14 Mart 2020 Cumartesi

Corona Virüsü ve Gizli Hipokrat Yemini üzerine...


Corona, tüm dünyayı alt üst etmiş durumda. Bugün itibarıyla tespit edilen 144000 vakada hayatını kaybedenlerin sayısı 5396. ‘Şuyu’u, vukuundan beter’ dermiş eskiler, aynen öyle, panik, korku, endişe insanları esir almış halde. Pek çok ülkede hayat hükümetlerin talimatıyla durdu, başka ülkeler de hayatı durduracak ölçüde sert tedbirlere başvuruyor. İnsanlar evlerine kapanmak zorunda, sosyal yaşam diye bir şeye müsaade etmiyor bu virüs; aslına bakılırsa hiçbir önlem kesin bir çözüm olamaz, ancak erteleyebilir bu hastalığa yakalanmayı. Gribin bir türünden bahsediyoruz neticede, her sene hepimizin birkaç kez yakalandığı grip. Solunumla, burun, ağız ya da göz yoluyla bulaşan, kaçınılmaz bir son. Ölüm oranı yaş gruplarına göre değişiyormuş, 70-79 yaş aralığında %8, 80 yaş üzeri %12 olarak yapılan değerlendirmeler, 30 yaş altında %0,02’ye düşüyor. İki hafta kadar kuluçka süresi olduğundan bahsedilmekte ki virüse yakalanan ama ayakta hafif olarak geçiren nüfusun %70’lik oranı hiçbir belirti göstermeyebilir, ama taşıyıcı - bulaştırıcı olmalarının önüne de kimse geçemez çünkü virüsü taşıdıklarına dair hiçbir emare yok. Yani özetle herkes bu virüse öyle veya böyle yakalanacak. Bu kadar basit. Türkiye nispeten iyi durumda, anlamsız panik havası yüzünden millet evinde stok yapmaya başladı ama tespit edilen hasta sayısı nispeten az. Şimdilik. Umarım böyle devam eder. Dünyada ülkeler sınırlarını kapatırken, NBA’den şampiyonlar ligine tüm spor faaliyetleri süresiz iptal olurken, tiyatrolara, müzelere, derken okullara kilit vurulan ülkemizde halk gene de Cuma namazlarına koşarak gitmeye devam edecek ölçüde kafa karışıklığına haiz. Hutbede ‘kalabalıktan uzak durun’ mesajı verilmesi ise nefis bir ironi.

 
Böyle bir site var, dünyada Corona virüsü vakalarının ülkelere göre dağılımı, hasta sayısı, ölüm sayısı, kritik durumdakiler... 13 mart güncellemesi.




Çok başka bir konuya geçme niyetindeyim. Yukarıdakileri sadece bugünleri kayıt altına alayım diye yazdım.


Konuyla ilgili bunca haber bombardımanı arasında dün çok acayip bir şeye rastladım. Bir Alman doktor, hali hazır duruma dair tüm bilgileri toparlayıp istatistiklerini çıkararak türlü yorumlar yapmış. Benim için karamsar, gamlı baykuş der insanlar, bir de bu yazıyı okusunlar bakalım. Neyse, yazı içeriğinde çok ama çok dikkat çeken bir nokta var. Amerikan Hastaneler Birliğinin öngörüsüne göre, ABD’de hastalığın bulaşacağı düşünülen insan sayısı 96 milyon. İyimser (gerçekten polyanna ölçüsünde iyimser) bir tahminle, solunum desteği alacak hasta sayısının bir milyon olacağını değerlendiriyorlar, aşağı yukarı %1 demek bu. Böylece gene aşırı iyimser bir tahminle 500 bin kişinin öleceği öngörülüyor. Yani hastalığın bulaştığı insanların %0,5’ine karşılık geliyor. (Genel olarak vakaların %3-4’ünün hayatını kaybettiği düşünülürse, Amerikalılar kendilerini superman zannediyor olabilirler.) Mesele olan biteni pembe gözlüklerle yorumlamaları değil. Dikkatimi çeken bir başka şey var. Yazıdan alıntılayayım:

“Şimdiye kadar gördüğümüze göre vakaların aşağı yukarı %20’si hastaneye kaldırılıyor, %5’i yoğun bakım ünitesinde yatıyor ve %1’inin çok yoğun bakıma ihtiyacı oluyor, yani sunî solunum cihazına veya oksijen cihazına (ECMO) bağlanmaları gerekiyor.
Sorun şu ki sunî solunum cihazları ve ECMO’lar kolayca alınan ya da üretilen şeyler değiller. Birkaç yıl önce ABD’de 250 tane ECMO cihazı vardı.
Yani bir anda 100 bin kişi enfekte olursa, bunların epey bir kısmı test yaptırmak isteyecektir. Yaklaşık 20 bini hastaneye yatacaktır. 5000’i yoğun bakıma alınacaktır. Yaklaşık 1000 kadarı ise bu cihazlara ihtiyaç duyacaktır. Bu da şu anda sahip olduğumuz cihaz sayısının çok üstünde bir ihtiyaç demek bu. Ve sadece 100 bin vakadan bahsettiğimizi hatırlatırım.”
 (…)
En zor durumlar ise yoğun bakım ünitelerinde, hastalar solunum cihazına ya da ECMO’ya (oksiyen cihazı) ihtiyaç duyduğunda yaşanıyor. Bu cihazları paylaştırmak mümkün değil. Dolayısıyla sağlık çalışanları kimi makinaya bağlayacaklarına karar vermek zorundalar. Bu da kimin öleceğine ve kimin hayatta kalacağına karar vermek anlamına geliyor.
İtalyan bir doktorun anlattıkları aşağıdaki bağlantıda [İngilizce]:
‘Bir süre sonra seçim yapmak zorunda kalıyoruz. Herkesi solunum cihazına bağlamamız mümkün değil. Hastanın yaşına ve sağlık durumuna göre karar veriyoruz.’


