorulan, ayağa kalktığında düşecek gibi sendeleyen bir haldeydi tüm gün. Abartmıyorum, Kardeşime telefonda söylediğim gibi Dr. House gibi bir adam lazım babama, bir problem olduğu aşikâr ama bu problemin ne olduğu test, tahlil ve görüntüleme mekanizmalarıyla anlaşılamıyor. Hiçbir doktor da bir hafta önceye kadar babamın Güre’de her gün denize girdiğini, kaplıca ve havuz keyfi yaptığını, oraya da kendi arabasıyla 400km gittiğini, annemin ifadesiyle bir gecede bu duruma geldiğini anlamıyor, aslına bakarsanız bunu tahayyül etmeye bile uğraşmadılar çünkü o kadar -kaç saniyeyse artık- vakitleri de fırsatları da yok. Gerçek anlamda sadece nöroloji servisinde muayene edildi, o da Havva’nın haber verdiği bir arkadaşı sayesinde… Yarın için nöroloji servisinden randevu aldık, orada tekrar, bu defa daha detaylı tetkikler yapılacak.
Akşam evine dönerken gene düştü, bu defa apartmanın merdivenlerini inerken. Yanındaydım, tutamadım. Bir elimde -olur da acil serviste derhal yatış yapması yönünde bir karar alınırsa diye babam için pijama, çamaşır vs. bulunan- bir poşet vardı, babam da damar yolu açılmak için deli deşik edilmiş eline diğer elinde pamukla bastırıyordu, kan sulandırıcı kullandığından kanamanın durması için. Yürüyüşündeki sarsak, sersem, sakar halden bahsetmiştim ya, kendini ayarlayamadı, tutamadım, yüzüstü düşecek gibi olup sonra arkaya doğru popo üstü devrildi merdivenlerde. Tutamadım evet. Sırtını da vurdu. Bu, son dört gündeki üçüncü düşüşü. Çok şükür ki bir kırık yok gene, ama bu defa canı yanmış belli, bana belli etmese de bugün anneme söylemiş.
Anlaşılmaz bir durum… Belirsizlik öylesine sinir bozucu ki, salı akşamı geldiklerinde derhal evde yapılan covid test kitlerinden uyguladık babama, belki geçen hafta Güre’deki hastanede yapılan testte yanılma olmuştur diye. Gene negatif çıkınca, annem, ‘keşke pozitif olsaydı, en azından ne olduğunu bilirdik’ diye mırıldandı yanımızda. Böyle anormal bir cümlenin sarf edilebildiği belirsizlik, şaşkınlık hali bizimkisi.
Ne olacak bu işin sonu bilemiyorum.
![]() |
| Bu salonda saatlerce bekledik. Fotoğrafı görüp acil servisin böyle bir yer olduğunu sanıyorsanız, cehennemi de size Patara Plajı diye yutturabilirler, benden söylemesi. |
Not: Her tahlil ya da filmden sonra sonuçları acil servis doktoruna göstermek gerekiyor ama her defasında -arada geçen 1 ya da 2 saat içinde- sevk eden doktor ortadan kayboluyor, sonuçları başka bir doktora göstermek zorunda kalıyorsunuz, tabi bu defa sonucu gören yeni doktor sebebi de öğrenmek istediğinden ‘neyi vardı amcanın?’ diye sorduğundan aynı şeyleri bir daha bir daha anlatmak zorunda kaldım. En son görüştüğüm doktora ‘işinize karışmak istemem, saygısızlık olarak düşünmeyin, hekim değilim ama bu kadar bitkin, gözünü dahi açamayıp oturmaktan yorgun ve saatlerdir yatmak istediğini söyleyen halsiz babama bir serum ya da benzeri bir şey veremez misiniz? diye sorarken sözümü kesti, ‘iyi ki değilsiniz’ dedi. Sanırım bunu kişisel almamalıyım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!