Öğleden sonra…
A- “Gece 2,30 gibi uyandım, tuvalete kalktım, su içtim sonra
yatak odasına geri döndüm, yatağın karşısındaki kanepeye oturdum karanlıkta,
gözlüğüm gözümde değildi ama telefonu kurcalamaya, tweetleri okumaya
başladım. Perdeler de kapalı tabi, sadece yoldan geçen arabaların far ışıkları
odada beliriyor sonra da uzaklaşıyordu. Bir de telefonun ekran ışığı o kadar.
Ben öylece kanepeye kıvrılmış artık yatsam mı diye içimden geçirirken birden
karanlıkta bir şeyin zıpladığı hissine kapıldım, yüreğim hopladı. Kanepeye
çivilenmiş gibi kaldım o an, gözlüğüm de yok, acaba yanlış mı gördüm diye
geçirdim aklımdan, bekledim bekledim. Derken gene bir şey zıpladı karanlığın
içinde, o zaman anladım ki odada bir şey var. Fare olamaz, çünkü fare zıplamaz.
Çekirge girmiş desem, çekirgeye göre daha iri bir gölge. Kalkamıyorum da
korkudan, iyice büzüldüm kanepeye. Gene zıpladı. Ne olduğunu bilemeyince insan
daha da dehşete kapılıyor. Bir an cesaretimi topladım ve odanın ışığını çabucak
açtım, komodinin üzerindeki gözlüğümü de hızla takıp zıplayan karaltıyı en son gördüğüm
tarafa hızla ama ödüm koparak baktım, bir kurbağa! Gene zıpladı o sırada,
Komodinin üzerinde sheltox vardı, hemen ona uzanıp
kurbağaya sıktım, hem de epeyce sıktım, duvar dibine gitti hayvan, orada
büzüldü, ne kaçabildi ne de bir daha zıpladı. Kaldı öyle. Ah aptal kafam,
yolluğun üzerindeydi ilk gördüğümde, yolluğu kıvırıp arasına alsaydım, sonra da
pencereden aşağıya atsaydım ya.”
B- “Yuh ya, zavallı hayvancağızı kimyasal silahla öldürmüşsün
anne? Öldü di mi, emin misin?”
A- “Bilmiyorum. Bir daha bakmadım ki. Bakamıyorum. Ölmüştür
herhalde.”
B- “Sonra nerede uyudun, salona mı gittin, üst kata mı çıktın?”
A- “Uyumadım ki. Salona gittim ama ayaktayım hep, uyumak mümkün
mü böyle ya. Sinirlerim çok bozuldu.”
B- “Annecim ya, saat kaç oldu ama, nasıl da uykun vardır şimdi.
E bir baksaydın bari hala orada mı? Öldüyse bir faraş al eline, faraş
kullanarak pencereden at bence. Durmaz öyle. Tabi hala oradaysa. Belki kocası
aramaya çıkmıştır ya da çocukları.”
A- “Saçmalama. Bakamam. Bakamıyorum. Kendime de sinirliyim,
hayvanı sheltoxla öldürdüm diye. Ama o sırada aklıma başka bir şey gelmedi, can
havli.”
B- “Peki ne olacak şimdi? Babamı mı bekliyorsun?”
A- “Evet, akşam eve geldiğinde atsın onu. Nasıl atarsa atsın
umurumda değil.”
Akşam üstü aradığımda ‘babanın eli kulağında, gelmek üzere,
kurbağa da hareketsiz duruyor’ dedi. Benim için fotoğraf çekmesini istedim
annemden. İkiletmedi.
Bu blog geçmişte okuyuculara açıkken ve hatırı sayılır
takipçi kitlesine sahipken, annem hakkında bir şeyler yazdığımda gıyabında/spontane
oluşmuş fan club üyeleri coşku gösterilerinde bulunurdu, O ve maceralarından
çok hoşlanırdı okuyucular. Hatta Havva bile, annemle tanışmadan önce yıllarca
blogta okuduğu o kadını bu defa kanlı canlı olarak karşısında görecek olmanın
merakla karışık heyecanını yaşamıştı.
Evet, anneciğim özel bir kadındır, kurbağayı toksiğe boğar, kimyasal
silahla öldürür kendisi.
Seviyorum lan bu kadını…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!