Okuduğum bu satırlar, beni yaklaşık yirmi sene önceye götürdü. Yüksek lisans derslerinden birindeydim, öğrencisi olmakla gurur duyduğum Sevil Hocayı, tam konuyu hatırlayamıyorum şimdi, ne daha önce, ne de sonraki yıllarda hiçbir durumda öylesine soğukkanlılığını yitirmiş, öfkeden deliye dönmüş halde görmedim, her daim cool, hem feminen hem dominant olan Sevil Hoca, o gün elinde sopa olsa bir öğrenciyi adamakıllı dövecek kadar sinirlenmişti. Mesele şuydu: Sınıftaki öğrencilerden bir yüksek hemşire (yüksek hemşireler 4 yıllık lisans mezunu olurdu) adını hatırlamadığım bir devlet hastanesinin acil servisinde görevliydi ve konu nasıl oraya geldi hiç bilmiyorum ama bir ara söz isteyip acil servisteki kimi hastaların –fazla yaşam şansı kalmayan ve yatak işgal ettiği takdirde başka hastalara mani olacağı değerlendirildiği için- acil servistekiler tarafından ölmelerine göz yumulduğuna dair şeyler söylemişti. Sevil Hoca, hiç unutmuyorum, hınçla şişmiş, ağzından çıkan alevlerle beraber “bunu burada söylemeye hakkın yok!” diye haykırmıştı kıza. (Kız çirkindi, benden de bir iki yaş büyüktü ama göğüsleri füze gibiydi. Bu hemşire milletini vallahi çözemedim ben. Neyse.)


O öğrenciyi daha sonra görmedim ben. Sadece kulağıma gelen dedikoduyu yazabilirim, gerçekten dedikodu, başka hiçbir bilgiye sahip değilim: Enstitüyle ilişiğinin kesildiğini duymuştum.

Tıp çalışanlarının gizli Hipokrat yeminini çiğnediği apaçıktı. İşittiklerimizden ötürü nasıl dehşete kapıldığımızı anlatamam.


Şimdi yukarıda alıntıladığım metne dönebiliriz. Corona virüsünün en ağır seyrettiği %1’lik oran, doğal olarak vaka sayısına göre değişiklik gösterecek. 100 kişi hastalanırsa 1 kişinin ECMO denilen cihaza ya da solunum cihazına bağlanması gerek. Bu durum 1 milyon kişi için 10 bin cihaza ihtiyaç duyulacağı sonucuna götürüyor bizi. Bir milyon hastanın dokuz yüz doksan bini ayakta ya da istirahat etmek suretiyle hastalığı atlatabilecek, ama % 1 gibi ilk anda düşük gelen bir oran, sayının büyüklüğü göz önüne alındığı takdirde on bine tekabül ediyor. Ve en başta dediğim gibi, bu virüsten kaçış yok. Ertelemek alınacak önlemlerle mümkün, engellemek bulaşmayı engellemek ise olanaksız. Ya aynı anda 2 milyon kişi hastalanırsa? Ya da fazlası? Bu cihazdan kaç tane var? Kaç hastanede var?


Şuradaki haber çok acı: “savaş durumu gibi, kimi tedavi edeceğimize yaşına ve sağlık duruma göre karar vermek zorundayız” diyor doktor. Yaşlı ve genç arasında, genci alıyorlar solunum cihazına, yaşlıyı ölüme terk ediyorlar. Acil durumdaki hastaları, hastane koşulları, malzemeler, cihazlar, yatak sayısı vs. derken elemek zorunda kalıyorlar.

Yaşlı ve genç arasındaki ayrımdan başka ne gibi kriterler var olabilir peki? Bir ECMO boşa çıkıyor söz gelimi iki aday var, biri zengin, diğeri gariban iki hasta, aynı şartları taşıyan: Doktor hangisini bağlayacak sizce cihaza? Ya da filanca büyük yerden telefon gelse, ‘falanca yakınım geliyor, derhal ilgilenin’ dese, 70 yaşındaki o yakınını mı, yoksa 30 yaşındaki sıradan ama tedavisi daha olası hastayı mı bağlayacaklar? Peki, makbul vatandaşlarla, makbul olmayanlar arasında nasıl bir değerlendirme yapılacak?


Türkiye’den bahsetmiyorum. Bizde –şu ana kadar- sürecin güzel yönetildiğini düşünüyorum, genel olarak ele alıyorum bu felaketi. Yukarıdaki doktor İtalyanmış; mutlaka bunun İranlı, Çinli, İspanyol, Japon versiyonları vardır. Bizde de ileride olabilir eğer virüsün bulaştığı insan sayısında ani bir patlama yaşanırsa. Bu ihtimal göz ardı edilemez zaten. O yüzden tedbir, önlem almak gerek.

Çok tuhaf günler bizi bekliyor. Şimdi bile o kadar anormal ki yaşananlar, o hemşire kızın uğradığı gazabın nedeni, bir gazetede bir başka doktor tarafından azıcık yumuşatılmış bir dille ifade edilmesine karşın kıyamet kopmuyor işte.



Belki de kıyamet, kıyametin kopmamasıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tarihe Yorum Düşmek Senin Ne Haddine?!