17 Mart 2020 Salı

Epidemic Üzerine...


Corona virüs salgınının yarattığı keşmekeş artarak sürüyor. Geçen haftaki son ziyaretimde babama kalabalıklardan uzak durmasını söylemiş, camiye filan gitmemesini tavsiye etmiştim, burun kıvırmıştı. İki gün önce diyanet camilerde cemaatle namaz kılınmasını yasakladı, ardından hükümet cafe, disko, kıraathane, pavyon gibi mekânların kapatılmasına karar verdi. İnsanların çoğu histerik bir ruh haline girmiş durumda; marketlerde makarna, bulgur, kâğıt havlu vs. bulmak neredeyse imkânsız. Virüsü ve tehlikesini ciddiye almayanlar dahi evlerine stok yapmaya başladı. Milletin bir kısmı tedbiri panikle, önlemi evhamla karıştırıyor, bir kısmı da ‘bize bir şey olmaz’cılardan, ‘bunlar amerikanın işi’cilerden, ‘Allahın verdiği canı Allah alır’cılardan oluşuyor. Yani herkes kafayı yemiş halde. Delirdi herkes. Tedbir-tevekkül dengesi, dehşet-vurdumduymazcı kadercilik uçlarına savrulmuş halde, Virgilius ise her daim olduğu gibi hiçbir gruba dâhil değil: Bir gamlı baykuş olarak, her bir kişinin önünde sonunda bu virüse yakalanacağından şüphem yok. Hepimiz hasta olacağız. Sadece ne kadar geç hastalanırsak o kadar iyi. İki yüz bin ağır hastanın yoğun bakıma girme kavgası vereceği zaman dilimi yerine, iki yüz kişinin yoğun bakıma alınması gerektiği dönemde hasta olmak arasında fark var. Doktor, yatak sayısı, ekipman, cihaz bağlamında bu gecikme hayat kurtarır.


Babam için endişe ediyorum. Hayatım boyunca hep aynı derdi yaşadım, blog buna şahittir. O da kaygısız kadercilerden. Kaderciliği Müslümanlıkla karıştırıp önlem almayı Yaradan'a küfür gibi gören cahil islam yaklaşımı, bu ülkedeki çoğu insanın yanılgısı. Yapabileceğim bir şey yok, sinir olmaktan başka. Dün telefonda ellerini sık sık yıkaması gerektiğini yinelerken ‘oğlum ben manyak mıyım ikide bir elimi yıkayayım’ dedi. Elleri kirlenince yıkıyormuş zaten. Hadi bakalım. Hala çalışıyor, her sabah dükkan. Elimden bir şey gelmiyor. En azından virüsün belirtilerini sık sık anlatıp kendilerini takip etmelerini söylüyorum ona ve anneme. Belirtiler demişken, sözü edilen semptomlar kuru öksürük, balgam, solunum güçlüğü, ateş, halsizlik. Bir sigara tiryakisi olarak kuru öksürükten hep mustaribim, balgam da daima rahatsızlık verir bana.  Burnum kırık, dolayısıyla ağızdan nefes alırım ben ve nefes almakta kimi zaman yaşadığım güçlük evlendiğimizden beri Havva’nın dikkatini çekmiş durumda. Üstelik sigara demiştim ya, KOAH ya da benzeri bir sorunum da söz konusu olabilir. Özetle, bütün belirtiler zaten kendimi bildim bileli var, ateş hariç. Kritik eşik ancak ateşle kendini gösterebilir, o zamana kadar virüsü kaparsam hiç fark etmeyebilirim açıkçası.


Deprem tehlikesi unutuldu gitti. Yaşanılanlar bir kanser hastasının tedavisinin ortasında kalp krizi geçirmesi ya da apandisitinin iltihaplanması gibi bir şey aslına bakarsanız, orada devasa ve çözümü çok zor bir gaile bizi beklerken yakın tehlikenin varlığı tüm dikkatleri buraya çekti, olası büyük deprem hakkında konuşan, yazan kimseyi görmüyorum haftalardır. Kırk katır mı, kırk satır mı…


Dün Havva’nın bozulmak üzere olan bilgisayarının yerine gittik mediamarkt’a, parayı Mac Air’e gömdük. Bugün kapısından bir şeyler vermek için kayınvalidemlerin evine, Küçükyalı’ya gittim. Dün ve bugün, kaç tane zenci gördüysem yolda, metroda, marmarayda, hepsinin yüzünde maske vardı. Bu virüsü zenciler çıkarmış olabilir; böyle giderse beyaz ve sarı ırklar yok olacak, dünya siyahlara kalacak.









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!