Corona virüs salgınının yarattığı keşmekeş artarak sürüyor.
Geçen haftaki son ziyaretimde babama kalabalıklardan uzak durmasını söylemiş,
camiye filan gitmemesini tavsiye etmiştim, burun kıvırmıştı. İki gün önce
diyanet camilerde cemaatle namaz kılınmasını yasakladı, ardından hükümet cafe,
disko, kıraathane, pavyon gibi mekânların kapatılmasına karar verdi. İnsanların
çoğu histerik bir ruh haline girmiş durumda; marketlerde makarna, bulgur, kâğıt
havlu vs. bulmak neredeyse imkânsız. Virüsü ve tehlikesini ciddiye almayanlar
dahi evlerine stok yapmaya başladı. Milletin bir kısmı tedbiri panikle, önlemi
evhamla karıştırıyor, bir kısmı da ‘bize bir şey olmaz’cılardan, ‘bunlar
amerikanın işi’cilerden, ‘Allahın verdiği canı Allah alır’cılardan oluşuyor.
Yani herkes kafayı yemiş halde. Delirdi herkes. Tedbir-tevekkül dengesi,
dehşet-vurdumduymazcı kadercilik uçlarına savrulmuş halde, Virgilius ise her daim
olduğu gibi hiçbir gruba dâhil değil: Bir gamlı baykuş olarak, her bir kişinin
önünde sonunda bu virüse yakalanacağından şüphem yok. Hepimiz hasta olacağız. Sadece
ne kadar geç hastalanırsak o kadar iyi. İki yüz bin ağır hastanın yoğun bakıma
girme kavgası vereceği zaman dilimi yerine, iki yüz kişinin yoğun bakıma alınması
gerektiği dönemde hasta olmak arasında fark var. Doktor, yatak sayısı, ekipman, cihaz
bağlamında bu gecikme hayat kurtarır.
Babam için endişe ediyorum. Hayatım boyunca hep aynı derdi
yaşadım, blog buna şahittir. O da kaygısız kadercilerden. Kaderciliği Müslümanlıkla
karıştırıp önlem almayı Yaradan'a küfür gibi gören cahil islam yaklaşımı, bu ülkedeki
çoğu insanın yanılgısı. Yapabileceğim bir şey yok, sinir olmaktan başka. Dün
telefonda ellerini sık sık yıkaması gerektiğini yinelerken ‘oğlum ben manyak
mıyım ikide bir elimi yıkayayım’ dedi. Elleri kirlenince yıkıyormuş zaten. Hadi bakalım. Hala
çalışıyor, her sabah dükkan. Elimden bir şey gelmiyor. En azından virüsün
belirtilerini sık sık anlatıp kendilerini takip etmelerini söylüyorum ona ve anneme. Belirtiler demişken, sözü edilen semptomlar kuru öksürük,
balgam, solunum güçlüğü, ateş, halsizlik. Bir sigara tiryakisi olarak kuru
öksürükten hep mustaribim, balgam da daima rahatsızlık verir bana. Burnum kırık, dolayısıyla ağızdan nefes alırım
ben ve nefes almakta kimi zaman yaşadığım güçlük evlendiğimizden beri Havva’nın
dikkatini çekmiş durumda. Üstelik sigara demiştim ya, KOAH ya da benzeri bir
sorunum da söz konusu olabilir. Özetle, bütün belirtiler zaten kendimi bildim bileli var, ateş
hariç. Kritik eşik ancak ateşle kendini gösterebilir, o zamana kadar virüsü
kaparsam hiç fark etmeyebilirim açıkçası.
Deprem tehlikesi unutuldu gitti. Yaşanılanlar bir kanser
hastasının tedavisinin ortasında kalp krizi geçirmesi ya da apandisitinin
iltihaplanması gibi bir şey aslına bakarsanız, orada devasa ve çözümü çok zor
bir gaile bizi beklerken yakın tehlikenin varlığı tüm dikkatleri buraya çekti,
olası büyük deprem hakkında konuşan, yazan kimseyi görmüyorum haftalardır. Kırk
katır mı, kırk satır mı…
Dün Havva’nın bozulmak üzere olan bilgisayarının yerine
gittik mediamarkt’a, parayı Mac Air’e gömdük. Bugün kapısından bir şeyler
vermek için kayınvalidemlerin evine, Küçükyalı’ya gittim. Dün ve bugün, kaç
tane zenci gördüysem yolda, metroda, marmarayda, hepsinin yüzünde maske vardı.
Bu virüsü zenciler çıkarmış olabilir; böyle giderse beyaz ve sarı ırklar yok
olacak, dünya siyahlara kalacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!