Yaşadığımız travmalar üst üste kuşatıyor bizi. Camus, Veba isimli kitabında, karantina koşullarını
anlatırken şöyle yazar: “Annelerinin yanı
başındayken onlara pek dikkat etmeyen oğullar, hafızalarının içindeki bir yüz
çizgisini pişmanlık ve endişeyle hatırlıyorlardı. Bu haşin, pürüzsüz, ne zaman
biteceği belli olmayan ayrılık, henüz o kadar yakındayken birden bire o kadar
uzaklaşmıştı ki, sevilen bir insanın anısını bütün gün düşünmekten başka bir
şey elimizden gelmemişti, bizleri şaşkına döndürmüştü. Sonunda iki kat daha çok
ıstırap çekiyorduk, önce kendi ıstırabımızı, sonra da yanımızda olmayanların;
oğulların, eş ve sevgililerin ıstırabını.” Evet, Camus’nun bahsettiği gibi
günler yaşıyoruz, annemleri en son 12 martta gördüm; aynı şehirde, 30 dakika
mesafe yaşıyoruz, ama sadece telefonda, en fazla görüntülü konuşabiliyoruz.
Kayınvalidemler de öyle, sanırım daha uzun zaman oldu. Yazarın söylediğinden
farksız gurbet duygusu düştü hepimizin içine. Babamı merak ediyorum, ‘iyiyim’
diyor ama kendini eve kapatması bizlerden günler sonra, o da yarım yamalak söz
konusu oldu. Annem hiç çıkmıyor evden ama virüsün babama bulaşmış olması
durumunda anneme de geçmesi pek mümkün. İnsan (şehir dışında yaşamak gibi) bir
zorunluluk ya da (kavga, küsme gibi) bir olumsuzluk haricinde 70’lerini aşmış
anne-babasından bu kadar uzun süre ayrı kalmayı hazmedemiyor. Aileme ne kadar
düşkün olduğuma bu blog şahittir. Durum onlar açısından daha müşkül, şüphe yok
ki: Bir çocukları coronanın alt üst ettiği Amerika’da, onu, torunlarını
düşünüyorlar endişeyle. Buradaki çocukları ben en fazla telefondan destek olabiliyorum,
talimat verebiliyorum kendilerine. Üstelik her şey telefonda konuşulmuyor, gözlerinin
içine bakıp ellerini tutarak dile getirilmesi gereken ve ancak o şekilde tesir
edebilecek kimi sözler, telefonda aynı etkiyi yaratmaktan uzak kalıyor.
Çaresizlik dehşet verici. Özlüyorum ve yanlarında olmak istiyorum. Onların da
bunun için can attığını biliyor olsam da kendimizi kapattığımız hücreden
dışarıya çıkmamamız lazım. Birkaç ay önce bir cenazedenbahsetmiştim burada, “Her cenazede
bir ‘neşeli’ bulunur. Mevtanın yakınlarından da çekinmez, espriler, gülücükler,
türlü geyiklerle keyifli bir piknik havası yaratır ortamda” ifadelerini kullanmıştım.
Üç gün önce o neşelinin annesi vefat
etmiş. Dün haberim oldu. Akşam aradım, neredeyse kimseye haber vermeden, çok az
kişi ile kaldırmışlar cenazeyi, defnetmişler hemen. Cenaze namazı 11am’de
kılmışlar, vakit namazını beklemeden. Ne evde dua, ne duaya katılan misafirler.
Ben ve Havva, mecburiyet harici evden çıkmıyoruz. Mecburiyetten
kastettiğim fırın, market, manav, eczane alışverişi için, iki üç günde bir, o
kadar. Kendimizi kapattığımız karantina 13 ya da 14 martta başladı, yani iki
haftayı aşkın bir süre geride kaldı. Bu arada sigarayı bıraktım, Bugün onuncu
günü geride bıraktım. Ne zamandır içimden geçen bir hamleydi, Covid-19’un
yarattığı tahribatın akciğerlerde yoğunlaştığını öğrenince daha kararlı
davranarak bırakma teşebbüsünü yineledim, nikotin bandı yardımıyla da olsa, on
gündür tek bir sigara içmedim. Kısa sürede balgam sorunumun hafiflemesi, gece
öksürüklerimin çok azalması ve nefes alış verişlerimdeki hırıltıdan kurtulmuş
olmak beni mutlu eden gelişmeler. Gel görelim her şey yolunda giderken dün
akşam çok ani bir halsizlik çöktü üzerime, yorgunluğa sebep olacak hiçbir aktivite
de yapmadım yani. Erkenden yattım, Havva’yı endişeye sevk edecek kadar. Sabah
da göğsümde –hafif- bir ağrıyla uyandım, devam ediyor gün içinde. Ateşim yok,
solunum güçlüğü çekmiyorum henüz, ama sebepsiz, yersiz halsizlik ve akciğerlerimden
kaynaklandığını düşündüğüm –hafif- ağrı devam ediyor. Vehimli bir tip
olabiliyorum kimi zaman, böyle bir yanım var, ama yaşananlar kaygılı olmaya
koşullandırıyor insanı. Neydi o söz, ‘paranoyak
olman seni takip etmedikleri anlamına gelmez.’ Diğer bir değişle, evhamlı
bir tabiata sahipsem de basbayağı hastalık belirtileri gösteriyor olabilirim. Artık
büyüdüğüm için olsa gerek, ölmek filan istemiyorum. Bunu içimden geçirmek bile
önce Havva’ya, sonra anne babama büyük bir haksızlık ve nankörlük olur. Bazen
aklıma intihar düşüncesi gelmiyor değil, ne kadar meyyal olduğumu bilen biliyor
zaten, ama hep ‘keşke daha önce yapsaydım’ diye sonlanıyor bu düşünce. Yoksa
şimdiyle ilgisi yok.
Worldometers sayfasına günde birkaç kez bakıyorum. Şu an itibarıyla
dünyada Covid-19 kaynaklı vaka sayısı 735120, ölü sayısı ise 34808. Bunların
hiç biri kesin rakamlar değil. Vaka sayısı tespit edilenlerden ibaret, ya
tespit edilmeyen? Yukarıdakiyle oranlarsak milyonlarla ifade edilebilir belki. Ölü
sayısı da öyle, yüzbinlerle.
Bakalım daha neler göreceğiz…
Duvar işe yaramayacak... Bunu biliyoruz. Geliyorlar. 'Run! Runnnn!' ama nereye?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!