30 Mart 2020 Pazartesi

Karantina Günleri ve Gurbet Duygusu Üzerine...


Yaşadığımız travmalar üst üste kuşatıyor bizi. Camus, Veba isimli kitabında, karantina koşullarını anlatırken şöyle yazar: “Annelerinin yanı başındayken onlara pek dikkat etmeyen oğullar, hafızalarının içindeki bir yüz çizgisini pişmanlık ve endişeyle hatırlıyorlardı. Bu haşin, pürüzsüz, ne zaman biteceği belli olmayan ayrılık, henüz o kadar yakındayken birden bire o kadar uzaklaşmıştı ki, sevilen bir insanın anısını bütün gün düşünmekten başka bir şey elimizden gelmemişti, bizleri şaşkına döndürmüştü. Sonunda iki kat daha çok ıstırap çekiyorduk, önce kendi ıstırabımızı, sonra da yanımızda olmayanların; oğulların, eş ve sevgililerin ıstırabını.” Evet, Camus’nun bahsettiği gibi günler yaşıyoruz, annemleri en son 12 martta gördüm; aynı şehirde, 30 dakika mesafe yaşıyoruz, ama sadece telefonda, en fazla görüntülü konuşabiliyoruz. Kayınvalidemler de öyle, sanırım daha uzun zaman oldu. Yazarın söylediğinden farksız gurbet duygusu düştü hepimizin içine. Babamı merak ediyorum, ‘iyiyim’ diyor ama kendini eve kapatması bizlerden günler sonra, o da yarım yamalak söz konusu oldu. Annem hiç çıkmıyor evden ama virüsün babama bulaşmış olması durumunda anneme de geçmesi pek mümkün. İnsan (şehir dışında yaşamak gibi) bir zorunluluk ya da (kavga, küsme gibi) bir olumsuzluk haricinde 70’lerini aşmış anne-babasından bu kadar uzun süre ayrı kalmayı hazmedemiyor. Aileme ne kadar düşkün olduğuma bu blog şahittir. Durum onlar açısından daha müşkül, şüphe yok ki: Bir çocukları coronanın alt üst ettiği Amerika’da, onu, torunlarını düşünüyorlar endişeyle. Buradaki çocukları ben en fazla telefondan destek olabiliyorum, talimat verebiliyorum kendilerine. Üstelik her şey telefonda konuşulmuyor, gözlerinin içine bakıp ellerini tutarak dile getirilmesi gereken ve ancak o şekilde tesir edebilecek kimi sözler, telefonda aynı etkiyi yaratmaktan uzak kalıyor. Çaresizlik dehşet verici. Özlüyorum ve yanlarında olmak istiyorum. Onların da bunun için can attığını biliyor olsam da kendimizi kapattığımız hücreden dışarıya çıkmamamız lazım. Birkaç ay önce bir cenazedenbahsetmiştim burada, “Her cenazede bir ‘neşeli’ bulunur. Mevtanın yakınlarından da çekinmez, espriler, gülücükler, türlü geyiklerle keyifli bir piknik havası yaratır ortamda” ifadelerini kullanmıştım. Üç gün önce o neşelinin annesi vefat etmiş. Dün haberim oldu. Akşam aradım, neredeyse kimseye haber vermeden, çok az kişi ile kaldırmışlar cenazeyi, defnetmişler hemen. Cenaze namazı 11am’de kılmışlar, vakit namazını beklemeden. Ne evde dua, ne duaya katılan misafirler.
  

Ben ve Havva, mecburiyet harici evden çıkmıyoruz. Mecburiyetten kastettiğim fırın, market, manav, eczane alışverişi için, iki üç günde bir, o kadar. Kendimizi kapattığımız karantina 13 ya da 14 martta başladı, yani iki haftayı aşkın bir süre geride kaldı. Bu arada sigarayı bıraktım, Bugün onuncu günü geride bıraktım. Ne zamandır içimden geçen bir hamleydi, Covid-19’un yarattığı tahribatın akciğerlerde yoğunlaştığını öğrenince daha kararlı davranarak bırakma teşebbüsünü yineledim, nikotin bandı yardımıyla da olsa, on gündür tek bir sigara içmedim. Kısa sürede balgam sorunumun hafiflemesi, gece öksürüklerimin çok azalması ve nefes alış verişlerimdeki hırıltıdan kurtulmuş olmak beni mutlu eden gelişmeler. Gel görelim her şey yolunda giderken dün akşam çok ani bir halsizlik çöktü üzerime, yorgunluğa sebep olacak hiçbir aktivite de yapmadım yani. Erkenden yattım, Havva’yı endişeye sevk edecek kadar. Sabah da göğsümde –hafif- bir ağrıyla uyandım, devam ediyor gün içinde. Ateşim yok, solunum güçlüğü çekmiyorum henüz, ama sebepsiz, yersiz halsizlik ve akciğerlerimden kaynaklandığını düşündüğüm –hafif- ağrı devam ediyor. Vehimli bir tip olabiliyorum kimi zaman, böyle bir yanım var, ama yaşananlar kaygılı olmaya koşullandırıyor insanı. Neydi o söz, ‘paranoyak olman seni takip etmedikleri anlamına gelmez.’ Diğer bir değişle, evhamlı bir tabiata sahipsem de basbayağı hastalık belirtileri gösteriyor olabilirim. Artık büyüdüğüm için olsa gerek, ölmek filan istemiyorum. Bunu içimden geçirmek bile önce Havva’ya, sonra anne babama büyük bir haksızlık ve nankörlük olur. Bazen aklıma intihar düşüncesi gelmiyor değil, ne kadar meyyal olduğumu bilen biliyor zaten, ama hep ‘keşke daha önce yapsaydım’ diye sonlanıyor bu düşünce. Yoksa şimdiyle ilgisi yok.  



Worldometers sayfasına günde birkaç kez bakıyorum. Şu an itibarıyla dünyada Covid-19 kaynaklı vaka sayısı 735120, ölü sayısı ise 34808. Bunların hiç biri kesin rakamlar değil. Vaka sayısı tespit edilenlerden ibaret, ya tespit edilmeyen? Yukarıdakiyle oranlarsak milyonlarla ifade edilebilir belki. Ölü sayısı da öyle, yüzbinlerle.

Bakalım daha neler göreceğiz…




  






Duvar işe yaramayacak... Bunu biliyoruz. Geliyorlar. 'Run! Runnnn!' ama nereye?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!