29 Kasım 2020 Pazar

İç Dünyamdaki Pötikare Duvarlar Üzerine...

 

Bu aralar milletin dilinde satranç dehası küçük bir kızın hikâyesinin anlatıldığı bir dizi var. Günümüzde insanların bir şeyleri merak etmeleri, üzerine eğilmeleri, kafa yormaları, vakit ayırmaları için popülerleştirilip önlerine sürülen bir takım nesnelere gereksinim duyuyorlar; görgüleri, tecessüs duyguları, öğrenme istekleri kendiliklerinden bir şeyler edinmelerine yetmeyecek kadar kıt çünkü. Turgut Uyar’ı ya da İbn Haldun’u ancak sosyal medyada rastladığı birkaç aforizma niyetine cümle/mısra ile tanıyan, Kara Kitap’ı okuduktan sonra Hurufilik hakkında kendini allame sanan insanların dünyası bu.

 

Bir satranç tutkunu, ister GM ister benim gibi vasat bir oyuncu olsun, kurgusal bir satranç hikâyesine metelik vermez. Satranç hastasının derdi satrançtır. Kendisiyle kavga eder. Rakibiyle mücadele halindedir. Taşlara, karelere kimi zaman aşkla, kimi zaman nefretle bakar. Saat kimi zaman sevgili gibi görünür, kimi zamansa en büyük düşmandır.

 

Haziranın 25’inde yeni bir hesap açmıştım, o zamandan bugüne dek lichess’te 288 saatim satranç oynayarak geçmiş. Bu da kabaca günde iki saatimin bu meşgale ile geçtiğini gösteriyor. İşsiz güçsüz bir adamım nihayetinde, sürekli kitap okuyacak halim de yok yani.

 

Popüler her şeyden nefret ediyorum. Şimdi de hayatında satrancın hiçbir yeri olmayan insanlar bu konuda da konuşmaya, bir bok biliyorlarmış gibi ortalara gezinmeye başladılar.

 


1 dakikalık 'bullet' oyunda 72 hamleye çıkabilmek benim hız rekorum. 60 saniye içinde 72 hamle yapıp oyunu kazanmanın verdiği tatmin duygusu, gavurların dediği gibi, EPIC !





Rahat bırakın lan beni. Küçücük bir dünyam var zaten.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!