Dün akşam uzun bir aradan sonra Havva ile beraber annemlere
akşam yemeği için gittik. Bir önceki ziyaretimizde, yemek için ayrı masalarda
oturmamız ısrarımı aptallık, abartı ve hastalık hastalığı olarak niteleyen,
yanlarında maske takmamıza yüzünü buruşturan, ‘biz bizeyiz’ diyen babam, bu
defa bu durumu daha kabullenmiş bir görüntü çiziyordu, en başta gene kavga
etmeyelim diye düşündüğünü tahmin ettim. Sonrasında, salonun her bir köşesine
dağılmış halde kahvelerimizi içerken covid-19’la ilgili meraklı sorular
yöneltti bana ve Havva’ya. Neredeyse sekiz aydır tembihlediğim, ısrarla tekrar
tekrar yinelediğim ve bir noktadan sonra kendilerine gına geldiğini belli
ettikleri konuları, sanki ilk defa duymuş gibi geçen gün izlediği bir TV
programında izlediği belli, hayretler eşliğinde bize anlattı. Gene de tam
tatmin olmamış sanki, benden teyit de ister gibiydi. Meselenin vahametinden yeni
haberdar olduğu belliydi yorumlarından. Annem dâhil hepimiz şaşkın şaşkın
bakıyorduk ona. Ağzından düşürmediği Allah korusun temennisine bir yerden sonra
tepki gösterdim, “Babacım, Allah öyle
çalışmıyor. Biz her zaman, her şekilde duamızı edeceğiz ama Allah ben size akıl
verdim, kendinizi korusaydınız ya derse ne cevap veririz? Biz kendimizi
korumalıyız bu hastalıktan” dedim. Bozuldu tabi. Biraz daha konuşunca, ne
zaman corona/covid hakkında birkaç dakikadan uzun süren diyalog yaşansa “içim
sıkılıyor benim bu konulardan” diye yüzünü ekşiten babam eteklerindeki taşı
döktü; meğerse işçilerinden birine iki gün önce Covid-19 teşhisi konmuş, evde
yatıyormuş. Birden dehşete kapıldım(k). Endişe etmemize gerek yokmuş, iyiymiş,
elhamdülillah kendisinde bir şey yokmuş. Hastalığın kuluçka süresi hakkında
bildiklerimi anlattım, semptomların üzerinden tekrar geçtim, onun kronik kalp
hastası, annemin şeker ve obeziteden mustarip olduğunu, ikisinin de yetmişi
geçtikleri hatırlatıp risk grubunda olduklarını yineledim. Karşılık olarak
yakın zamanda bir covid-19 testi yaptıracağını söyledi. Nasıl, bilmiyorum.
Dehşet içinde ayrıldık oradan, yol boyunca Havva ile şaşkınlık nidalarıyla
biten cümleler döküldü ağzımızdan.
Bu sabah da yazlığa gittiler, yakında bulunan 87 yaşındaki
halama da kahvaltıya davetlilerdi.
Evet, başka bir şey yapamıyorum. Elimden gelen sıfır. Ve
gene evet, Allah korusun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!