8 Kasım 2020 Pazar

Evrimin Tersine İşlediği Gerçeği Üzerine... (Birinci Bölüm)

 

Dün akşam uzun bir aradan sonra Havva ile beraber annemlere akşam yemeği için gittik. Bir önceki ziyaretimizde, yemek için ayrı masalarda oturmamız ısrarımı aptallık, abartı ve hastalık hastalığı olarak niteleyen, yanlarında maske takmamıza yüzünü buruşturan, ‘biz bizeyiz’ diyen babam, bu defa bu durumu daha kabullenmiş bir görüntü çiziyordu, en başta gene kavga etmeyelim diye düşündüğünü tahmin ettim. Sonrasında, salonun her bir köşesine dağılmış halde kahvelerimizi içerken covid-19’la ilgili meraklı sorular yöneltti bana ve Havva’ya. Neredeyse sekiz aydır tembihlediğim, ısrarla tekrar tekrar yinelediğim ve bir noktadan sonra kendilerine gına geldiğini belli ettikleri konuları, sanki ilk defa duymuş gibi geçen gün izlediği bir TV programında izlediği belli, hayretler eşliğinde bize anlattı. Gene de tam tatmin olmamış sanki, benden teyit de ister gibiydi. Meselenin vahametinden yeni haberdar olduğu belliydi yorumlarından. Annem dâhil hepimiz şaşkın şaşkın bakıyorduk ona. Ağzından düşürmediği Allah korusun temennisine bir yerden sonra tepki gösterdim, “Babacım, Allah öyle çalışmıyor. Biz her zaman, her şekilde duamızı edeceğiz ama Allah ben size akıl verdim, kendinizi korusaydınız ya derse ne cevap veririz? Biz kendimizi korumalıyız bu hastalıktan” dedim. Bozuldu tabi. Biraz daha konuşunca, ne zaman corona/covid hakkında birkaç dakikadan uzun süren diyalog yaşansa “içim sıkılıyor benim bu konulardan” diye yüzünü ekşiten babam eteklerindeki taşı döktü; meğerse işçilerinden birine iki gün önce Covid-19 teşhisi konmuş, evde yatıyormuş. Birden dehşete kapıldım(k). Endişe etmemize gerek yokmuş, iyiymiş, elhamdülillah kendisinde bir şey yokmuş. Hastalığın kuluçka süresi hakkında bildiklerimi anlattım, semptomların üzerinden tekrar geçtim, onun kronik kalp hastası, annemin şeker ve obeziteden mustarip olduğunu, ikisinin de yetmişi geçtikleri hatırlatıp risk grubunda olduklarını yineledim. Karşılık olarak yakın zamanda bir covid-19 testi yaptıracağını söyledi. Nasıl, bilmiyorum. Dehşet içinde ayrıldık oradan, yol boyunca Havva ile şaşkınlık nidalarıyla biten cümleler döküldü ağzımızdan.

 

Bu sabah da yazlığa gittiler, yakında bulunan 87 yaşındaki halama da kahvaltıya davetlilerdi.

 

Evet, başka bir şey yapamıyorum. Elimden gelen sıfır. Ve gene evet, Allah korusun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!